Veba nedir ?
Hasta sıçanlardan insanlara geçen bir mikrobun oluşturduğu bulaşıcı, öldürücü bir hastalık. Bu, vebanın yalnızca sözlük karşılığı. Camus'nün Veba'sı ölümle biten bir hastalık olmanın çok ötesinde. Veba, insanların hayatlarını, dünya görüşlerini, ilgilerini, ilişkilerini, düşüncelerini, yaşadığına dair insanda ipucu bırakan her şeyi değiştirebilecek güçte bir hastalık şekline bürünüyor. Önemli olan artık iradedir, tedavinin önüne insanın vebadan kurtulmayı gerçekten isteyip istemediği geçmiştir.
Olay Cezayir kıyılarındaki Oran da geçiyor. Sıkıcı, durgun şehir Oran. Oran'ı her zamanki ilkbaharlardan farklı bir ilkbahar, farklı bir yaz, farklı bir kış bekliyor. 194.. lı yıllar ve mevsimler bile vebalı bu dönemde. Doktor Bernard Rieux. Vebayı ilk hisseden ve ona karşı mücadele eden en güçlü insanlardan. Fareler yavaş yavaş gün yüzüne çıkmaya başlıyor ve kısa sürede şehir fare leşleriyle baş edemez hale geliyor. Hastalığın belirtileri ise her gün daha fazla insanda kendini gösteriyor. Veba teşhisi zor da olsa konuluyor ve şehrin dış dünyayla bağlantısı kesiliyor. Hastalık o çok sancılı varlığını sürdürürken serin geçmesi dilenen bir yaz geliyor. Ama dilekler, dilek olmaktan çıkıp hayatın içinde yer bulamayıp ayakta kalıyor. Vebaysa yaz güneşiyle işine devam ediyor.
Veba da bir hastalığın insan ruhuna etkilerini acı veren yönleriyle görüyoruz; kentin kapıları kapatılıyor, artık şehrin içindekiler ve dışındakiler kavramları da girmiştir romana. Sevgililerin arasına da veba! Oran'ın vebayla tanıştığı ilk günlerde sadece kendini, kendi mutluluğunu düşünen Rambert'ın da hayatına anlam katan şeyler değişmiştir. Sevgilisine kavuşabilmek için şehirden çıkmanın onca yolunu deneyip sonunda başarabilecekken vebayla savaşmayı tercih eden bir karakter Rambert.
Veba Oranlılar'a bir şeyi daha öğretmiştir: ölüme alışmayı. İnsan doğar, yaşar, ölür üçlemesi kulağa ne kadar mantıklı gelse de hayatımızdan birilerinin çıkması, elimizde hüzün kalmasına engel değil. Birileri ölür ve biz hep üzülürüz. Ama tehlikeli hasta Oran da bu da değişti. Önceleri büyük sıkıntı veren veba ölümleri, sayıları arttıkça ölümü bile sıradanlaştırmayı başardı. Sıradanlık hafızayı zayıflaştırır. Varlığını siluet şeklinde sürdürmek gibi... Ölen insanlar ya da sırasını bekleyenler artık daha çabuk unutulur. İçerdekiler birbirine dışardakiler de içerdekilere kayıtsızlaşır. Unutulmaksa belleğin kaçınılmaz intikamıdır. Çünkü unutmak, aklın oynadığı oyundur deyip kestirip atılamayacak kadar ciddidir durum. Unutulmanın ardından acı gelir ve umudu da yanlarına alıp giderler. Kenttekiler zaman ilerledikçe yalnızlaşırlar. Ne olacak sorusu her yerde yankılanırken, insanlar ölümü düşünmez olmuşlardır. Sadece ölümü değil hiçbir şeyi düşünmüyorlardır. Veba, uzun pardesösü, beyaz atkısı ve elinde tabancasıyla hayatları ele geçirmiştir. İşin kötüsü artık kenttekiler de unutulduklarının farkındadırlar.
Bugün bunların sonucunda açıkça şu görülüyordu; felaketlerin en korkuncunda bile kimsenin kendinden başkasını sahiden düşünebilmesine imkan yoktu. Çünkü birisini gerçekten düşünmek, o insanı her dakika, hiçbir şey tarafından rahatsız edilmeden, ne ev işleri, ne uçan sineklerle ne yemeklerle ne de kaşınmakla meşgul olmaksızın düşünmekle olur. Fakat sinekler her zaman uçuşur ve insan kaşınmadan duramaz. İşte bunun için hayatı yaşamak güçtür. Ve bu insanlar da bunu iyice biliyordur.
Veba, yaklaşık üç yüz sayfa boyunca en ince ayrıntılarıyla, insanı Oran'daymışçasına üzerek devam ediyor. Ölen çocuklar, buna karşı veryansınlar, çaresizlik, mücadele, umutsuzluk, yalnızlık, korku, ölüm... Bir şehri ve insanlarını hakimiyetine alan, düzeni kendine göre yeniden kuran bir hastalığın beraberinde neler getirip neler götürdüğünü, yaşamı gölgesinde bırakıp artık ben varım deyişine tüm kasvetiyle tanık oluyoruz Veba'da. Camus'nün diğer eserlerinde saçmacılık daha ön plandayken Veba'nın genelinde kendini var eden bu görüş yerini mutlu sona bırakıyor ve veba Oran'ı yanına kattığı binlerce hayatla nihayet terkediyor. Tabi bu roman kahramanlarının şaşırtıcı sabrı, direnişi, fedakarlıklarıyla sağlanıyor. Vebayla yapılan soğuk savaşı sıcak sevgiliye tercih etmekle... Diğer hayatları önemsemekle... Fanusu kırıp hayata karışmakla. Veba gidip huzur yeniden Oran'a yaklaşıyor belki ama yazarımız tarzını su yüzüne çıkaryp, eşsiz kurgusuyla mutlulukta oynama payını yadsımıyor:
Şehirden yükselen coşkun sevinç seslerini dinlerken Rieux, bu sevincin her zaman tehdit altında bulunduğunu düşünüyordu. Çünkü kendini sevince kaptırmış halkın bir şeyden haberi olmadığını ve kitaplarda okunduğu gibi veba mikrobunun ne öldüğünü ne de kaybolduğunu, sayısız yıllar boyunca mobilyalarda ve çamaşırlarda uykuya dalabileceğini, odalarda, mahzenlerde, sandıklarda, mendillerde, eski kağıtlarda sabırla bekleyebileceğini ve zamanı gelince bir gün insanları yola getirmek ve felaketlerine sebep olmak için vebanın farelerini uykularından kaldırıp, mutlu bir şehre ölmeye gönderebileceğini biliyordu.
Ölüm ve hayat. Birbirlerinin yokluğunu dolduran muhteşem ikili. Romanda baskın olan ölüm belki ama zafer yaşamın. Ölümün teslim olduğu sonucu çıkmasın buradan. Sadece periyodunu değiştirip daha az uğruyor eşinin yanına. Bize de vebanın seyrini izlemek ve Oran'ı sonunda azat etmesinin keyfini sürmekten başka bir şey kalmıyor. Tabi okurunun hayatındaki veba sözcüğünü sözlük anlamının dışına taşıması dışında...