·
Okunma
·
Beğeni
·
140,5bin
Gösterim
Adı:
Romeo ve Juliet
Baskı tarihi:
2010
Sayfa sayısı:
133
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789944888004
Çeviri:
Özdemir Nutku
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Romeo ve Juliet

William Shakespeare (1564-1616): Oyunları ve şiirlerinde insanlık durumlarını dile getiriş gücüyle yaklaşık 400 yıldır bütün dünya okur ve seyircilerini etkilemeyi sürdüren efsanevi yazar, Romeo ve Juliet’de birbirinden farklı pek çok toplumda benzerleriyle karşılaşılan trajik bir ilişkiyi, düşman ailelerin çocukları arasında doğan aşkı ele alır. Romeo ile Juliet’in umutsuz aşkını romantik örgüsünün yarı karanlık örtüsüyle sarmalayan eser, buna rağmen insan ilişkilerini gerçekçi bir anlayışla gözler önüne serer.

Özdemir Nutku (1931): Türk tiyatrosuna büyük katkıları olan eğitimci ve yönetmen Özdemir Nutku, eleştirmen, yazar ve çevirmen olarak da önemli yapıtlar ortaya koydu. Sahnelediği pek çok oyunun yanı sıra, araştırma, inceleme ve çevirileriyle de ödüller kazandı. Ülkemizde olduğu kadar yurtdışında da sahneye koyduğu oyunlar, verdiği ders ve konferanslarla tanınmaktadır.
133 syf.
·Puan vermedi
Şiddetle başlayan hazlar,
Şiddetle son bulurlar.
Ölümleri olur zaferleri,
Öpüşürken yok olan,
Ateşle barut gibi..

ROMEO VE JULİET yoksa ROMEUS VE JULİET’mi demeliyim ?!

Zira ozan ve yazar ARTHUR BROOKE tarafından 1562 yılında kaleme alınan ROMEUS VE JULİET, pek tahsili olmayan, hayatı muammalarla dolu WİLLİAM SHEKESPEARE tarafından ufak değişikliklerle 1597 yılında bu sefer ROMEO VE JULİET ismiyle sahnelenmiştir! Ayrıca bu trajedi oyununda olduğu gibi Shakespeare aynı intihali CHRİSTOPHER MARLOWE’un MALTALI YAHUDİ eserinde yapmış ve bu seferde ismini VENEDİK TACİRİ olarak değiştirip oyunu sahneye sürmüştür. Bazı kaynaklar shakespeare’nin sanat yaşamında başka yazarların piyeslerini ufak değişikliklerle sahneye koyduğunu doğruluyor.
Peki nasıl oluyorda orjinal sanat eserlerinin doğru düzgün esamesi okunmazken açık bir sanat ve fikir hırsızlığı yapan shakespeare’nin eserleri 400 yıldan fazla bir süredir hala büyük bir ilgi görüp, oyunları sergileniyor ve kitapları çok satıyor?

Şüphesiz ki shakespeare’in orjinal eserlere yeniden kattığı muhteşem ruh ve deha, küçük farkları büyük ayrıcalıklara dönüştürüyor ve daha sıradan görünen orjinal eserler seçkin sanat yapıtlarına evriliyordu. Düz metinler muhteşem cümlelerle izleyici ya da okuyucuyu içine çekiyor, insanlık tarihi ile neredeyse aynı anda doğmuş evrensel trajedi, drama yada aşkı insan duygusallığının doğasına ustalıkla bırakıyordu. İlham kaynaklarının kendisine bahşettiği bu hazine gerçek yaşamındaki trajedilerle birleşince, shakespeare’in kalemi insan ruhunda tıpkı müziğin yarattığı duygusal etkiyi yaratabilen bir tür sihirli değneye dönüşüyordu..

PEKİ KİMSİN SEN SHEKASPEARE ?

bir çok kaynağa göre aslında William shakespeare diye biri hiç var olmadı ! Bazı kaynaklara göre de nisan 1564 de doğup nisan 1616 da aşırı alkol yüzünden öldü.
Yaşamı 400 küsür yıldır gizemini korumaya devam ediyor. Yine bazı kaynaklara göre shakespeare ismiyle yazılan eserler aslında SİR FRANCİS BACON tarafından yazılmıştır. Yine Bazı iddialara göre de saraydan çıkma eserlere burun kıvıranlar olduğu için dönemin en iyi edebiyatçıları gizlice bir araya gelip eserleri yazıyorlar ve bunu aslında var olmayan birine itaf ediyorlardı.

Köylü, kasap çırağı, marangoz, bakkal çocuğu ve alkolik olan eğitimsiz birinden bu muhteşem eserlerin çıkması hep kafaları karıştırmıştır. Asıl ilginç olan ise shakespeare’in İngilizce’ye 1700 yeni kelime katmasıdır sanırım (excellent, fragrant, homicide, countless) bir kaç örnektir..
— kendisi ayrıca 1. James tarafından kraliyet patentiyle ödüllendirilmiştir.
— geçmişten günümüze ilhamını aslında uzaylılardan, cadılar’dan yada cinler’den aldığına dair bir çok köşe yazısı, tv programı ve belgesel yapılmıştır
— OSCAR WİLDE Bay W.H nin Portresi kitabında shakespeare’in sonelerini aslında bir kadına değil bir erkeğe ithaf ettiğini yazmıştır.
— nasıl ki günümüzde Mark Zuckerberg’in facebook’una büyük şirketler yatırım yaptıysa, o dönemin zengin iş adamlarıda shekespeare’ye yatırım yapmışlar ve kurdukları tiyatro ile hem shekespeare’ye hemde kendilerine büyük servet kazandırmışlardır.

