(....) duygusallık, ‘duygu’ dediğimiz ve aslında insanı yücelten bir özelliğin, sinsice insanı yıkan ve içten içe çürüten merhalesi...
Aşk, tutku, ırkçılık, bağımlılık vesaire gibi sonunda insanı mahveden zaafların anası işte bu duygusallıktır. Duygusallık, insanın irade kullanımını engelleyen bir beladır. Aklın iptalidir. Aslında insanı yücelten duyguların, onu alçaltmaya neden olan bir hâl almasıdır.
(....)
İşte duygusallık da tıpkı bunun gibi duygunun, rafızilik noktasına vardırılmasıdır; yani gerçek anlamından ve gerçek işlevinden taşırmaktır.
(....)
İşte duygusallık, bu sevgileri, bu ihtiyaçları karşı tarafın lehine olarak bizim zaafımız haline getiren bir büyüdür. Bir ispritizmadır. Önce bağımsız düşünce kabiliyetimizi sonra beynimizi kullanabilme özelliğimizi yok eder.
(.....)
Duygusallık ötekinin kölesi olmaktır. Beyni çalışmaktan alıkoymaktır. Allah’ın bizi, “ilahlara boyun eğmeyin” diye sık sık uyarmasının özü de budur. Duygusallıkla etrafınızdaki insanları ve eşyaları kendinize ilah yapmayın demektir. Gerçek ve samimi iman eşyaya karşı tam ve derin bir bağımsızlık hissi verir insana. Eski mutasavvıflar, “Allah’a gerçek kul olan tanrıların baskısından kurtulur” demişlerdir.
(Sf.95-96-97-98)
.