Puan vermedi·112 syf.····Okunma: 27 Haziran 2021 21:37 "Bazen duygularımız bizden erken yaşlanır ve bizden hayatın geri kalanını alır. Hayatın kendini anlayanları cezalandırmasıdır bu."
Kahramanımız Meursault'un da duyguları kendinden önce yaşlanmıştır. Belki de babasız bir çocuk olarak büyümesinin sonucudur hayata, toplumun yargılarına kayıtsız kalması.
Kahramanın yaşama, toplum normlarına ve değer yargılarına kayıtsız kalmasını bugünün şartlarında çok yadırgamadım açıkcası ve bazıları gibi onu yerden yere de vurmadım okurken. Fakat romanın yazıldığı dönemi ve koşulları göz önünde bulundurursak neden bu kadar ses getirdiğini daha kolay anlayabiliriz.
Günümüzde de ülkemiz yaşayışını düşündüğümüzde örf, adet, gelenek ve toplum tarafından kabul görme halen geçerliliğini sürdürmekte.
Roman iki bölümden oluşuyor. İlk bölümde kahramanımızı tanıyoruz. Maaşı annesine bir bakıcı tutup onun ihtiyaçlarını karşılamaya yetmeyeceği için ve annesiyle konuşacak bir şeylerinin kalmadığını düşündüğünden annesini bakımevine yerleştirmiş. Oradan gelen bir mektupla annesinin öldüğünü öğreniyor. Cenaze işlemeleri için bakımevinin bulunduğu yere gitmesi gerekiyor. Mektubu okumaya başladığı andan itibaren olaylara, ve ölüme karşı 'kayıtsız' bir tavır sergiliyor. Bu durum diğerleri tarafından tuhaf karşılanıyor. Cenazeden sonra hayatına normal bir şekilde devam ediyor. Yasını sadece siyah bir boyun bağı takarak tutuyor. Toplum tarafından öngörülen davranışları sergilemiyor.
İkinci bölümde ise bir cinayet işliyor ve onun yargılanma sürecini okuyoruz. Kitabın belkide en can alıcı noktası duruşmada konuşulanlar ve karar. Çünkü Meursault aslında bir cinayet işlediği için değil de annesinin ölüm haberini aldığında, cenaze işlemlerinde, sonrasındaki kayıtsız tutumu yüzünden yargılanıyor ve cezalandırılıyor. Yani toplumun gerçeklerine veya toplumun normlarına yabancı olduğu düşünülen kahramanın toplumda yeri olmadığına karar veriliyor.
Halbuki onun için ölüm en bilinen gerçek. Ha otuz yaşımda ölmüşüm ha yetmiş ne fark eder diyecek kadar kayıtsız. Fakat sadece ölüm için değil hayatın her anında aynı kayıtsızlığını, umursamazlığını görüyoruz. Birlikte olduğu kız, "Evlenelim mi?" diye sorduğunda "fark etmez" diyecek kadar kayıtsız. Mahkeme sırasında da savcı onu suçlarken, tanıklar lehine veya aleyhine konuşurken, avukatı canhıraş onu savunmaya çalışırken şunu düşünüyor :Kaderim benim fikrim alınmadan yazılıyordu.
Bizler bu çağda sadece topluma değil kendimize de "yabancı"laştık. Öyleyse hangimizin toplumda yeri kaldı. Böyle düşününce Meursault için gerçekten üzüldüm.
" Güneşten ışık çalanın anlamsızlığına yönelmiş bir iradedir silah ve ölüm... "belki de hayata karşı gösterdiği tek İrade o tetiği çekmesiydi...