ASIL MESELEYE GELİRSEK

— romeo ve juliet yazılması 5 yıl sürmüştür
— 5 perde ve 24 sahneden oluşmaktadır
— trajedi türünde şiirsel bir dille süslenmiştir
— 160 sayfadan oluşmaktadır
— ingiltere de yazılan hikaye verona’da geçmektedir
— iki düşman aile; Capulet ve Montague’lerin çocukları olan romeo ve juliet’in birbirine aşık olması ile trajediye dönüşen olaylar silsilesini anlatmaktadır.

SONUÇ

Romeo ve Juliet shakespeare’in diğer trajedilerine göre daha zayıf bir eser olmasına rağmen, yüzeysel hikayesi (ki aslında düşman aile çocuklarının aşık olması klişe bir hikayedir) ve aforizma tadındaki şiirsel diline, dramatik finali de eklenince bir şekilde gelmiş geçmiş en ünlü aşk hikayesine dönüşmeyi başardı.
Bir kaç saatlik okuma süresine sahip kitabı,
Bugünlerde kitapçıların indirimli ürünler rafında kolaylıkla bulabilirsiniz..
133 syf.
Sözlerle anlatılabilir mi, bir acının derinliği... Konuşabilir miyiz, hissedemediklerimizi... Romeo ve Juliet gibi delicesine sevmişsek birini.

Tarih boyunca iki düşman aileye mensup, sevgililerin ölümsüz aşkları dolanmıştır dilimize. Aslı ile Kerem, Leylâ ile Mecnun misâli. Romeo ve Juliet'de ailelerin düşmanlığına rağmen, baş koymuşlardır aşkın yoluna. Bu öyle bir aşktır ki, anlatılmaz... Onlar gönül verseler de birbirlerine, bakalım kader yollarını birleştirecek mi?

Ah! Ebeveynler... Hep kendi pencerelerinden bakarlar dünyaya. Düşünmezler mi, evlatları mutlu olsun, huzurlu bir yuva kursun. Keşke engel olabilsek öfkeli düşüncelerimize... Öfkeli düşüncelerimizin adaletsiz bencilliğinden yaşanmaz mı, bütün bu kavgalar. Hep bir isyan, hep bir başkaldırı. Ne var ki bunda, iki genç birbirini sevdiyse. Neden rahat bırakmayız onları. Destek olacağımıza, köstek oluruz, acımasızca...

" Sevgi olmasaydı, dünya donardı. " diyen, Mevlânâ Celaleddin Rumi'ye inat, sevgi yerine nefret dağıttığımız halde, geleceğe dair umutluyum yine de. Bir gün, insanlığı felakete sürükleyen bu kan davaları son bulacak ve sevenler sevdiklerine kavuşacak!
Sanmayın ki, bütün aşklar yarım kalacak! Elbette bu atmosferde, vuslatın mahşere ertelenmediği kavuşmalarda yaşanacak.

Shakespeare'in eşsiz kaleminden, muhteşem bir eser. " Bir yapıtın ölmezliği işin öyküsünde değil, o öykünün yazarı tarafından ele alınışında var olur. " der, Özdemir Nutku. Shakespeare hakkında bütün dile getirmek istediklerimi diğer eserlerin incelemelerinde ifade etmiş olsam da, keskin nükte ve kelimelerle oynamasına değinmeden geçemiyorum. Hele ki, Romeo ve Juliet'i ışık imgelemine benzetmesi, Shakespeare'den başka hangi yazarın aklına gelir.

Harry Potter serisini bilmeyen yoktur. Şimdi dikkat edin bakalım, bu cümle size bir yerden tanıdık gelecek mi!
" Ya duyarsam topraktan sökülen adamotlarının çığlıklarını? ( sayfa: 108 ) " Benim gibi sizde, J. K Rowling'in adamotları imgelemini Shakespeare'den aldığını anladınız, değil mi?

" Doktor olmasak da, reçetemiz şudur:
Öfkeyle kalkan zararla oturur.
Unutun,
Bağışlayın,
Barışın,
Ve anlaşın. "
Shakespeare ( 2. Richard- 7 )

" Daha acıklı öykü yoktur, bunu böyle bilin
Bu öyküsünden, talihsiz Romeo ile Juliet'in. "
133 syf.
·Puan vermedi
Seversin kavuşamazsın aşk olur.

Birileri bunu yazıya döker, yazar olur
Birileri bunu sinemaya yansıtır, yönetmen olur.
Birileride bunu satın alır okur ve okur olur.

Ben ve şuan bu yazıyı okuyan arkadaşım, üçüncü seçenekten yolumuza devam edelim.


Ders : Aşk edebiyatı
Konumuz : '' Seven iki aşığın kavuşamaması ''

Toplum olarak pek yabancı olmadığımız bir konu. Sinema kuşağına göz attığımızda '' seven ama kavuşamayan iki aşık '' üzerine Yeşilçam tarihimiz kadar yapıt görebiliriz..

Şarkısıyla tutulan kişinin filmiyle büyüleyeceği,
şarkı söyleyen herkesin iyi bir aktör olacağı, maddi kaygılar üzerine yazılan senaryo metinlerin elden ele dolaştığı, düşünce sağolsun.

Hint sinemasında şarkı ve dans olmazsa olmaz. Bizdede şarkı söyleyenin aktör yapılması. İyiki aktörlerde şarkı söylemiyor.

Yoksa halimiz yaman olurdu.
kısır döngüye dönerdik...

Gerçi bu durum günümüzde artık azaldı gibi.
Evet yanlış duymadınız azaldı.
Ama sevinmeyelim :)

Çünkü artık şarkı söyleyenler kitap yazar oldular.

