Puan vermedi·120 syf.··Beğendi
···Okunma: 17 Haziran 2021 00:15 Genç bir alman yazarın eseri olan “Kapıların Dışındakiler” yıkım edebiyatının tanınmış eserlerinden birisidir. Wolfgang Borchert, edebiyatla ilgilenmekte ve oyunculuk yapmaktadır. Böylesine nahif ve duyguları ön planda olarak yaşayan Wolfgang, II. Dünya Savaşı sırasında askere alınmış ve unutamayacağı acılara şahit olmuştur. Bu esnada savaş karşıtı tutumları sebebiyle yargılanır, idama mahkum edilir ancak beraat ederek hapse atılır. Bu dönemi onun için hastane, hapis, ordu arasında gelgitlerle doludur. Sonunda ordudan kaçmayı başararak hasta haliyle evine döner. Ama ne yazık ki çok zamanı kalmamıştır. 26 yaşında dünyaya gözlerini kapamış olan yazar, dünya edebiyatında kendisine önemli yer edinmiştir. Ama kendisi ne eserinin basıldığına ne de oyununun sahnelendiğine şahit olmuştur. Eseri onun ölümünden sadece bir gün sonra sahnelenir.
Yazar eserini “Hiçbir tiyatronun oynamak, hiçbir seyircinin görmek istemediği oyun” sözleriyle tanıtıyor bizlere. İnsan olarak ne kadar kolay görmezden gelebiliyoruz acıları. Ama maalesef biz gözümüzü kapattık diye gerçekler değişmiyor.
Bu eser her ne kadar bir tiyatro eseri olarak görünsede yazarın hayatından derin izler taşımaktadır. Belkide bu kitabı bu kadar etkileyici yapan, bizi içine çeken bu olsa gerek. Genel olarak oyun okumakta zorlanırım bu yüzden çok tercih etmem ama bu eser içinde barındırdığı gerçeklikle ve okuyucuda oluşturduğu derin empati duygusuyla roman tadında bir eser denilebilir.
Kitaptaki karakterin evine döndüğünde karşılaştığı manzara tam manasıyla kapıların dışında bırakılmak olmuştur. Kapıların içinde, o sıcak evlerinde, yumuşak koltuklarında oturanlar onu kapının dışında bırakmış, unutmuşlar, görmezden gelmişlerdir. İş ister vermezler, yemek ister vermezler, arkasında bıraktığı sevdikleri artık yoktur.. Bütün kapılar yüzüne kapanmıştır. Sadece ona kapısını aralayan ölüm olmuştur. Oysaki ne hayallerle dönmüştür savaştan. Peki o son.. Her şeyi ters yüz eden, çarpıcı, beklenmedik, gerçekleri yüze vuran, insanı kendisiyle yüzleştiren o son.
Eserdeki en etkileyici, üzerinde en çok düşünülmesi gereken cümle ise, ne yazık ki günümüz dünyasını anlatıyor bizlere.. “İnsanın karnı tok, sırtı pek oldu mu başkalarının yoksulluklarını okuması, merhamete gelip iç çekmesi ne tatlıdır.” !