Öncelikle böyle bir kitabı okuma şansı elde ettiğim için mutluyum. Kitaba başlarken anlatım dilini yadırgadım. Alışkın olmadığım kalemler beni çok heyecanlandırırlar ama bir o kadar da tedirgin ederler. Ritmi yakalayamayacağımdan korkarım hep ama genellikle yakalarım ve sonrasında kapılır giderim. Kartela'da da aynısı oldu. Başta çekimser davrandığım kalem, aldı beni sürükledi. Karakterin uçuk ve hayali olmaması bu durumda büyük etken. Ayakları yere basan ve gerçekçi dertlere sahip tiplere, yenilenen yazar kuşağında ender rastladığımızdan bulduğum hazineyle mutluluğum katlandı. Kitabın başındaki içsel analizler karakteri öylesine canlı kılmıştı ki, bu durum beni hem sevindirdi hem de ürküttü. Çünkü anlatım fazlasıyla sağlamdı ve bu da karakterle bağdaşım kurup kurgunun içindeki benmişçesine olaylar silsilesine kapılıp gideceğim hissi yarattı. Kesinlikle endişesiz bir anlatımdı. Bir yerlere yetişme çabası yoktu. Aceleci, sığ bir yapaylıktan uzaktı. Bana kült bir esinti sundu diyebilirim. Ayrıca toplumsal dokundurmalar, kurguya çok ince yedirilmişti. Ara ara serpiştirilen ince espriler ise dikkatli okurları elemek ister gibiydi. Kitabın ortasında seyir değişti. Ardından ne çıkacağını bilemediğim için hayranlık uyandıran gidişatın tökezlemesinden korkmadım değil. Lakin öyle olmadı, kurgu seyrini bir seviye daha yükseğe taşıdı. Büyülü gerçekçiliğin çok ustaca işlendiği bir yapıt olmuş desem yerinde bir yorum olur zannımca. Hayran kaldığım bir alıntıyı da buraya eklemek istiyorum. "Hiç doğmamış ben, kaygılanıyorum kendimi doğurmaktan." Kitapta altı çizilecek çok fazla söz var, bu da onlardan biri. Kitabın ilk kısmı bana büyük bir derinlik sunmuştu ama ikinci kısmını görünce asıl derinliğin orada olduğunu gördüm. Gidişat hakkında tahminlerim oluşmuştu, yine de işleniş ve ortaya çıkan sonuç beni hayrete düşürdü. Kullanılan metaforlar büyüleyiciydi, lakin kitap ilerledikçe zorlayıcı bir hal aldıklarını düşündüm. Kurgu epey düşünce egzersizi gerektiriyor ve bir şeyleri çözümlemeye çalışırken anlatımın bir tık daha düz olması işimi kolaylaştırabilirdi gibi hissettim. Tabi sonda her şey yalın bir dille açıklığa kavuşturulduğu için bu detay pek sorun teşkil etmiyor. Duyuların, renklerin, bilinç altının bambaşka bir forma dönüştürülerek psikolojik, felsefi, toplumsal analizlerin yapıldığı bu harika kurgu bana bibliyoterapi tadı verdi. Karakterlerin içsel sancılarına ortak oldum ve onlarla birlikte yenilendiğimi hissettim. Şuan keşfedilmemiş bir kitap ama er ya da geç keşfedileceğine eminim. O gün geldiğinde çok ses getireceğinden kuşkum yok. Herkese gönül rahatlığıyla tavsiye edebileceğim bir eser.