*

İster yazarı bilinsin ister toplum tarafından sözlü olarak aktarıla gelsin, tarih boyunca kavuşmanın imkansız olduğu aşklar daima canlılığını korumuştur.

İnsanlar aşk kavramına,
hissiyatına önem vermişlerdir.

Sokakta 10 kişiyle karşılıklı soru-cevap yapsak.
Romeo dedik mi Juliet denir.
Ama William dedik mi Shakespeare denilemez.

Çünkü yazardan ziyade karakterler.
Giriş, gelişmeden ziyade sonuca önem veririz.
Önemden kastım bu.

Bu aşklarda genelde aynı  hava hakimdir.
Kişiler değişir, zaman değişir, mekan değişir
ama senaryo değişmez, bunlara uyarlanır.


_Kişiler değişir.

Sen Ferhat olursun o Şirin
Sen Mecnun olursun o Leyla
Sen Kerem olursun o Aslı
Sen Kamber olursun o Arzu
Sen Antony olursun o Kleopatra
Sen Romeo olursun o Jüliet

_Zaman değişir.

Sen Milattan önce aşkı yaşarsın
Senden sonra gelen, Milattan sonra hisseder.

_Mekan değişir

Sen dünya olursun o güneş.
Sen deniz olursun o kara.

Velhasıl
sen gece olursun o gündüz.

Ama değişen sadece sen olmazsın.
Karşımızdaki engellerde değişir.

Seferoğulları ve Tellioğulları aileleri gibi
Capulet ve Montague  aileleri gelir.

*

Romeo ve Juliet

Tiyatro salondalarında sahnelenen
Sinema salonlarında izleyiciyle buluşan
Genelde herkes tarafından bilinen
Popüler kültür kurbanı bir aşk yapıtı.

Akıcı bir eser.
Fakat yeterince etkilenmedim.

Çok okunan kitapların abartılacak
kadar iyi olmadığının bendeki karşılığı.
Belkide beklentimi yüksek tuttuğumdan dolayı.

Yinede yazarın kalemini tanımak açısından, deneyim sahibi olmak adına
okunması gereken bir eser.

*
Sevgi güç verir, zamansa imkan

Kitap ise düşünce ve anlam..

Keyifli okumalar dilerim
133 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
Çok severek okudum. Perde perde tiyatro metni gibi yazıldığı için çokta kolay okudum. Ne kadar yabancı kelime çok olsada akıcıydı kitap bence, daha önce tiyatro eseri okumamıştım, o yüzden benim için ilkti ve unutulmaz oldu. Çok etkileyiciydi.
En sevdiğim klasikler arasında yerini aldı.
Kitapta en sevdiğim özellikle sanırım şiirsel yazım dili oldu.
Konusuda hepimizin bildiği; düşman iki ailenin çocukları ilk görüşte aşk yaşarlar. Evleniyorlar ve bir sürü olaylar oluyor.
Çok çok tavsiyemdir okuyun.

Julıet: iyi geceler sana
Romeo: binlerce kez beter olsun gece, senin ışığın yoksa..
133 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10
Hep sevmişimdir aşk hikayelerini, özellikle insanların birbirlerini sevme şekline şahit olmak çok güzel gelir bana. Ve aşk hikayelerinin en çok adı duyulanı, en çok sevileni nedir derseniz William Shakespeare'in romantik tragedyası "Romeo ve Juliet" derim.

Ben ilk kez tiyatro metni okudum ve zorlanacağımı düşünmüştüm ancak karakter sayısı da az olunca insan aklında tutup akıcı bir şekilde okuyabiliyormuş. Hatta oldukça akıcıydı diyebilirim. Normal bir tiyatrodaymış gibi perde perde okuyorsunuz, bu da düz metindeki bölümlere denk düşüyor.

-------Kitap ile ilgili SPOİLER--------
Konusuna gelecek olursak çoğunluğun bildiğini tekrar edeceğim ama birbirine düşman iki ailenin gençleri birbirlerini seviyor. Aileler o kadar düşman ki, onlara haber verme gereği bile duymadan (çünkü izin çıkmayacağı aşikar) bir rahibin odasında gizlice evleniyorlar. Evlendikleri gün Romeo, Juliet'in kuzenini öldürerek bir cinayet işliyor ve sürgün ediliyor. İki aşık daha evliliklerinin ilk günü ayrı düştüklerini öğreniyorlar. İş bu ya ailesi Juliet"i aynı hafta içinde Paris isimli bir genç ile evlendirme kararı alıyor ve bunun üzerine rahipten akıl almaya giden Juliet'e rahip bir ilaç veriyor. İlacın etkisiyle Juliet öldü gözükecek fakat aslında bayılmış olacak. Bir mektup ile durumu Romeo'ya rahip bildirecek. Zaman dolunca Romeo da gelecek rahiple birlikte onu mezarından alacak ve onları tanıyan kimse olmayan başka bir yerde hayatlarını sürdürecekler. Aksilik oluyor mektup Romeo'ya gitmiyor ancak Juliet'in ölüm haberi gidiyor. Juliet"in öldüğünü öğrenen Romeo bir zehir edinip Juliet"in mezarına iniyor ve orada kendini öldürüyor. Vakit dolduğu zaman rahip geliyor, Juliet uyanıyor bakıyor ki Romeo da yanında intihar etmiş o da bir hançer ile yaşamına gerçekten son veriyor. İki aşık bu şekilde kavuşamadan ölmüş oluyorlar.
---------------------------------------------

