Puan vermedi·92 syf.··Beğendi
···Okunma: 15 Haziran 2021 23:36 Amerikalı radikal ayrılıkçı feminist Valerie Solanas, SCUM’da kadının kalbinde yatan intikam ateşini dillendirmekle kalmamış, erile olan nefretini, erile karşı soykırım teoriler yapmak pahasına kusmuştur. Solanas’ın bu ağır ve argo dolu dilini yaşadığı hayata atfetmek hiç de zor olmayacaktır. Zira küçük yaşta evden ayrılmış, 15 yaşında hamile kalıp geçimini sağlamak için seks işçiliği yapmak zorunda kalmıştır. Bu kadar radikal olmasını tanıdığı ilk erkek olan babasından büyük darbe yemesine -küçük yaşta babasının cinsel istismarına uğramasına- kolaylıkla atfedebiliriz. Bu zorluklar, onun bu nefret dolu söylemlerini ve yıkıcı teorilerini anlamam için empati kurmamı sağladı. Ama yine de, feminizmi yeni yeni anlamaya çalışan, hele ki feminizm hakkındaki önyargılarını kırmak isteyen birinin karşılaşmasını isteyeceğim en son kitap bu olur. Bell Hooks’un “Feminizm Herkes İçindir” adlı kitabında yapmaya çalıştığı, feminizmin halk tarafından bilinen yanlış anlamalarını, kalıplarını kırmaya çalıştığı amaca taban tabana zıt hizmet etmektedir. Kitapçıya gidip kitabın adını sorunca gülen kitapçıya “Aslında hiç öyle bir kitap değil” diye yanıt verişim ve kitapla karşılaşınca duyduklarım arasında Bell Hooks ile Valerie Solanas arasında olduğu kadar fark var. Kitabın okurken afallatan, radikalizm de bir yere kadar dedirten iddialarından birini paylaşmak istiyorum:
“Eril biyolojik bir kazadır. Y (eril) geni tamamlanmamış bir X (dişi) genidir. Yani tamamlanmamış kromozomlar serisidir. Başka bir deyişle eril eksik bir dişidir, daha gen aşamasında yaşamına son verilmiş ayaklı bir kürtaj.”
Hak verdiğim analizler oldu, hayır ya bu feminizm değil dediğim analizler de. Genel olarak kitabın adından da anlaşılacağı üzere kelimenin tam anlamıyla erili lime lime doğramış Solanas. Erkeklerin sevgiden, saygıdan, işbirliğinden, barıştan ve güzel olan her şeyden yoksun olduğunu, ömrü boyunca dişi olmamanın sancısını çektiğini, bireysellikten ve kendisi olmaktan yoksun olduğunu, dişi olamamanın verdiği kıskançlıkla kadına hükmettiğini ve kadın üzerinde hegemonya kurduğunu sıkça dile getirmiş, yermiş de yermiş. Ve bu eril ideolojinin yakarak, yıkarak, isyan edip yağmalayarak erili yok ederek yıkılacağını savunur. Ona göre sevgi dolu ve empati kurma kabiliyetine sahip, hayatın anlamının sevmek, kimseyi incitmemek olduğunu bilen Kadın yine aynı şekilde eriliteyi yok ederek, öldürerek başa çıkmalıdır. Bu tam olarak kadına atfettiği barışçıl özelliklerle çelişen bir teoridir. Erilite ile başa çıkmak için kurduğu bu soykırım teorisi, savaşmak erkek ve yaşatmak kadınsa; kadın öldürerek erilleşmez mi sorusunu sıkça sordurdu. Kitabı okurken Gilman’ın “Kadınlar Ülkesi” adlı ütopyası kafamda belirdi. Gerçekten erkekleri yok edip tamamen kadınlardan oluşan bir toplum yaratarak, o insanların, daha doğrusu kadınların tamamen sevgi, anlayış ve işbirliği içinde yaşaması sağlanır mıydı, hegemonik ideoloji cinsiyetten bağımsız bir şekilde tekerrür eder miydi, kadınlar arasında da iktidar kavgası olur muydu sıkça merak ettim.
Kitabın bazı psikolojik analizler barındırdığını fark ettim ve analizler gerçekten hoşuma gitti. Bunun dışında yıkıcı söylem ve teoriler asla kabul edilebilir değildir. Zira feministlerin birçoğunun bağıra bağıra “Feminizm eşitlikçidir, cinsiyetçi değil, cinsiyetçilik karşıtıdır” demesine karşılık kitapta yapılan cinsiyetçilik feminist teorilerle taban tabana zıttır. Çünkü en radikal feministlerde bile bu yıkıcı dil ve söylemlerle karşılaşmamıştım, ta ki SCUM’la karşılaşana kadar. Bu eşitsizlikçi ideolojinin asıl kaynağının Aile gibi kurumlar olduğunu, dolayısıyla bu kurumların kaldırılması ile gerek ev içi emekteki hakkaniyetsiz işbölümünün gerekse politik olan ev içi şiddetin son bulmasının sağlanabileceği, bu doğrultuda haklılık payının olduğunu düşünmem ile radikal feminizmin bir tık daha yakın geldiğini söylemeliyim. Ama bu kadarı da ne yazık ki çok fazla. Dünyanın yarısını oluşturan eril nüfusun hastalık olduğunu ve yok edilmeleri gerektiğini söylemek akla mantığa hizmet etmemektedir. Bence bu yüzden bu kitabı feminizmi gerçekten bilen, teorilere hakim olan insanların okuması bu açıdan elzemdir.