Bir romanı okumaya başlarken, hep yazarın da hayatına göz atarım. Okuyacağım şeyin 'saf kurgu' olmayacağını düşünürüm. Tıpkı bu romanda olduğu gibi.
Genellikle şiirleriyle tanınan Sylvia Plath'in ilk ve tek romanı olan bu kitap ilk yayımlandığında pek ilgi görmemiş fakat yazarın bir ay sonraki intiharıyla, deyim yerindeyse patlamış. Tüm bunları bilince hikaye sizi daha bi beklenti içine sokmaya başlıyor sanki, bende öyle oldu.
Romanın kahramanı olan Esther adlı genç kız, içinde yaşadığı dünya düzenine kendisinin, fikirlerinin uyumsuzluğu, çevresindeki insanların onu hayal kırıklığına uğratması, hayata tutunma yolunda koyduğu hedeflerinin birer birer yıkılmasıyla intihara meyilli biri haline dönüşüp akıl hastanesine düşüyor.
Esther, içinde bulunduğu bunaltıcı ruh halini; 'Çünkü nerede olursam olayım -bir gemi güvertesinde, Paris'te bir sokak kafesinde ya da Bangkok'ta- hep aynı sırça fanusun içinde eskimiş havamda bunalıyor olacaktım.' diye anlatıyor bize.
Kitabın sonunda ne mi oluyor? Romanın kahramanı Esther sırça fanusundan belki kurtuluyor, peki ya kendi hayatının kahramanı Sylvia?