Evet kitabın özetini de geçtikten sonra yorum yapmak istiyorum ancak bu tip klasiklere yorum yaparken insan bi durup önünü iliklemesi gerektiğini fark ediyor. Diyecek söz yok, birbirini güzel seven iki güzel aşığı bize güzelce okumak düştü. Sizler de bu güzel kitabı mutlaka okuyun. Ben bu yaşıma kadar bildiğimi zannediyormuşum ancak okuyunca çoğu şeyi eksik bildiğimi fark ettim. Bence çok güzeldi, şiirsel metinler çok etkileyiciydi. Özellikle şiir sevenler eminim beğeneceklerdir. Şiirler, şiir gibi konuşan insanlar, şiir gibi hayatlar. Okuyun ya, en azından okudum dersiniz diyeceğim ama bu kitap sahiden okudum demiş olmak için okumaktan çok daha fazlası.
133 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
Not1: Bu bir inceleme değildir. Tür olarak ne olduğunu henüz ben de bilmiyorum. Bir denizkızının ruh birikintilerinden fazlası da olmayabilir.
Not2: (Hâlâ eserin konusu ya da işleyişi hakkında hiçbir fikri olmayanlar varsa) bol miktarda ipucu içerir.
Not3: Eserde geçen ve denizkızı tarafından bozuma uğratılmış cümleler ' ' ile, doğrudan alıntı yapılan cümleler " " ile belirtilmiştir. Denizkızının yapmış olduğu sürç-i lisanlar yazara ya da çevirmene mal edilmesin. (Hasan Ali Yücel Klasikleri/XIII. Basım)

Bir Denizkızı Güncesi

Bir gün, bir denizkızı açtı gözlerini yarı aydınlık bir sabaha. Daha yeni uyumuştu oysa. Son günlerde fena alışkanlık edinmişti bunu da. Geceleri uyumak istemiyor; gözleri acıyana dek kitaplara gömülüyor, kitap okuyamayacağını anlayınca da tavandaki yıldızlarına dikiyor gözlerini. Işıklar kapandıktan bir süre sonra onların da ışığını yitirmeye başladığını yeni keşfetmişti mesela. Oysaki o her gece o yıldızların ışığı ile uykuya dalardı. Sabahları da uyanmak çok zor geliyor hal böyle olunca. O sabah da aynı duygu-suzluk-lar içinde giyindi, çıktı evden. Biraz hava almaya ihtiyacı vardı. Yeterince büyük bir nefes alırsa, tüm dertleri de verdiği nefesle çıkıverecekti sanki. Yolu biraz uzatıp yürümeye karar verdi. Attığımız ya da atmadığımız her adımın bizi nereye götüreceğini bilemeyeceğimizi düşünmeden, gökyüzüne baka baka yürüdü. Bir bu vardı elinde çünkü. Gökyüzü griliğe teslim olmamıştı henüz; çok şükür. Yürüdü bir müddet böyle. Derken, bir ses duydu. Sıcaklığını yüreğinde hissettiği bir sesti bu. Yürüdü sese doğru, bir amca çıktı karşısına. Kocaman yüreğini tek gözüne yansıtarak bakan bir amcaydı bu. “Bir simit alayım” dedi denizkızı. Açlığı o an aklına gelivermiş gibi. Midesi de hep bunu bekliyormuş gibi harekete geçti. Simit değil, can simidi belledi elindekini. Kavuşmak istedi bir an önce. Simidini yerken kitabından bir iki sayfa okuma fırsatı kaçırmamak için en yakın parka doğru yürümeye başladı farkına varmaksızın. O anda, parkları salıncaklardan ibaret sayan bir şehirde olduğunu unutmuştu bir an için. Parkın iki bankından güneş gelenini ve tek ağacına en yakın olanını seçti, oturdu. Güneş, olmazsa olmazıydı denizkızının. “Bir denizkızı olmasam güneşkızı olurdum herhalde” diye düşünürdü zaman zaman. Simitini daha yeni bölüyordu ki bir resim ilişti gözüne. Üç tane balık… Ama daha önce gördüğü/çizdiği/hayal ettiği hiçbir balığa benzemiyordu bunlar. İlk kez görüyordu asık suratlı bir balık. Bir de değil üstelik üç tane yan yana. Ne düşüneceğini bilemedi önce, arkadaşlarına yapılan haksızlığa kızdı. Kendini de onlara benzetti sonra. Daha çok kızdı. Bir müddet sonra çıkardı şu eli ayağı olan aleti, doğduğu/büyüdüğü şehrin fotoğraflarına baktı. Canı sıkılınca gidip sığındığı limanlara bakıp iç geçirdi. İçini döktü sonra, hiç tanımadığı insanlara. En yakınları görmüyordu çünkü nasıl boğulduğunu bu şehirde. Ama araya suretler girmezse daha mı kolay oluyordu bir insanı anlayabilmek? Yahut içini döktüğü insanların her biri, kendini kitaplarda bulmuş insanlar olduğu içindi belki de bu anlaşılabilirlik. Mutlaka tanık olmuşlardı bir kitabın sayfalarında, denizinden uzak kalan bir denizkızının yakarışlarına. Bilemedi, durmadı da üstünde. Yalnızca içini dökmek istedi. “Suskun insanın içi sözcük kuyusudur derler.” Diye sesleniyordu üstelik Hasan Ali Toptaş elindeki kitaptan. İyi geldi içini dökmek. Ne yapması gerektiğini anlamıştı kalbi. Ayağa kalktığını duydu sonra kendinin. Belli ki kalbi, aklına anlatmamıştı henüz, mani olmasın diye. Yürüdü, yine düşünmeden. Mümkünmüş gibi. Koşar adım geçiyordu bu defa az önce dalgın dalgın yürüdüğü sokakları. Biri görür de gitmesi gerekenin tam tersine gidiyor diye yolundan çevirir diye korktu galiba. Soluk soluğa kalmıştı, durakta bekleyen otobüse atladığında. Yanlış bir gündü oysa; çantasındaki kitap daha yol bitmeden bitiverdi. “En az iki kitapla çık bundan sonra yola” diyerek payladı kendini.

