Yeşilin Kızı Anne Ada romanı, içerik olarak okuyucuyu boğmayacak ve ekstra okuyucuya bir deneyim kazandıracak bir başyapıt olarak karşımıza çıkıyor . Montgomery okuyucuyu başkarakterimiz Anne ile birlikte doğayla, hayaller ve hayatlar felsefesi ile baş başa bırakıyor. Yazarımız aynı zamanda okuyucuyu 1908 yılındaki Kanada'ya götürüyor ve okuyucuyu oradaki insaların yaşamına tanıklık ettirerek köy - şehir ikilemli yaşamı gözler önüne seriyor. Roman, Anne'nin yaşamı ile birlikte bizleri yani okuyucuyu hem dostluğun hem kaybın hem aşkın esintileri arasında bırakarak hem dram hem romantik ortam sağlıyor bizlere. Yazar romanda sade dil kullanması ve bir o kadar da doğaya karşı olağanüstü betimlemeler, benzetmeler kullanması ile roman üstünde otantik çekici hava esmesine neden oluyor. Bir doğasever olarak romanı bende albeni etkisi bu betimlemeler, benzetmeler oldu diyebilirim. Yazar; Anne'nin yaşamı, perspektifi ile birlikte hakiki doğayı bize tanıtarak hakiki doğaya karşı tutumu okuyucuya aktarıyor. Keza başkarakterimiz Anne'nin Dora ve Davy ikizlerine karşı tutumu, Davy'nin ilginç soruları, kafa kızdırtan davranışlarına karşı Anne'nin perspektifi, tutumu örnek ebevyn ilişkisine örnek teşkil ediyor olması romanı değerli kılan nedenlerden biri olarak karşımıza çıkıyor. Roman Anne'nin üniversite yaşamını aktarırken o süreçte arkadaşlığa, hayallere, başarıya, emeğe, yeni başlangıçlara değinip okuyucunun kıssadan hisse almasını isteyen mikrolit bir izlenim bıraktırıyor. Velhasıl L.M. Montgomery, Yeşilin Kızı Anne serisi ve Ada romanı ile okuyucuyuda gerçek ve hayal denge tahtasında yürüterek güzel perspektifler bırakıyor ve aşırı hevesle okuduğum kitaplar listesine ekliyor ve bu nedenle sizlerinde mutlaka Yeşilin Kızı Anne'nin yaşamına tanıklık edip bu kitabı buraya bırakıyorum.
Hoş Kalın!