Merhaba canlarım, nasılsınız? Ben oldukça iyiyim. Son zamanlarda pek aktif değildim kusuruma bakmayın.
Favorilerim arasında olan Carol Gömülmeden bir gerilim romanı. Ki ben gerilim/korku türlerine bayılıyorum. Eh, doğal olarak da çok beğendim. Ama tabii ki sırf türü bu olduğu için değil. Usta yazarımızın her kitabı güzel, o da ayrı konu. Ben kitaba dış etkenlerden tamamen bağımsız bir şekilde aşık oldum.
Hadi kitaba geçelim. Öncelikle ana karakterimiz Carol Evers. Ve Carol’ın bir hastalığı vardır. Şimdiye kadar en az 2, en fazla 4 gün süren; ölüme benzeyen bir bayılma. Neden mi ölüme benziyor? Çünkü nabzı ve nefesi o kadar yavaş ve az ki doktorlar onun öldüğünü zannediyor ve o zamanın teknolojisine göre de yaşadığını kanıtlayacak bir şey yok. Ta ki o tekrar uyanana kadar… Kısacası “Ölüm gibi bi' şey oldu ama ama ama, kimse ölmedi” Kitabımız Carol’ın bu hastalığını bilen üç kişiden biri olan John Bowie’nin cenazesinde başlıyor. Eve giderken kocasına birinin daha bilmesi gerektiğini söylüyor ancak kocası bu işe pek de istekli bakmıyor. Üç kişi demiştim ya; biri John, biri kocası, diğeri ise çoktan orayı terk etmiş olan eski sevgilisi. Yani şu anlık onun hastalandığında yaşadığını söyleyecek sadece kocası var. Sonra Carol hastalığını hizmetçisine söylemeye karar veriyor ve eve gelince onunla bir yürüyüşe çıkıyor. Ancak bakın şu işe eve döndükleri sırada daha hizmetçisine söyleyemeden hastalığı nüksediyor. Ve rahatsızlığında gerçek hayatta neleri duyabilecekse onları duyabilen Carol, kocasının kendisinden başka kimse bilmiyor sandığı için karısını ölü gösterip mirasına konacağını öğrenince olaylar karışıyor. Bu arada Carol’ın rahatsızlığında kapkaranlık bir yere doğru düştüğünü söylemiş miydim?