Çok acayip bir kitap okudum Hele ki son bölümleri soluksuz okudum. Başlangıçta kitabın anlatım şekline ve olaylara adapte olmakta zorlandım ama yavaş yavaş her şey yerine oturmaya başladığında öyle bir hikaye olduğunu farkettim ki; nerde, ne zaman, ne olacağı hiç belli değildi. Karakterler desen beni çok şaşırtan davranışlarda bulundular. Kendimi hep; ben olsam şöyle yapardım , ben olsam asla kabullenmezdim gibi şeyler düşünürken buldum. Saplantılı bir aşkın nerelere varabileceğini ve nasıl zararlara sebep olabileceğini tüm çıplaklığıyla okuyoruz. Hasta zihinlerin düşünme şekilleri gerçekten inanılır gibi değil. Çok başarılı bir kitap olmuş
.
Biraz konudan da bahsetmek istiyorum; 1956 yılında geçiyor. Kitabı, Peter adında bir psikiyatristin anlatımıyla okuyoruz. Max, Başhekim yardımcılığı pozisyonu açık olan bir akıl hastanesine başvurur ve kabul görür. Bununla birlikte eşi Stella ve 10 yaşındaki oğulları Charlie ile birlikte hastanenin doktorlar için ayrılan evlerinden birine yerleşirler. Max, başhekimlik hedefiyle işine ve yaşantısındaki düzenine çokça önem verirken, evlilik hayatında ise bi o kadar monotondur. Stella ise aksine tutkulu bir kadındır. Olaylar Stella’nın hastanede tedavi gören Edgar ile tanışmasıyla başlıyor. Edgar, tamamiyle hasta beyinli olmasına rağmen bunu gizlemekte ustadır. Eşini kendisini aldattığı gerekçesiyle başını keserek öldürmüş bir heykeltraştır. 5 yıldır tedavi gördüğü hastanede Peter’ın hastalarından biridir. Stella’nın Edgar’a karşı olan ilgisi gün geçtikçe büyür ve hatta saplantılı bir boyuta ulaşır. Bu arada da Edgar ile de birlikte olurlar. Artık Stella için Edgar dışında hiçbir şeyin önemi yoktur. Bir şekilde Edgar’ın hastaneden kaçmasına vesile olur ve ardından düştüğü boşluk ile oda evini terkederek Edgar’ın peşinden gider. Bir süre birlikte yaşadıktan sonra onun hastalıklı kişiliğinin farkına varsada asla ondan kopamaz fakat bir anlık endişesi ile yaptığını düşündüğü hata Edgar’ı kaybetmesine sebep olur.
.
Buradan sonra da Stella’nın kişilik bozukluğu ile yaptıklarını hayretler içerisinde okuyoruz. Onunla birlikte eşi Max’in tutumu da beni çok şaşırttı. Hatta Peter’ın kitabın sonundaki hamlesini hiç beklemiyordum. Sanırım bu hikayede tek günahsız Charlie’ydi. Ona üzüldüm gerçekten. Stella’nın yaptıklarını kabullenemiyorum , üstüne birde bütün suçlu çevresindekilermiş gibi kötülük saçması da cabasıydı