Otobüsten iner inmez, sahile varmadan önce kitapçıya koştu. Aklında yoktu ama görür görmez alıp bağrına basacağı kitap onu bekliyordu. “Ah Romeo, neden Romeosun sen?” diyordu bir ses. Kayıtsız kalamadı sese. Ama akıllanmıştı, iki kitap aldı oradan. Koşar adım sahile indi sonra. Az önce içini döktüğü mecradaki profil resminde, kucağında kitaplar ile kıyısında oturup hayallere daldığı sisli bir Akdeniz çok uzaktı belki o anda ama kapak fotoğrafındaki kuşlarla bezeli Ege tam karşısındaydı. Tam o noktada, fotoğrafı çektiği noktada, durdu. Nefes aldı. Gerçek bir nefesti. Bugüne kadar aldığı her nefesi haklı kılan bir nefesti bu. İndi denizkızı kayalıklara, rahatça oturabileceği bir yer aradı. Hava da öyle güzel... Oturdu sonra, sarıldı kitaplarına. Bir satır okuyup bir kafasını kaldırıp martılara bakıyordu denizkızı. Aklının kapılarını ve kulaklarını diğer tüm seslere kapadı, yalnızca deniz ve martılar vardı. Bir de Romeo’nun yakarışları. Aşka mı aşıktı Romeo? Bir anda önündeki deniz ‘aşıkların gözyaşları ile beslenen bir deniz oluverdi’ sanki. ‘Kederli saatlerin’ zaman dilimine girdi denizkızı. Amma da uzundu kederli saatler. Onları kısaltmak mümkün müydü? Mümkündü elbet fakat ne Romeo ne de denizkızı sahipti onları kısaltacak olan şeye. ‘Her şeyi gören güneş, o anın benzerini görmemiştir dünya yaratılalı beri’. Öyle sanıyordu denizkızı. Romeo da öyle sanmıştı, görene kadar Juliet’i. Oysaki engellenemez an gelip çattığında şu sözler dökülüyordu dudaklarından: “Gönlüm hiç sevdi mi bugüne dek?/Sevdiyse, yalanlayın gözlerim. Görmedim çünkü/Bu geceye dek gerçek güzelliği.” Yakarıyordu Romeo’nun dudakları, inanç dönmesin umutsuzluğa diye. Juliet’in kalbine de bir kez düşmüştü tohum. ‘Biricik sevgisi, biricik nefretinden doğuyordu.’

Ürperdi denizkızı nereden geldiği belli olmayan bir rüzgâr ile. Kalktı kayalıklardan. Biraz daha yürümeli, yalnızca denizin değil denizin çevresinde hayat bulan her şeyin tadını çıkarmalıydı. İlerledi biraz. Küçük bir çocuğu sevdi, güneşte dinlenen kedilere bakıp uzun uzun gülümsedi, bir köpeğe selam verdi. Oysaki aklı hep Verona’daydı. Köpeğin gözlerinde bile görüyordu o soruyu: sevgi atlatabilir mi her engeli? ‘Dönüp gidebilecek miydi Romeo yüreği oradayken’? Bir an önce koşup şahit olmalıydı o ana; bir aşığın dudaklarından dökülen aşk tiradına. Diğerinin gönlünde filizlendirdiği o muhteşem çiçeklerin kokusunu eklemeliydi deniz kokusunun yanına. Koştu, denizler aşıp vardı Verona’ya. ‘Aramak boşunaydı bulunmak istemeyeni.’ Fakat aşk saklayamazdı bir türlü kendini. Juliet, o gencecik yüreğinde nasıl derin bir aşkın başlangıcıydı böylesi, şaştı denizkızı. Rahip Lawrance okudu denizkızının aklından geçenleri. “Şiddetle başlayan hazlar, şiddetle son bulur” diye düşünüyordu denizkızı da kayalıklara vuran dalgalara bakarken. Saymaya kalkacaktı az daha denizkızı, o an’ı an yapan ne varsa; Juliet uyardı: “Dilencidir ancak servetini sayanlar” diyerek. Anladı denizkızı, öyle büyüktü ki serveti, söze gerek yoktu.

Acıktığını duydu yine denizkızı. Devam etmeliydi başladığı yola. Biraz daha yürüdü yolun götürdüğü yere. Tüm yolculuğun buraya ulaşmak için olduğunu bilmiyormuş gibi yaptı o an. Yiyecek bir şeyler söylerken bile kendi açlığından çok balıklar vardı çünkü aklında. Kendi bir ısırıyorsa, balıklara üç atıyordu. Gülümsediklerini en içinde hissediyordu onlar ekmekleri kapışırken. O sırada Romeo ve Juliet evlenmiş, bulutlarda geziyorlardı. Fakat uzun sürmedi bu mutluluk. Romeo ne kadar aksini anlatmaya çalışsa da ikna edemedi Tybalt’ı. Aklını isimle bozmuş, kavganın tek çözüm olduğuna inanıyordu çünkü. Kulaklarını tıkamıştı egosu. Durup dinleyemezdi, dinlese de anlayamazdı Romeo’nun niçin ‘onun adına da kendi adı kadar değer veriyor’ olduğunu. Son nefesini verirken ne düşündüğünü merak etti denizkızı. O sırada bir çiçek kondu masaya. Balıklar hâlâ ekmeklerin peşinde. Kendi geçiminin derdinde bir çocuk; çok uzaklarda olduğu belli olan bir denizkızına bir barış çubuğu uzatıyor. Elbet, onun da beklentisi var. Çiçek ikram ama selpak paralı. Gülümsüyor denizkızı, aklı Verona’da. Romeo sürülünce çok uzaklara, taze evli Juliet nasıl kaldıracak bunca acıyı? Bulacak elbet bir yolunu. Rahip Lawrance bulur elbet en doğru yolu.

