Bakabiliyorsan, gör. Görebiliyorsan, fark et.
Portekizli yazarımız Josè Saramago 'nun 1995 yılında yazdığı harika bir eser. 1998' de ''Nobel Edebiyat Ödülü'' alan yazarımızın en ünlü romanlarından birisidir bu eser. Roman, 2008 yılında Fernando Meirelles tarafından filme çekilmiştir. Filmini izleyeceğim ilk fırsatta ve sizlerle de bu filmi paylaşmak isterim.
youtube.com/watch?v=XvTvP55...
Kitapla ilgili görüşlerim çok olumlu diyebilirim. Akıcı, güzel bir olay örgüsü ile yazılmış. Korku, gerilim kategorisini fazlasıyla hak eden bir eser. ''Diyebilirim'' kısmına gelecek olursak. Nokta ve virgül dışında hemen hiç noktalama işareti olmadan yazılmış olduğu için biraz tuhaf hissettirmedi değil. 10 üzerinden 9 puan vermemde aslında bu yüzdendi kitaba.
Gelelim kitap hakkındaki incelememize:
Adı bilinmeyen bir ülkenin bilinmeyen bir şehrinde araba kullanmakta olan bir adam trafik ışıklarında beklerken bir an da kör olur. Normal bir körlük değildir bu kastettiğimiz. Çünkü normal kör bir insan dünyasını siyah görür ama bu ''Beyaz Körlük'' adını verdiğimiz bir virüs, bir hastalık. Aynı şekilde trafik ışıklarında bekleyen adamı yani ilk kurbanı yakalayan hastalıkta buydu. Üstüne üstelik bu virüs bulaşıcı bir özelliğe sahipti. ''Beyaz Körlük'' dediğimiz hastalık salgın haline gelerek o adama yardım eden ilk oto hırsızına, sonra bir göz doktoruna hızla ülkede baş göstermeye başlamıştı bu salgın. Hükümet yetkilileri duruma el atıp, kör olanları bir deli hastanesinde karantinaya almaya karar verirler. Dışarısıyla resmen tüm bağlantıları kesilen körler ölüme terkedilmiştir. Güvenlik güçleri körlerle temasa geçemediği için kontrolü sağlayamadılar. Onları çok zorlu bir yaşam bekliyordu. Ama ilk kör olanlardan birisi olan doktor ile onu yalnız bırakmak istemeyen eşi de kör olduğunu söyleyerek içeri girmiştir. İçeride tek gözleri gören doktorun karısıydı ama bir gün ya bende kör olursam korkusuyla yaşıyordu. Gözlerinin görmesi onu çok büyük sıkıntılara sokabilirdi elbette bu yüzden gördüğünü orda ki herkesten gizli tutuyordu. Deli hastanesi her geçen gün kalabalıklaşıyordu. Salgın sayıları hızla artış gösteriyordu. İçeride insanların bencillikleri ortaya çıkar; çeteleşme, adaletsizlik, cinsel istismar görülür; insanlar insanlık onurunu yitirmeye başlamıştır. Şiddet kullanan bir grup körün diğer körlere eziyet etmesi sonucu işler çığırından çıkar. Her şeyi gören ama kör gibi davranarak görmezden gelen doktorun eşi, çetenin ele başını öldürür. Çete liderinin ölümünden sonra tam bir kaos ortamı doğar, isyan çıkar. Doktorun eşi, isyan sırasında başlayan yangından yararlanarak binanın kapılarını açar, karantinadaki insanların kurtulmasını sağlar. Doktorun eşi, birkaç kişi ile birlikte evine gidip eski yaşamını ve kuralları hatırlamaya başlar ve her şey eski haline döner. İlk kör olandan başlayarak herkes aniden kör olduğu gibi aniden görmeye başlar.
Bence biz kör olmadık, biz zaten kördük. Gören körler mi? Gördüğü halde görmeyen körler.
Kitap hakkında ki incelememi burada sonlandırıyorum. Okumak isteyenlere şimdiden keyifli okumalar diliyorum ve yazarımızın 2004 yılında yazmış olduğu, bu kitabın devamı olan ''Görmek'' adlı eserde görüşmek üzere.