Puan vermedi·68 syf.··Beğendi
···Okunma: 02 Ağustos 2021 17:14 Stefan
Zweig’ın psikoloji birikimine sahip bir yazarın
üstesinden gelebileceği bir iştir.
Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu’nun kadın
kahramanını ise sadece uzun bir mektubun
yazarı olarak tanırız. Kadının hayatı boyunca
sevmiş olduğu erkek için kaleme aldığı bu
mektubun “gönderen”inin adı verilmemiştir.
Mektubun başında tek bir hitap vardır: “Sana,
beni asla tanımamış olan sana”. Ayrıca
mektupta, adın belirtilmemiş olmasına rağmen,
yazanı mektubun alıcısına “onu hep delice
sevmiş bir kadın” olarak tanıtabilecek en ufak
bir ipucu da bulunmamaktadır. Oysa kadın ile
erkek –onun kimliği, en azından “roman yazarı
R.” olarak bellidir– karşılaşmışlardır; hatta kadının genç kızlık döneminde çok kısa süre,
birkaç gün ve gece, birlikte olmuşlardır ve bu
birliktelikten bir çocuk da dünyaya gelmiştir.
Ama buna rağmen mektup boyunca kadının dile
getirdiği şu söylemle hep karşılaşırız: “Sen, beni
asla tanımadın!” Buradaki “ben”, erkeğe delice
âşık olan “ben”dir ve erkek, onu bu niteliği ile
hiç tanımamıştır. Onun için bu “ben”, hayatına
giren öteki kadınlardan –ki, bunların sayısı hayli
kabarıktır!– hiçbir farkı bulunmayan bir bendir.
Kadın, kısa beraberliklerinde ona yıllardır âşık
olduğunu hiçbir zaman söylemez. Söylediği
takdirde, erkeğe paylaşılmamış bir derin
duygudan ötürü sorumluluk
yükleyebileceğinden korkar. Zaten ondan bir
çocuğu olduğunu da aynı nedenle gizler. Çünkü
kadına göre yaşadığı aşk, ancak karşısındaki
erkek tarafından bu boyutta anlaşılabildiği
takdirde bir “karşılıklı aşk” olabilecektir. Bu
olmadığı takdirde kadın, büyük tutkusunu hep
bir “bilinmeyen” olarak, yani tek başına
yaşamaya razıdır.Viyana’sında sessiz sedasız ve tek taraflı
yaşanan bir aşkın hüznü vardır. Başka deyişle
Zweig, bu metninde aşkın psikolojik
çözümlemesini yalnızca tek kişinin iç
dünyasından yola çıkarak yapmıştır. Dikkat
edilirse, bu cümleyi kurarken “taraflardan
yalnızca birinin iç dünyasından yola çıkarak”
demedim; çünkü bu aşk öyküsünde “taraflar”
değil, sadece tek bir “taraf” var. (Ahmet Cemal in incelemesi) üstüne inceleme yazmak haddime değil. Ama böylesine bir aşk var mıdır? Hani şu tek taraflı olanından... Sanmam... Anne olmak o aşkı darmadağın edebilen bir güç oysa Burda evladının cesedine karşı beşinci mum ışığı da tükenen kadar süren bir mektubun bir kadının sesi... Bir hayatın yaşanmışlıkların gerçek ve acı etkileyici dünyası...
Ne sen leylasın ne de ben mecnun diyorum böyle bir aşkın üstüne saplantılı bir aşk okumadım görmedim duymadım. Her ne kadar tasvip etmesem de (annelik duygusu üstünde bir güç olarak) bir kadının psikolojik dramının en az iki hayata mal olması...
2021 ağustos Mercan
Not. Ülkemizin bir çok ili cahiller, düşmanlar ve hainler tarafından yangın yerine dönüştürüldüğü zorlu yıllardan.. Geleceğe ümitle selam olsun...