Gönderi

10/10
·202 syf.··
Beğendi
·
2021 6. kitabı
Evvela Beyaz Mantolu Adam öyküsü ile başlamak isterim. Bu öyküyü daha önce birçok kez okudum ve dinledim. Geçenlerde tekrar okuma fırsatım oldu ve öykünün bir yerinde (" oymalı, yaldızlı büyük bir boy aynasında kendini seyretti: Ceketi yoktu, gömleği parça parçaydı. İstemeyerek iki serserinin kavgasına karıştığı, onlara aracılık ettiği bir sırada yırtılmış olan gömleğinin parçalarını üst üste getirdi aynaya bakarak; pantolonunu tutan ipi çözdü, daha sıkı bir düğüm attı. Sonra aynayı götürdüler; yırtık pantolonunu ve çorapsız ayaklarına geçirmiş olduğu lastikleri seyredemedi") öyle bir kitlendim öyle bir boşluğa düştüm ki bi süre ara vermek durumunda kaldım. Dickens'in "Onca kalabalığa rağmen bu nasıl yalnızlık!" dediği gibi Beyaz Mantolu Adam da "kalabalık ve dar sokaklardan kalabalık ve dar sokaklara girdi" fakat yine de yalnızdı. Toplumdan soyutlanmış ve dahası giyinişi, görünüşü vd. sebeplerden dolayı toplum tarafından dışlanmış, hor görülmüş bir karakter kendisi. Hatta giyinişinden dolayı ona "cüzzamlı, sarası var, kötü bir hastalığı olmasın?" etiketleri yapıştırıldı. Hatta giydiği manto "beyaz bir kadın mantosu" olduğu için "sapık" bile dendi. Buna rağmen kalabalık/toplum olmadan da var olamıyor aynı zamanda. Onlardan soyutlanmış ve yine onlar tarafından dışlanmış fakat muhtaç onlara. Öykü boyunca sürekli kalabalığa karışmasının sebebi belki de budur. Öykü boyunca da Beyaz Mantolu Adam'ın hiç konuşmamasına da tanıklık ediyoruz. Başkaları belki buna "gizem(li)" der fakat ben "anlaşılmamak korkusu" diyorum. Zaten toplum tarafından anlaşılmadığını açık ve net bir şekilde ifade etmişti: "Beni anlamıyorlardı. Zarar yok, zaten beni daha kimler anlamadı." Öykünün içimi ezen bir kısmı da kucağındaki çocukla Beyaz Mantolu Adam'ın yanına çömelen o "karanlık kadın" ve kendisini niteleyen şu : "Bir süre iki leke gibi duvara dayalı durdular." kısmı oldu. Son olarak Beyaz Mantolu Adam'ın "dilenmekte" başarısız olduktan sonra bavul taşıyarak hamallık yaparak daha sonra insanların onu "yönetmesiyle" sokak satıcılığı ve mağazada "canlı mankenlik" vd. YAPMAK DURUMUNDA BIRAKILMASI kapitalist bir düzene ayak uydurup (daha doğrusu uyduramayıp?) çarklardan biri haline geldiğini de gözler önüne seriyor. Oysa o bu düzenin bir parçası olmak istemiyordu. Kitabın sonunda yaptığı şeyi de buna bağlıyorum ben. Bu çarkın/düzenin bir parçası olmak istemediği için belki de... Cevap aradığım sorulardan bazıları da şunlar: 1- "Beyaz mantosuyla topuklarının çevresinde döndü: ilk defa gülümsedi çevresine bakarak." adam öykü boyunca sadece 1 kere gülümsüyor ve bunun sebebi "beyaz bir manto". Neden? 2- mantonun illa BEYAZ olmasının bir sebebi var mı? bu iki soru için tek bir teorim var. Beyaz rengi saflığı ve masumiyeti çağrıştırır ve huzur verir ve belki de Beyaz Manto onun "karanlık" dünyasını aydınlatan tek ışıktı, ve bu yüzden de gülümsedi ilk defa. Eğer sizin de teorileriniz varsa bilmek isterim. Keyifli okumalar!
Korkuyu BeklerkenOğuz Atay · İletişim Yayıncılık · 202233,4bin okunma
·
141 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.