·78 syf.··Beğendi
···Okunma: 20 Temmuz 2021 13:52 Bir dünya düşünün ki uygarlığın zirvesindeyken ilkelliğin karanlık bataklığına çakılmış. Ve bu uygarlıkların dünyasından kalma, uygarlığı görme bir tek insan var. Bu insan eski İngiliz Dili ve Edebiyatı profesörü olan Profesör Smith. Tabi artık o bir profesör değil, yeni dünyanın yeni çocukları olan vahşi torunlarınca bir "bunak" tır. Adı da Granser'dır.
Granser vahşi torunlarının isteği üzerine Kızıl Ölüm'ü anlatmaya başlar. (Uygarlığın yok oluşuyla kelimeler de yok olmuştur ve torunlarınca "kızıl" kelimesinin yerine "kırmızı" kelimesinin kullanılmaması bir "bunaklık" belirtilerinden birisidir.)
Kızıl Ölüm 2013 yılında başlamıştır ve o ana dek bilimin tüm salgınları yendiği gibi bu illeti de yeneceği düşünülür ancak insanları dakikalar içinde uyuşturan bu illete kimse çözüm üretemez. Zaman içinde (hızla) dünya ıssızlığa gömülür ve korkunç ıssızlıkla beraber uygarlığı ayakta tutan adalet, hak, hukuk, kişisel alan, özgürlük gibi kavramlar yok olmaya başlar. İnsanlar sarhoş bir şekilde ortalığı yakmaya, saldırmaya ve yağmalamaya başlarlar. (London burada salgın anında izolasyon ve sakinliğin önemini vurgulamış.) Tüm bunlara rağmen geride kalan çok çok az insanın sadece iki amacı kalmıştır:
1. Yaşamak
2. Üremek
Özellikle üremek için insanlar hak ve hukuku kendi kafalarınca yeniden kurarlar ve baskıcılıkla (herkes tarafından olmasa da) ürenir. Kadınların tek amacı çocuk doğurmak ve kocaları için harcanmak olur.
Bir zamanlar profesör olan Granser bunları anlatırken çoğu kelimeyi anlamayan torunları hikayeyi bitiren Granser'ın soylediklerini hiç umursamazlar çünkü bu torunlar bambaşka bir dünyaya aittirler.
~~
Tüm bu hikaye Jack London'ın anlatımıyla ayrı bir güzel oluyor. Bir puan kırmamın sebebi rahat uzatabileceği bir konu olmasıydı. Yazarın kalemine daha fazla doymak isterdim.
Keyifle okuyun...