B.T

B.T
Öğretmen
21 Mart 1999
79 okur puanı
Ocak 2020 tarihinde katıldı
Coomaraswamy tüm dinlerin aynı şeyi söylediğini, fakat endüstri çağından itibaren batının bu gerçeği göremeyerek dinlerin farklılığı üzerinde ısrar ettiğini ileri sürdü. Evrensel arketipleri kolayca sergilediği için kutsal sanatlara bakıldığında dinler arasındaki birlikteliğin daha açık olarak yakalanabileceğini iddia etti. Bu konunun incelenmesine ayırdığı Christian and Oriental Philosophy of Art adlı eserinde kutsal sanat içerisinde arketipleri en iyi yansıtan sanatsal objelerin ikonlar veya mandalalar olduğunu kabul eder, çünkü bu objeler kişiyi bir başka âleme taşıyan araçlardır.
Eliade'nin dinlerde tespitine yöneldiği ikinci önemli unsur dinsel paradigmalar veya arketiplerdir. Arketip anlayışı açısından gerek Jung, gerekse Campbell'le benzeşir. Bununla birlikte Eliade'de arketip tamamen kültürel tecrübelere dayanır. Her ne kadar arketipler veya paradigmalar ile kutsalın ilişkisini belirtmiyorsa da Eliade'ye göre her arketipin özünde mutlaka bir kutsal unsuru bulunmaktadır.
Eliade'nin amacı dinlerdeki kutsal mefhumunu tespit edebilmektir; çünkü kutsal tüm dini unsurları kendisine bağlayan bir üst unsurdur. Kutsalın tarih içerisindeki tezahürüne hierofani adını verir. Kutsalı analiz edebilmek için öncellikle hierofani'nin tespit edilmesi gerekmektedir. Hierofaniler ise mitoslarda kendini gösterir; böylece Eliade kutsalın keşfine mitoslardan başlamaktadır.
Arketipler karmaşık sembollerdir ve bunlar bilinç düzeyine çıkarken düzenli hale gelerek mitosları oluşturur. Bu düşüncesiyle Campbell Jung'un ortodoks bir izleyicisidir. İlk arketipler anaerkil ve ataerkil dönemlerde oluşmuştur. Ona göre başlangıçta anaerkil bir tarihi süreç yaşanmış, fakat Bronz çağlarından itibaren bu yaşam biçiminin yerini ataerkil bir süreç almıştır. Daha detay bir nokta olarak Ana tanrıçadan Baba tanrıya geçilmesinin işareti Kitab-ı Mukaddes'te Kaos arketipinde görülür. Kitab-ı Mukaddes'te Leviathan veya kaosun sembolü, anaerkil dönemde oluşan bir arketiptir; ataerkil dönemde ise Yehova ya da baba/erkil arketip egemenliği ele geçirmiştir.
Jung'un psikanaliz ve psikoloji görüşüne göre tüm semboller dinidir. Bunun ötesinde onun dini olarak gördüğü pekçok sembol de psikolojiktir. Hıristiyanlığı bir mitoslar bütünü olarak görmese de, mitoslar ona göre kollektif bilinçdışının gördüğü toplu rüyalardır. Bu konuda bir fikir ileri sürmemiş olsa bile kendinden sonrakilere açtığı yol açısından Jung'un agnostik olduğunu düşünmek yanlış olmayacaktır. Onun inançlı bir hıristiyan olduğunu kabul etsek bile dini fenomenleri arketipleri indirgediği için Jung modern din çalışmalarında özellikle pozitivist görüşe ciddi olarak katkıda bulunmuştur.