Sosyalist bir yazarın kaleminden çıkmış, sosyalizme karşı ve bireyci bir karakter olan Martin Eden'in ilk önce kendisiyle olan mücadelesini okuyacaksınız. Başlangıçta sırf sevdiği kadına layık olup onu mutlu edebilmek adına olan Martin Eden'in mücadelesi, sonradan kendi iç dünyasına döner. Çünkü en büyük motive kaynağına olan güveninin kırılması, hedefine ulaşmak konusundaki heyecanını büyük ölçüde yitirmesine sebep olacaktır. Bu mücadelede eğitimsiz ve genç bir işçiyken içinde diri tuttuğu umudu, son noktayı koyduğunda kendisini terk edecektir. Ben kitabı okurken resmen Martin ile birlikte duygulandım, sevindim hatta bazen ona çok kızdığım anlar oldu. Empati kurmaktan çok daha öteye geçtim diyebilirim. Kitap okuru içine alıp duyguyu sonuna kadar veriyor. Martin Eden'in yazarlık ile ilgili verdiği mücadele aslında yazarın hayatından izler taşıyor. Kitapta okudukça insanın içine işleyen insanlık için mesajlar gizli. Size tavsiye edeceğim ilk şey yarı otobiyografik olan bu romanı okumaya başlamadan önce Jack London'ın hayatı ve mücadelesi hakkında bilgi edinmiş olmanız. İkinci şey ise; yayınevi tercihinizi, çevirisini Levent Cinemre'nin yapmış olduğu, @isbankasikulturyayinlari 'dan yana kullanmanız. Çevirmenin ilgili yerlere eklediği son not rakamlarını takip ederek, Martin Eden'ın yaşamını etkileyen unsurlar hakkında fikir sahibi olmanız kolaylaşacaktır ve böylece eserin sonunda sadece bir roman okumuş olmayıp pek çok yeni bilgiyi dolduracaksınız kesenize.