Puan vermedi·520 syf.··Beğendi
· Martin Eden, Jack London’un yazmış olduğu yarı otobiyografik romandır. Romanda işçi sınıfından olan Martin’in burjuva sınıfından bir kıza aşık olup entelektüel, eğitimli, kültürlü insanların bir araya geldiği bu sosyal sınıfa dahil olmaya çalışması ve kendisini geliştirmesi anlatılmıştır. Kitapta sınıf farklılıkları, sosyalizm, yabancılaşma, kendini gerçekleştirme, makineleşme gibi konular işlenmiştir.
Sosyalizm, Bireycilik, Makineleşme
Jack London sosyalist olmasına rağmen Martin Eden bireycidir. Buradaki amacı ise sosyalizmi ve bireyciliği karşı karşıya getirerek bireyciliğin bencillik olduğunu göstermektir. ‘’Bana gelince ben bireyciyim. Yarışı en hızlısı, savaşı en güçlüsü kazansın. Biyolojiden aldığım, en azından aldığımı sandığım ders budur. Dediğim gibi ben bireyciyim ve bireycilik, sosyalizmin kalıtsal ve ebedi düşmanıdır.’’(s.298) Martin’in bu düşünceleri sadece kendi rahatını düşünmesinin bir kanıtıdır. Toplumun gelişiminden ve refahındansa kendi çıkarlarını önemsemektedir. İşçi sınıfından gelip o toplumun, bir zamanlar da kendi emeğinin sömürüldüğüne şahit olmasına rağmen işçilerin haklarını gözetmek için hiçbir çaba harcamamış, bunun aksine sosyalizmin bir hastalık olduğunu ve kendisinin bu hastalığa yakalanmadığını tüm benliğiyle savunmuştur. Çamaşırhanede çalışırken makinene yerine koyularak tüm gücünün sömürülmesi, ona empati duygusu kazandırmada yeterli olmamıştır. ‘’ Tüm zihnini işe veriyordu. Eli ve kafası durmadan çalışan zeki bir makine, mevcudiyeti o zekanın varlığına armağan olmuş bir insandı.’’(s.170). İşçi sınıfının bu şekilde makineleştirildiğinin farkında olup, bunun önüne geçmek için hiçbir girişimde bulunmayıp sadece kendi gelişimine odaklanması, Martin Eden’ın bencilliğini tüm çıplaklığıyla ortaya çıkarmaktadır. Kendisini geliştirip işçi sınıfından uzaklaşması ve onları küçümsemeye başlamasıyla sosyalizmin varlığından son derece rahatsız bir duruma gelmiştir. Arkadaşı Brissenden sosyalist olması için onu ikna etmeye çalışsa da bunda başarısız olmuştur. Çünkü Martin kendisini düşünmekten alt sınıftaki insanların haklarını korumanın ruha yazmak kadar iyi geleceğini düşünememektedir. Kendisini geliştirmemiş olsaydı ezilen o olacaktı fakat artık bunu umursamayacak kadar güce sahip olmuştur. Sosyalizmi değil de güç yanlısı olarak bireyciliği savunmasıyla kendi hazin sonunu da hazırlamıştır.
Aşk
Martin Ruth’a ilk görüşte aşık olmuştur. Onun için Ruth bir gün karşılaşacağını umduğu kadındır. Diğer kadınlardan çok farklıdır. Ruth burjuva, kendisi ise işçi sınıfındandır. Bu nedenle Martin aşkı için kendisini geliştirmeye, yazarak şöhret sahibi olmaya çalışır. Fakat Ruth için aralarındaki aşk da Martin’in sınıf atlamak için yaptığı çalışmalar da yetersizdir. Ruth Martin’i istediği kalıba sokabileceği bir hamur olarak görmektedir ve kendisine göre şekillendirmeye çalışmaktadır. Martin’e aşık olan Lizzie ile Ruth arasındaki fark da budur. Lizzie Martin’i kendisi olarak kabul etmiş fakat Ruth onu değiştirip kendi sınıfına uygun bir hale getirmeye çalışmıştır. Nişanlarını duyurmaması, Martin’den utanması nedeniyle Ruth, Martin ya da Lizzie kadar cesur bir aşık değildir. Martin ve Lizzie arasındaki benzerlik ise bu noktada ortaya çıkmaktadır; ikisi de cesurdur. Martin kendisini ‘’Tanrı’nın çılgın aşığı, bir buseye feda eder hayatını’’ dizeleriyle tanımlarken Lizzie ‘’senin için ölürüm’’ demiştir Martin’e. Aşkları kendilerinden önemli değildir onlar için. Aynı zamanda aşık oldukları insanı olduğu gibi kabul etmiş, farklı bir kalıba sokmaya çalışmamışlardır. Bunun yerine kendileri sınıf atlamak için uğraşmışlardır. Martin Ruth için kitap okuyarak, Lizzie ise Martin için akşam lisesine giderek kendisini geliştirmeye çalışmıştır. Lizzie Martin’i kaba bir çete üyesiyken, Martin Ruth’u kendisini anlamadığı zamanlarda da sevmiştir. Yani bu iki aşığın hisleri de her türlü olumsuzluğu göğüsleyebilecek kadar güçlüdür fakat Ruth’un hisleri burjuva toplumunun insanlara değer biçme yöntemiyle baş edebilecek düzeyde değil, dedikodularıyla sevgilisinden vazgeçebilecek kadar zayıftır.