Gönderi

Üzgünüm ama sana kötü bir haberim var!
Puan vermedi·72 syf.··
2021 26. kitabı
Bu kitap resmen hacı kolonyası kokuyor. X kuşağı bir insan olsaydı bu kesinlikle sen olurdun. (Tabiî kendisi daha eskilerde yaşayan bir dedemiz.) Açıkçası kitabın kapağı ve ismi beni cezbetti. Sonuç hayal kırıklığı. Hala bu görüşleri savunan çok insan var. 1800'lerden bugüne değişen pek bir şey olmamış. Divân Edebiyatı döneminde yaşasa kim bilir nasıl linç edilirdi. Fuzulî, Bakî, Nedim ve daha niceleri tarafından türlü türlü beyitlere konu olurdun. Peki yazarın savunduğu görüşler nedir? Aşk diye bir şeyin yok olduğunu savunuyor. Bütün bu aşk hikâyeleri yalan mıydı yani? Leyla ile Mecnun da mı? Yusuf ile Züleyha? Yani dedemize göre bütün bunlar cinsel iç güdüden kaynaklanmaktadır. Gelecek nesli oluşturabilmek için içgüdümüzün bizi kandırıp bütün bunların bizim idaremizle var olduğunu sandığımız birer oyunuymuş meğer! Üzgünüm ama sana kötü bir haberim var Arthur Dede! Kadınlar artık kendi kemik iliğinden de üreyebilecek. Yani gelecekte bir yerde erkeklere de ihtiyaç kalmayacak senin mantığına göre. Ayrıca Z kuşağı diğer kuşaklara göre daha az bebek yapma isteğinde. Belki 1800'lerde yazılan bu kitabı bu şekilde değerlendirmek yanlış olsa da kitaptaki çoğu görüşlerinin hâlâ var olduğu da yadsınamaz bir gerçek. Sakin ol, herkes çocuk yapmak istemiyor. Kadınlar akademide, yönetimde, girişimcilikte daha çok ön planda olmak istiyor ve bu yüzdelik dilim belki şuan az da olsa gelecekte artacak. Çocuk yapmak belki de çok ilkel bir durum olacak. Kitapta iki zıt kutubun birbiri ile uyumundan bahsetmiş. Eh, burada haklı. Çok sakin babalarımıza karşılık panik atan annelerimiz bunun ispatı bence. Ayrıca her bireyin yoksun olduğu yetkinlikleri tercih edeceği bireyde arayacağını söylüyor. Eh, hadi burada da haklılık payı olabilir ama hiçbir konuda, olayda tecavüzü haklı gösteremezsin. Âşık olan adam her yolu dener, bu kusursuz geni aptal çocuğunu dünyaya getirebilmek için intihar eder hatta tecavüz eder, belki yüz vermediği aşığını da öldürür... Çok film izlemişsin dedecim. İyi ki bu zamanda yaşamıyorsun. Çok şey değişti senden sonra. Her üç sayfanın birinde üreme de üreme diye belirtmişsin. "Ya bak onun öldürmesi elinde olan bir şey değil, sadece iç güdüleri onu rahat bırakmıyor, üremek istiyor ve en iyisini bulunca da ne olursa olsun yapıyor, ne kadar da fedakar!" diyerek haklılığını desteklemeye çalışmışsın. Sonra aşk evliliği yapanlar neden mutsuz olsun ki? Sürekli konuşuluyor bu konu. Görücü usulü evlilikler daha uzundu, şeklinde. Şimdiki evlilikler daha kısa vs. Eğitim hakkı, fikirlerini belirtme hakkı elinden alınan bir kadın nasıl karşı dursun geleneğe? Mecnun, Leyla'ya aşık oldu diye kızı okuldan aldılar. Sonra da zengin kocaya verdiler. Ölene kadar da o adamla evli kaldı. Bütün kadınlar Leyla gibiydi. Evlenme yaşı gelir, sen bununla evleneceksin denir, karşı çıkarsa şiddet gösterilir. İkna olana kadar psikolojik ve fiziksel şiddete devam. Bütün bunları yaşamamak için her şeye razı olan kadınlar... Tabii ki uzun sürer böyle evlilikler. Bir insan ömür boyu birini sevecek diye bir kural olmadığına göre aşk evliliği yapan çiftler de medeni bir şekilde ayrılabilir. Bu kadar anlam yüklemeye gerek yoktu Arthur Dede.
Aşk
Aşkın MetafiziğiArthur Schopenhauer · İlgi Kültür Sanat Yayınevi · 201816,8bin okunma
·
3.326 Gösterim
3 Yorum
hacı kolonyası benzetmesi komik ve güzel benzetme eheheh
nihal
Gönderi Sahibi
🤭
Hala bu görüşleri savunanlar var diye kendin söylüyosun..?
nihal
Gönderi Sahibi
Savundukları şey profesyonel bağlamda olmasa da halk içinde kadınlara karşı olumsuz bir algı olmadığını söyleyemeyiz değil mi? Bunu bir filozof söyleyince doğru mu kabul etmeliyiz? Eleştirmek neden var?
😂😂
Yorum yapabilmeniz için giriş yapmanız gerekmektedir.