Juliet rahibin hücresine doğru yola çıkmışken denizkızı da kalktı masadan. Daha bitmemişti yol. İki perde daha vardı. Görülecek yerler, alınacak nefesler vardı. Yürüdü kaleye doğru her adımın tadını çıkara çıkara denizkızı. Bir dahaki sefere kediler için yiyecek getirmeyi aklının bir köşesine yazmayı ihmal etmedi. Bu defa sola dönüp tavuskuşlarını en sona –ve aceleye- bırakmak istemedi. İlk onların yanına gitti. Uzun uzun baktı, içini döktü onlara. Boyunlarını uzata uzata, kuyruklarını sallaya sallaya dinledi onlar da. Bir de özür mırıldandı bu defa yiyecek bir şey yok diye. Çok hazırlıksız gelmişti çünkü. Ama onlar daha cömertti bugün. Uzun zamandır aradığı tavuskuşu tüyüne kavuşmuştu denizkızı. Bir süredir kuş tüyleri biriktiriyordu. Günün birinde denize açılıp kaybolamazsa diye yedek bir plan. Yeterince kuş tüyü biriktirirse uçabileceğine inanıyordu çünkü. Bir denizkuşu! O sırada Juliet de rahip ile bir plan yapmış, ölümü kandırırsa herkesi kandıracağını düşünmüştü. Sevgisi söz konusu ise her şeyi göze almıştı Juliet. Romeo’ya haber ulaşmamıştı henüz. Onun gözünde yaşasın güzel Juliet diyerek kapattı kitabı denizkızı, yürüdükçe yürüdü.

Son perdeyi okumamaya karar verdi. Onun da zamanı gelecekti elbet. Esen bir rüzgâr, içindeki tüm duygu kırıntılarını ortalığa saçıverecek diye korktu, düzene koyması gerekiyordu önce. Oturdu deniz kenarında, balıkları görebileceği bir masaya. Kitabın 134. Sayfasını açtı ve başlık attı: Bir Denizkızı Güncesi.

(Denizkızı, bu günceyi yazmaya başlarken eve döndüğünde masasında mavi bir unicorn bulacağını bilmiyordu. Günceyi yazdığı kalemle aynı renkte; denizin ve gökyüzünün en güzel tonunda. Bu unicorn ona çok şey anlatacaktı. Değişim anının, ben geldim demeden geldiğini anlatacaktı sözgelimi gözleriyle. Ya da hava değişimine değil, manevi değişime ihtiyacı olduğunu ve bu anın tam da eşiğinde olduğunu. Oturdu ve beşinci perdeyi okudu denizkızı, kararmaya başlayan hava ile birlikte ışık saçmaya başlayan yıldızların altında.)
133 syf.
Romeo ve Juliet, iki aşık? insan. Bu eser sizce neden günümüze kadar geldi? Bana kalırsa onlar biziz aslında.

Romeo'nun daha güzel birini görünce yanıp tutuştuğu aşkından bir anda vazgeçmesi. Aileleri düşman oluğu için sırf onların inadına daha yakın olmak istemeleri. Akrabalara duyulan sevginin ve acının aslında sahteliği. Aşkın yanıltıcı büyüsü. Sorgusuzca yapılan ve bazen hayatlara maal olan fevri davranışlar... Uzattıkça uzatabilirim.

Bu kitabı beğenmemin nedeni budur işte Mister Sinister ☭ sen önermesen de okumak istedim yine de tavsiyelerin pek kıymetli benim için arkadaşım teşekkürler... Tiyatroyla kalın :)
133 syf.
·2 günde·8/10
Anlaşılır, bir o kadar da derin ifadelerle, ilk görüşte başlayan karşılıklı aşkın acıklı hikayesini dinliyorsunuz tiyatronun bu efsaneleşmiş kaleminden.
Okunması gereken bir başyapıt. İzlemek nasip olursa mutlu olacağım bir eser, gerek tiyatroda gerekse sinema filmini.
Sanatın her dalı her yaprağı her meyvesi ne güzel şey, bu sanat denen şey ne güzel bir ağaç.
Yaşasın sanat ve artsın sanatseverler...
133 syf.
·3 günde·10/10
Adını hemen hemen herkesin duyduğu, dört yüz yıldan bu yana parlaklığından hiçbir şey kaybetmeyen Shakespeare'in eşsiz kaleminden çıkan romantik tragedyası Romeo ve Juliet.
Okurken tam anlamıyla hakkını verememekten korktuğum için ertelediğim bir kitaptı. Ama Zeynep Sahra'nın Ayçöreği kitabını okuduktan sonra cesaretlenip, başladım okumaya. Şu an bu incelemeyi yazarken bile korkuyorum açıkçası. Ne söylesem, ne yazsam eksik kalır gibi. Sözlerle anlatılabilir miydi bu güzel kitap. Kelimelere dökebilir miydim ki Romeo ve Juliet'in aşkını...

