Gönderi

Mavi’den Bir Mürekkebin Biriken Düş’ümü
Hafifçe mora çalan bir pembe, kenarları beyaz, yer yer kopmuş oyalı. Katlamayı bilmem, becerememde zaten, hep bir terslik, hep bir orantısızlık hesabı ve ciğerlerimi yosun gibi kurutan şu hava, işte benim inzivai yaşamım, köşküm, hayatım. Kurtarılmayı beklediğim ve her gün, her yeni gün, her Allah’ın günü insanların gözlerindeki pencereyi yumrukladığım, sesimle, sessizliğimle kırdığım haller ve işte sessizlik... Füsun, Füsun duyuyor musun? Füsun benim kızım, füsun benim yarınım, füsun benim ellerimden, yüreğimden, dilimden cam kesikleriyle düşmeyen çocukluğum. Füsun, duyuyor musun? Duyuyorsun tabii. Ya duymasan ne yapardım? ... Birkaç dilim domates, bir o kadar salata, biraz vişne reçeli ve iki dilim ekmek, tam iki dilim ama çay, her seferinde soğumasın diye çabaladığım, her seferinde genzimi soğuğuyla yakarcasına kavuran, tadı kaçmış, tadı tam kararında çay. Masada benim için, füsun için, bizim için o birkaç tabak, günlük ritüeller. Bir benim için, bir füsun için, bir füsun için, bir benim için, bir tabak fazla.. Dursun, dursun, kaldırmam, Kaldırmasınlar... “ Çok şey öğrendim geçen üç yıl boyunca Alt katında uyumayı bir ranzanın Üst katında çocukluğum... Kağıttan gemiler yaptım kalbimden Ki hiçbiri karşıya ulaşmazdı. Aşk diyorsunuz, limanı olanın aşkı olmaz ki bayım! “ Kemik kemik batıyor düşünceler zihnime, Allah’ı anıyorum, Allah’ı arıyorum, tesbih tanelerini düşürüyorum bir bir, sonuncusunu bulamıyorum, buldurmuyorlar. İzin vermiyorlar, Füsun, anlıyorsun değil mi? Tabağındakileri yememişsin bak daha, birkaç olamayan zeytin, bir bardak benim kontrol ettiğim soğuk ama çok soğuk olmayan bir çay, genzimizi yakmaz, biraz domates, sen seversin ve salata. Bak ben de yemem, bak tabağımda boş hâlâ, senin tabağın gibi. “ Allah’la samimi oldum geçen üç yıl boyunca Havı dökülmüş yerlerine yüzümün Büyük bir aşk yamadım Hayır Yüzüme nur inmedi, yüzüm nura indi bayım Gözyaşlarım bitse tesbih tanelerim vardı Tesbih tanelerim bitse göz yaşlarım... Saydım, insanın doksan dokuz tane yalnızlığı vardı. Aşk diyorsunuz ya Ben istemenin Allah’ını bilirim bayım Çok şey öğrendim geçen üç yıl boyunca Balkona yorgun çamaşırlar asmayı Ki uçlarından çile damlardı. Güneşte nane kurutmayı Ben acılarımın başını evcimen telaşlarla okşadım bayım. Bir pardösüm bile oldu içinde kaybolduğum. İnsan kaybolmayı ister mi? Ben işte istedim bayım. Uzaklara gittim. Uzaklar sana gelmez, sen uzaklara gidersin Uzaklar seni ister, bak uzaklar da aşktan anlar bayım. “ Hadi Füsun, gidelim, gidelim buradan ve gözlerimizi kapattığımızda, birlikte, başka bir dünyada ve rüyada uyanalım.. Mümkün değildir diyorlar, mümkün olmadığını söylüyorlar kafamdaki kıymıklar ama sen bilme, sen gör yalnızca gülüşümü, gidelim Füsun, bizi bize bırakmıyorlar... ... Anne, Anne uyuyor musun? Bak tabağımda hiç dokunulmamış domatesler, peynirler ve vişne reçeli. Reçelin tadı, hatta peynirin, domatesin tadı, salatalığın dahi tadı bir tuhaf, çay kaynar ama, çay soğumuyor. Didem(!) diye bir ses işittim rüyamda, irkildim, seni aradım, uyandım sonra, rüyamı anlatmalıyım sana, uyanmalısın ve görmelisin, Anne(!) anne duyuyor musun beni... Sen duymasan ne yaparım ben? Kim duyar beni? Ve nasıl, kime anlatırım rüyamı, rüyamdaki hakikatleri, sanki kemiklerimi zonklatan, kemiklerimi ağırlaştıran, uğultuyla dolduran bir anı, yeni ama aslında çok eski sanki, Anne, sen şifa olursun bana, bir sarılsam, bir sarılsan bana, duyuyor musun beni? Fotoğrafımız düşüyor boşluktan, Tutamıyorum, Ellerin, ellerini bulamıyorum anne... “ Ben acılarımın başını evcimen telaşlarla okşadım bayım. Bir pardösüm bile oldu içinde kaybolduğum. İnsan kaybolmayı ister mi? Ben işte istedim bayım. “ ... Füsun, füsun hadi kalk kızım geç oldu, kahvaltın hazır, okul vakti. Bak kardeşlerin senden önce uyandı, hani yarışıyordunuz, hani onlardan önce kalkacaktın bu sabah, bak bebeğinde senden önce uyandı -gülümseyerek- Beynimde, Kalbimde bir ağrı var Anne. Tutamıyorum... Sanki milyonlarca kuşun bir cama, keskin bir cama çarpması gibi, Camın geçit vermemesi gibi kesinkes, camın ağlaması ama söyleyememesi ve sanki bu yüzden bunca keskin olması gibi. Başımın içinde cam kırıkları var anne, yüreğime süzülüyor, tutamıyorum. Sanki, bir mürekkep, bin mürekkep, Batan bir ışığın gölgesiyle bende doğuyor... Söyleyemiyorum. Anne, Anne, Duyuyor musun beni? Duymuyorlar, hiç onlar Dinlemiyorlar, Tutamıyorum... .... Karalamam, yazarın hayatından ve şiirinden bir kesit olmakla birlikte, bizzat hayatından bağımsızda diyebilirim. Her ne kadar birikmiş, kağıdı tamir edilemeyecek raddeye ulaştıran ortak, keskin-batık noktalar bulunsada satırlarda aslında anlatmak istediğim yazarın bir anlık, bir gün içindeki bir düş bölümlük belki, bir vaktinin hayatıyla ve içinde biriktirdiği Füsun hayatıyla, hayatlarıyla bir izdüşümü diyebilirim.. Aşk hususuna gelince, “ Kadınlar İnsandır, Biz İnsanoğlu. “ Saygıyla, selam olsun Üstada. Vakit ayırıp okuduğunuz için teşekkür ederim. Saygı ve Sevgilerimle. soundcloud.com/ahmetmaman/dide... soundcloud.com/fhgitarre/adagi...
··
869 Gösterim
2 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Merhaba Özlem Hanım, Öykünüzü keyifle okudum. Şairin hayatını da düşününce başarılı bulduğumu belirtmek isterim. Öykü beni içine çekti sanki. Giriş çok iyi idi. Kimi yerlerde şairin dilini de yakalamışsınız. Şiirle öykü iç içe geçmişti bu kısımlarda ki "şiir devam mı ediyor" diye tekrar okumak zorunda kaldım. Psikolojik öyküler yazmak diğerlerine göre daha zordur sanırım. Üstesinden gelmişsiniz... Anlamadığım bir cümle: "her seferinde genzimi soğuğuyla yakarcasına kavuran". Burada ile ne demek istediğinizi anlamadım. Bir de şunu belirtmek gerekir öykü içinde iki, bilgilendirme notunuzda da bir "de" yazımını kaçırmışsınız. Lütfen yazmaya devam edin.
özlem
Gönderi Sahibi
Merhaba Levent Bey, Tekrar teşekkür ederim özellikle ayırdığınız vakit için. Yazmak hususunda şunu düşünüyorum.. Gökyüzü, o kendi çok renkli tuvaliyle, binbir tonu ve ahengiyle, sevinci ve hüznüyle suretlerimize dahi yansıyan, kendi içerisinde bir kelimeye sahiptir. Ve aynı zamanda yağmur, kış ve yaz. İklimler ki göğün ve dahi yaşamın asıl yazıyla altın kaynaklarıdır ve söz, sözsüzlüğünde o dingin ve tanımsız haliyle bütündür.. Bir mürekkebin, sanal mecradan pek çok uzak :) toprağa uzanan nice yolculuğu vardır ve mürekkep kağıtta biriktiğinde, düşünce ise sözde, gerçekten tam anlamıyla, o bir parça olsun bütünlüğüyle, ifade edebilir mi kendini? Belki yine o bir başka duygunun derinliğiyle.. Tıpkı iklimler gibi, ruhun göğünden, sözün göğünden, nice sözlere ve sözün ki çatlamış, tohum paydasına ulaşan... Kendi dünyamla bir karardayım aynı zamanda ve değil midir ki üç yıl bunun bir gölgesidir. Dinleyebilmek, anlayabilmek ve insandan insana ulaşan o yolculukla... Söz, kendi dünyasıyla ve ses'sizliğinde kâfidir. :) Bach'ı çok severim ve burada da sanatçının müziği çok nahif, çok güzel bir şekilde icra edilmiş. Teşekkür ederim.🌿 Bu da benden olsun o halde youtu.be/oToZfPGMMBY Afrika'ya, Dünya'nın Kalbine de yolculuk etmeli.. İyi bir gün diliyorum sizin için, huzurla olun..