Tess Gerritsen okuduktan sonra mesela Ahmet ümit okunmamalı diye düşünüyorum. Diş fırçaladıktan sonra içilen portakal suyunun ağızda bıraktığı iğrenç tat gibi oluyor. Böyle düşünmemin sebebi sokak ağzıyla, cım cın ekleriyle, sürekli birilerini aşağılayan ana karakterler barındırması ve gereksiz muhabbetlere girilmesi çok fazla mantık hatası içermesi ve kısıtlı karakterler içermesinden dolayı klasik Türk dizilerindeki gibi katilin çok alakasız kişiler çıkması. Bana kalsa İstanbul tarihini anlatmakla kalsaydı daha iyi olurdu. Okurken kitabın tarihi boyutu o kadar çok merak uyandırdı ki anlatılan çoğu tarihi mekanı tek tek araştırdım. Şimdi gelelim kitapta bana göre saçma olan yerlere:
--- spoiler ---
-Nevzat en yakın arkadaşının karısının, onu geçtim eskiden aşık olduğu kadının nasıl bir kazada öldüğünü bilmez mi? Tamam eskisi kadar yakın değilsiniz ama oturduğunuz semtin eski mühitlerisiniz hiç mi birinden duymadın? Yazarımız hemen olaya açıklıkla getiriyor neymiş o sıra bir katilin peşinden İzmir'e gitmişmiş o aradan üç sene geçmiş.
-Seri olarak cinayet işleniyor ve cesetler kalabalığın yoğunlukta olduğu tarihi yerlere bırakılıyor ama ne hikmetse kitap boyunca bir tane kameradan bile bahsedilmiyor.
-Bu kadar önemli bir cinayet dosyasının en önemli bulguları 6 günde ortaya çıkmaya başlıyor.
-Ali denen karakterin konuşmalarını hızlıca atlamak istedim. Bu kadar ergenus insanları aşağılama, mesleğinden ötürü yaparım ederim keserim havasına girmesine sinir oldum. bu karakteri al karşına dinlene dinlene döv. Ayrıca Nevzat ın kendi ilişkisi hakkında konuşulmasını sevmemesi ama Zeynep ve Ali nin kafada kuran mahalle arası dedikoducuları gibi sürekli yakıştırması aralarını yapmaya çalışması yıldırdı. Madem her bölümde bu yakıştırmaları araya sıkıştırdınız çifti buluştursaydınız.
-Bari son 200 sayfa kala yeni karakterler ortaya çıksaydı da katil onlardan biri olsaydı. Cinayeti yekta, demire bağlamak düşük bütçeli sınırlı karakter barındıran ve olayları bu kişiler üzerinde döndüren Türk dizileri gibi olmuş.
--- spoiler ---
Kısaca karakterin ağzında sürekli "bilmiyorum" kelimesiyle 500 küsür sayfa oyalandırıldığımız ama İstanbul tarihiyle etkileyen bir kitap.