"Neler doğuyor nefretten, ama daha çoktur sevgiden doğan." Kitabın ilk sayfalarında verilen bir alıntıyla başlamak istedim. Ah düşmanlık, ah nefret! Neler doğurdun sen? Romeo ve Juliet'in aşkıyla, sevgisiyle bir çok güzel şeyin doğacağına inansakda, bu iki ailenin birbirine karşı olan düşmanlığı, kini ve nefreti nasıl da söndürdü iki gencin aşkını.
" Daha acıklı bir öykü yoktur, bunu böyle bilin
Bu öyküsünden, talihsiz Romeo ile Juliet'in."
Tekrar tekrar okunası, okuyun, okutturun efenim.
192 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10
"Daha acıklı bir hikâye yoktur,
Juliet ve onun Romeo’sununkinden. "

Kitabı elime aldığım an içimi bir sevinç kapaldı.
Daha önceden okumayı planlanmıştım ama bi türlü fırsat bulamamıştım.
William Shakespeare ' e ait okuduğum ilk kitaptır.
Gerçekten okunulması gereken bir kitap.
Ne kadar yabancı kelimeler olsa da, akıcı bir kitap. Ben birkaç saate bitirdim.


Yazar olay örgüsünde ;
İçinde bulunan toplumun ahmaklığı, düşünülmeden ve mantıken alınan kararların birçok hayatı mahvettiği gözler önüne sermiştir.
133 syf.
·4 günde·Beğendi·9/10
Dikkat spoi içerir..
Shakespeare.. Aşkı ölümle mühürleyen ölümsüz eseri.. 5 hafta önce film okuma atölyesine katıldım.. Hocamız anlam derinliği olan filmleri okuyacağız dedi ve ilk olarak Romeo ve Juliet ile başladık.. Derin anlamları olan bir kitap bu. Birkaç noktaya değinmek istiyorum.

Öncelikle burada işlenen aşk temasını irdelemek isterim.. Romeo ve Juliet karakteri günümüze göre düşünürsek çocuk yaştalar yani aşık olmak için çok küçükler fakat o dönemi inceleyecek olursak - ki kitapta da geçer- Juliet' in yaşıtları evli ve çocukludur. Karakterlere gelecek olursak Romeo Juliet'ten çok aşık olmaya aşık bir karakterdir. O aşkı sever.. Ki aşkı öldü sandığında da intihar etmiştir zaten..

Diğer bir irdelemek istediğim tema ise intihar teması.. Burada baktığımızda Juliet'in öldüğünü düşünen Romeo uğruna yaşayacak başka bir şey kalmadığını düşünür ve intihar eder.. Fakat bazı intiharlar vardır bu intiharlarda bilinçaltı geride kalanları cezalandırmak ister. Hikayeye baktığımızda Juliet sevgisiz büyümüş bir karakterdir. Annesi ve babası ona oldukça mesafeli durmaktalardır. Hatta babası kendisinin evlenmesini istediği adamla evlenmek istemediğini belirttiğinde ya evlen ya da eşyalarını topla ve git demiştir. Juliet'in intiharına gelecek olursak Juliet ilk defa sevilme duygusunu Romeo da tatmıştır. Uyanıp da Romeo'yu ölü bulduğunda onun için dünyada sevgi ölmüştür.. Juliet'in intiharı bir cezalandırmadır.. Ki trajedinin sonunda da iki aile pişman olmuş ve barışmışlardır.

Son olarak ise yöneticinin yani prensin son konuşması kitabın ve filminin (1968 yapımı) en etkilendiğim sahnesiydi. Prens trajedinin sonunda der ki:
- Şu bizim düşmanlar nerede? Capulet! Montague!
Görün işte nasıl bir cezaya uğradı nefretiniz;
Tanrı hayatınızın mutluluğunu sevgi ile öldürdü!
Ben de göz yumduğum için kavganıza
İki hısımdan birden oldum. Hepimiz cezalandırıldık..

Prens bu konuşmasıyla hem iki ailenin kavgasının yine iki ailenin acısına yol açtığını söyler ve ekler.. Olay sizin kavganız yüzünden olmuş olabilir ama sizin kadar, sizin yöneticiniz olduğum için ben de suçluyum, der. Yönetici, kendisini halkından bağımsız göremez, görürse bu bir trajediye yol açar..

Bir sonuca bağlamak gerekirse genel olarak hem filmini hem de kitabı çok beğendim.. Kitabın şiirsel bir dili olmasına rağmen gayet duru ve akıcı.. Herkese gönül rahatlığıyla tavsiye edebileceğim ölümsüz bir eser bu.. Okumayı düşünen herkese şimdiden iyi okumalar :)
125 syf.
·3 günde·10/10
CİDDİ HOPPALIK!!!
PARLAK DUMAN!!!
SOĞUK ATEŞ!!!



Romeo ve Juliet mi yoksa Leyla ile Mecnun mu?
Hangisi daha çok biliniyor..Şekspir’in tiyatral bu eserini okurken keyif aldım diyebilirim.Durum komedileri kitabı benim nazarımda bildik bir aşk kitabı olmaktan çıkarmış..Juliet’in babası ve annesinin bedduaları özellikle:-))

Aşk sadakat ister düsturundan yola çıkarak hemen Juliet Romeo’ya kocacım ,Romeo’da Juliet’e karıcım demeye başlıyor, yetmiyor Rahip Lavvrence’sa gizli nikah!!kıydırıyorlar..Nikahın amacı haber vermek başkalarına.Gizli ama en azından bir din adamının haberi var..:-))

Bir de dikkatimi çeken husus şu oldu; Romeo duygusala bağladığında etrafındakiler sen ne biçim erkeksin ,kadın halleri yaşıyorsun kalk kendine gel deyip duruyorlar..Günümüzü görselerdi ne derlerdi acaba..Gizli toplum mühendislerinin cinsiyetsiz toplum inşa etme çabaları doğrultusunda çevrilen ve pazarlanan film ve diziler,yazılan eserler..Güney Kore yapımları ve oyuncular bu cinsiyetsiz toplum konusunda itinâ ile çalıştırılıyor..

