·330 syf.··Beğendi
···Okunma: 29 Haziran 2021 02:05 Bu incelemeyi yazarken bile hâlâ kitabın etkisinden çıkabildiğimi söyleyemem. Okuduğum ilk Zülfü Livaneli kitabı olmasından dolayı önyargılı yaklaşmıştım. Ama kesinlikle iyi ki okumuşum dediğim kitaplardan biri olmayı başardı.
Kitabın konusu merak uyandırıcı bir şekilde başlıyor ve aynı şekilde devam ediyor. Baş karakterimiz olan Ahmet Bey (ki sonradan öğrendiğimize göre aslında Mehmet Bey) çok takıntılı ve kendini 'duygusuz' olarak görebilecek kadar duyguları hissetmediğini düşünen emekli bir mühendis. Başına gelen olaylardan dolayı insanları sevmeyen ve onlardan uzak durmak istediği için şehir hayatından elini ayağını çekip, Podima denilen bir köye taşınıyor ve orada sadece kitaplarıyla yaşamaya başlıyor. İnsanlarla olan tek bağlantısı evini temizlemeye gelen Hatice Hanım ve İngilizce ders vermek zorunda olduğu Muharrem adında normal olmayan (aklı ve görünümü normal olmayan) bir çocuk kalıyor. Köyde yaşanan bir cinayetten sonra köye haber yapmak için gelen gazeteci kızlardan biriyle arkadaşlık denebilecek bir samimiyet kuruyor ve ikiz kardeşi Mehmet'in yaşadıklarını hayatında ilk ve son kez olarak bu gazeteci kıza anlatmaya başlıyor. Böylece biz de hem Mehmet'in hikayesini öğrenmeye başlıyoruz hem de cinayetle ilgili gelişmelere de tanıklık ediyoruz.
Kitabı okumaya başladığım ilk zamanlar merak ettiğim konu cinayetti fakat Mehmet'in hikayesi bana cinayeti unutturdu bile diyebilirim. Kitabı okurken yaptığım hatalardan birisi sürekli Mehmet'in hikayesinin ve cinayetin bağlantılı olduğunu düşünmekti. Böyle yaparak kitapta paranoya gibi sürekli detay arıyordum ama bu durum yine de kitabın bende bıraktığı etkiye olumsuz gelmedi. Ve bir de kitabın son sayfalarını okurken ağzınızı açık bırakmaktan çeneniz ağrıyabilir. Bu da benden size ön uyarı :)