Kusursuzlar insanların neden sevmediğini anlamadığım ve sorunu kendimde bile aramaya başladığım bir roman oldu.Okurlarını çok sinirlendirse de benim sinirlenmeme sebep olmaktan ziyade üzülmeme sebep olarak beni çok düşünmeye iten bir roman oldu. Roman kısaca kadınların ezildiği ve erkeklerin, kadınların hayattaki rollerini belirlediği bir distopik evrende geçiyordu.Diğer feminist distopya romanlarından farkı yazarın kitapta bir isyan veya başkaldırı unsuru kullanmayıp bu tarz sistemlerin yıkıcılığından bahsetmiş olmasıydı.Tek bir kadından(baş karakterimizden) hele ki böyle bir psikolojinin içindeyken bir başkaldırı beklenemezdi,ki beklenseydi asıl mantıksız olan bu olurdu.Yorumlarda başkarakterimizin hareketlerini mantıksız bulanlar olmuş fakat böyle yıkıcı ve dayatıcı bir sistemde böyle bir sistemin içine sığmakta zorluk yaşayan bir kadın karakterimiz varken biraz empati yaparsak zaten haraketlerinin mantıksız olmasının haklı tarafları olduğunu anlarız.Kitap olaylar bakımından daha durgun ilerleyen fakat daha çok başkarakterimizin psikolojisine girmemizi sağlayan bir kitaptı.Kitapta kadın karakterlerin adları küçük harfle, erkeklerinse büyük harfle başlaması da alttan alttan kitabın psikolojisinin içerisine daha iyi girmemizi sağlıyor bana göre.Kitabın yazım dili diğer kitaplardan daha farklı ve acımasız bu arada.Kitabın içindeki alıntılara ilk baktığınızda saçma gelebilir fakat kitapla bağdaştırdığınızda ve üzerine düşündüğünüzde mantıklı ve çarpıcı geleceğine eminim.Kısacası üzerine çok düşünülmesi gereken ve çok anlamlar yüklenilmesi gereken bir roman olduğunu aksi halde çok da birşey beklememeniz gerektiğini ve okursanız da gerçek hayat ile çok bağdaştıramayacağınız bir roman olduğunu düşünüyorum.Kitaba başladığınızda sizi korkutursa lütfen okumaktan vazgeçmeyip yinede bir şans verin.Ayrıca sonu da bir bıçak gibi sivri bitiyordu ve resmen beni kalbimden bıçakladı.Bana bir modern klasik tadı verdiğini söyleyebilirim.Okumanızı öneririm :)