Cinsiyetsiz toplum gibi uyduruk projelerin rağbet görme sebebi; Şekspir’nde dediği gibi; ‘-Erkek güçsüzse kadında düşüveriyor olduğu yerden.’
Denge bozulduğunda ,kadınlar erkeklerin rollerini de üstlendiğinde o zaman kadın ve erkek olmanın temel manası da anlamsızlaşıyor..
Buna bağlı olarak zincirleme bir şekilde,evlilik,ilişki anlayışları,seks ,haklar ve sorumluluklar anlam kaymasına uğruyor..Şekspir bilebilir miydi yazdığı eserle bana bunları düşündüreceğini?:-))

Hikayenin sonunda ölüler daha taze iken ,açılan yaralardan kan akmaya devam ederken yönetici konumundaki Prens’ in olay mahalline diğer tüm ilgili kişilerle toplanıp sıcağı sıcağına olay örgüsünü çözmeleri de iyice bir düşündürdü..

Westfalya Anlaşması’nı(1648) biz tarihçiler öğrencilere bugünkü modern devletlerin doğuşununun başlangıcı diye öğretiriz..

Modern devletlerle beraber yasalar belirginleşti iyi güzel ama adalet kavramı bu yasalar ve millet sistemi,sınırlar sebebiyle hantal bir yapının içinde nefessiz kaldı aciz bir erdeme dönüştü.

Prensimiz hemen gelir,olay örgüsünü anlar delillere bakarak,kan davalı aileleri barıştırır ,sizin birbirinize olan nefretinizi Tanrı sevgi yoluyla çözdü ve sizi cezalandırdı ben de bunlara göz yumduğum için akrabalarımı kaybettim diyerek kendi payına suçunu kabul etti. Geride kalanlar için kısırdöngüye dönüşecek kederden başka bir dünyalık sıkıntı,dert kalmadı..

Günümüzde ise onlarca yıl süren davalar,göz göre göre adaletsizliklere güçlü ve makam sahibi insanların müdahelesi ve olup biteni ,küçücük ve sıradan dünyalarına servet muamelesi yapıp sadece seyreden yığınlar,kitleler..

Tarihte Çatalhöyük,Dünyanın ilk şehir yerleşmesi Konya’da..(gerçi Konya denince de bugün hiç iyi şeyler çağrışmıyor..Aleyna’nın Eser’e dediği geldi aklıma bak şimdi..Konya’da aynı..Sanki Kaliforniya:-))))))))))
Çatalhöyüğe döneyim ben ..Nüfus az ve hiyeraşik bir sistem kurmamışlar sadece çok sağlam bir iş bölümü var,herkes ne yapacağını eksiksiz biliyor ve yapıyor.Ast üst ilişkisi yok,yöneticilik taslayan yok..Savaş bilmiyorlar silah namına savunma araçları dahi üretmemişler..Tâki nüfusları artıyor ve dışardan istilalara uğruyorlar o zaman başlıyor yıkılış süreçleri..

Romeo ve Juliet hafif ,akıcı bir eser,kısa cümlelerle çok derin anlamlar düşündürmeyi başarmış bir eser..
Keyifli okumalar️

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Romeo ve Juliet
Baskı tarihi:
2010
Sayfa sayısı:
133
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789944888004
Çeviri:
Özdemir Nutku
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Romeo ve Juliet

William Shakespeare (1564-1616): Oyunları ve şiirlerinde insanlık durumlarını dile getiriş gücüyle yaklaşık 400 yıldır bütün dünya okur ve seyircilerini etkilemeyi sürdüren efsanevi yazar, Romeo ve Juliet’de birbirinden farklı pek çok toplumda benzerleriyle karşılaşılan trajik bir ilişkiyi, düşman ailelerin çocukları arasında doğan aşkı ele alır. Romeo ile Juliet’in umutsuz aşkını romantik örgüsünün yarı karanlık örtüsüyle sarmalayan eser, buna rağmen insan ilişkilerini gerçekçi bir anlayışla gözler önüne serer.

Özdemir Nutku (1931): Türk tiyatrosuna büyük katkıları olan eğitimci ve yönetmen Özdemir Nutku, eleştirmen, yazar ve çevirmen olarak da önemli yapıtlar ortaya koydu. Sahnelediği pek çok oyunun yanı sıra, araştırma, inceleme ve çevirileriyle de ödüller kazandı. Ülkemizde olduğu kadar yurtdışında da sahneye koyduğu oyunlar, verdiği ders ve konferanslarla tanınmaktadır.

Kitabı okuyanlar 14,7bin okur

  • Nurish
  • Feyza Doğdu
  • Özlem Karaca
  • Nurbanu Şahin
  • Jiquesse Dioqumentte
  • Canan
  • Zuhal manbaki
  • Tuğba Caner
  • zeynep
  • Rabiş

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%12.5
14-17 Yaş
%11.9
18-24 Yaş
%30.8
25-34 Yaş
%28
35-44 Yaş
%10.6
45-54 Yaş
%3.5
55-64 Yaş
%0.3
65+ Yaş
%2.1

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%71.9
Erkek
%28.1

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%24.9 (1.005)
9
%15 (605)
8
%12.5 (504)
7
%5.1 (207)
6
%1.8 (73)
5
%0.8 (34)
4
%0.4 (15)
3
%0 (2)
2
%0.1 (3)
1
%0.2 (7)

Kitabın sıralamaları