Puan vermedi·415 syf.····Okunma: 16 Haziran 2021 15:45 Huzur romanı Tanpınar'ın ölmeden önce kitaplaştırdı ilk romanıdır.
Mümtaz ve Nuran karakteri ile öne çıkar. Roman kaybolan değerleri yansıtır, insanın iç dünyası üzerine yoğunlaşır. Roman boyunca Mümtaz kendisini huzura kavuşturacak bir şeyin peşindedir. Aradığı huzuru bir süre sonra Nuran da bulur. Çünkü Nuran Mümtaz'ın önem verdiği üç şeyi taşıyan bir kadındır; güzellik, Boğaziçi medeniyetinin vasıfları ve gelişmiş musiki zevki. Mümtaz, Beyazıt Sahaflar Çarşısında, salaş dükkanlarda, bit pazarında, Çekmece ‘de balıkçı muhitinde ve kır kahvelerinde dolaştırırken, İstanbul'un bir kronikçisi, İstanbul'da eski zamanın donup kaldığı ve biriktiği köşelerin bir tasvircisidir. Nuran ise kocası tarafından aldatılmış ve terk edilmiş bir kadın olarak karşımıza çıkar. Romanda Mümtaz'ın ilaç almaya giderken ki geçmişe dönüşlü ruh halini anlatılmaktadır. Mümtaz karakteri çok fazla yönüyle Tanpınar'a benzemektedir, Tanpınar’ın fikir dünyasını yansıtmaktadır. Mümtaz İstanbul'un tarihi ve manevi havasını kaybolan mazi değerlerini kültürel bir şekilde romanda ele alarak sık sık Nuran'la diyalogları içinde geçiren önemli bir karakterdir.
Tanpınar, romanda metinlerarasılığı bir teknik haline getirmiş ve bütün roman boyunca devam ettirmiştir. Bazı yorumculara göre huzursuzluğun romanı olarak da bilinen huzur romanı esasında Mümtaz'ın huzursuzluk halindeki düşüncelerini yansıtması yönüyle bu tabirle bağdaşmaktadır. Zira Mümtaz sürekli romanda Nuran’la arasındaki doğacak huzursuzluğu engelleme düşünceleri ve iç monologlar gerçekleştirir. Nuran Mümtaz'ın âşık olduğu, kendisini bulduğu ve kaybettiği kadındır.
Romanda Mümtaz'ın amca oğlu olan İhsan aslında Mümtaz'ın kişiliğinin temellerini atan önemli bir karakterdir. Çünkü Mümtaz İhsan’la arasında doğan alakadan; ince zevkler, kendini tanıma yolları bulmuştur. Öyle ki örnek aldığı kişilerden birisi İhsandır. İhsan'a ve Nuran’a derin bir muhabbet duyan Mümtaz entelektüel kişiliğini romanda sıkça ortaya çıkartır.
Nuran ve Mümtaz geçmişe giderek Osmanlı dönemlerinde yaşamış mühim insanlara ve olaylara değinerek birbirlerinde zıt düşüncelerin tezahürüne rastlarlar. Fakat bu zıt durum onları uzaklaştırmaz aksine yakınlaştırır, çünkü Mümtaz karşısındaki kadının herhangi bir konuyla alakadar oluşunu olumlu bir özellik olarak görmektedir. Mümtaz kendi iç dünyasında başlattığı monologlarda hamalı, balıkçıyı, dilenciye, akşam yaptıkları rakı-balık sofralarındaki misafirlerini ve hayatlarını dahi okuyucuya tanıtmaktadır. Nuran'ın kızı Fatma ile hiç anlaşamayan bu durumdan sürekli yeni korkular doğuran Mümtaz Nuran'la evlenme hayalini sıkça konu içinde geçirmektedir. Nuran’ ı herkesten kıskanan, her şeyden daha mühim tutan Mümtaz aslında içsel konuşmalarında rastladığı düşüncelerin, normal vehimler olmayışının farkındadır. Fakat kendine engel olamaz. Bu hülyalar içinde umutsuz, biçare kaybolur.
İnsan, Mümtaz'ın Nuran'a karşı duyduğu bu aşkı ve tutkuyu karşısına aldığında, aklında tek bir soru canlanıyor.
Böyle bir sevgiye dünyada rastlamak mümkün mü?