Gönderi

9/10
·264 syf.··
Beğendi
·
2021 24. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 03 Ağustos 2021 20:01
Geçen sene koronanın yayıldığı günlerde okusam beni çok büyük bir karamsarlığa itebilecekken üç beş sene önce okusam muhtemelen şimdi okurken etkilendiğim pek çok şey -salgınların Orta Çağ'da kaldığı yanılgısıyla- hiçbir şey ifade etmeyecekti. Bu sebeple kitabı çok doğru bir zamanda okuduğumu düşünüyorum. 1665 yılında Londra'da yaşanan büyük salgını, yaşananlara tanık olmuş bir kişinin ağzından anlatıyor yazar. Dönem ve şartları da göz önünde bulundurursak vebanın çok daha ölümcül ve tehlikeli olduğu muhakkak olmakla birlikte yaşanan birtakım olayların veya hislerin korona salgınında yaşadıklarımıza benzediğini söyleyebiliriz. Mesela özellikle salgının ilk günlerinde vebalılarla ve ölümleriyle ilgili sayıların gerçeği yansıtmadığını, kasten sayının az gösterildiğini dile getiriyor yazar. Yine komşular selamı sabahı kesmesin diye ya da eve kapatılmamak için hastalığını saklayanlar olduğu söyleniyor. Eserde salgından en çok etkilenenlerin yoksullar olduğu defalarca vurgulanıyor. Kral ve maiyeti başta olmak üzere hâli vakti yerinde olan hemen herkes salgın henüz şehre yayılmadan hizmetçileri ve uşaklarını da alarak şehri terk edip taşraya gitmiştir. Yoksullar ise hiçbir yere kaçamadıkları için salgının ortasında kaldıkları gibi ekonomik zorunluluklarla hemşirelik, bekçilik gibi son derece tehlikeli işlerde çalışmak zorunda kalmışlardır. Kitabın anlatıcısı da şehri terk edebilecek imkânlara sahipken bir tereddüt döneminin ardından şehirde kalmayı tercih etmiştir. Hatta birkaç kez gitmeye niyetlenmesine rağmen başına gelen ufak tefek aksiliklerden dolayı gidemeyince abisine şehirde kalmak istediğini şu sözlerle ifade etmiştir: "Mademki tanrısal kudretin rehberliği veya izni olmadan başımıza hiçbir şey gelmezdi, bu hüsranların da kaynağı doğanın ötesinde olmalıydı ve Tanrı katından, belki doğrudan, belki de telkin yoluyla gitmemem isteniyordu. Kalmam gerçekten Tanrı'nın isteği ise etrafımı saran bütün bu ölüm ve tehlikenin ortasında beni onun koruyacağını düşündüm. Tanrısal olduğuna inandığım bu telkinlere rağmen kaçıp kendimi korumaya kalksam Tanrı'dan kaçmış gibi olacaktım. O da beni nerede ve ne zaman uygun görürse yakalayıp adaletini yerine getirecekti." Abisi ise durumu Türklerdeki ve Müslümanlardaki kader anlayışına benzeterek yanlış yaptığına ikna eder gibi olsa da birkaç gün sonra Kitab-ı Mukaddes'ten yaptığı tefeül ile kesin olarak kalmaya karar vermiştir ve kitap boyunca bize anlattıklarına da böylece şahit olmuştur. Salgından bir sene sonra kadar Londra'da büyük bir yangın yaşandığı da kitapta sık sık tekrarlanmaktadır. Hem bu yangından önce hem de veba salgınından önce kentin üzerinde parlak bir kuyruklu yıldız göründüğü iddia edilmektedir: "... iki kuyruklu yıldızın da kentin tam üzerinden, âdeta evlerini yalayarak geçtiğini fark edip belli ki özel olarak bu kenti hedefleyen bir illet taşıdığını iddia ettiler. Bazılarına göre salgından önce görülen bu kuyruklu yıldız zayıf, mat ve soluk renkli, hareketiyse ağır, vakur ve yavaştı. Oysa büyük yangından önce görülen kuyruklu yıldız bazılarına göre parlak ve ışıltılı, bazılarına göreyse alevliymiş, hareketlerinde sürat ve öfke varmış. Dolayısıyla biri tıpkı veba gibi yavaş ama şiddetli, feci ve ürkünç bir felaket alametiyken diğerini yangını çağrıştıran ani, süratli ve hararetli bir alametti." Bu ifadelerse bana 2020 Teke Tek Yılbaşı programında astrologların beyanlarını hatırlattı. Yine salgının başlarında belediye başkanı ve meclis üyeleri birtakım emirler yayımlayarak çok sert önlemler almışlardır. Bu kararlarla vebalının olduğu evler kapatılmış yani hastalar karantinaya alınmıştır. Kapatılan evlerin önüne bekçiler dikilerek evdekilerin her ihtiyacı bu bekçiler vasıtasıyla giderilmiştir. Ayrıca hastalar için de hemşireler görevlendirilmiştir. Ancak hastaların sinir krizi geçirerek kendilerini penceren atması, bekçiyi oyalayarak evden kaçmalar hatta bekçilerin öldürülmesi gibi pek olumsuzluğa sebep olmuştur bu önlemler. Anlatıcı da başka çözüm yolu olmadığını ifade etse de bu önlemlerin hiçbir işe yaramadığını hatta zaman zaman daha kötü sonuçlara yol açtığını söylemiştir. Çünkü evler kapatılırken henüz hastalık bulaşmayan kişiler de hasta ile kapatılmıştır. Bu da evdekilerin de hastalanıp ölmesine neden olmuştur. Belediyenin emirlerinden birisi de şudur: "Taverna, birahane ve kafe gibi yerlerdeki içki düşkünlüğü bu zamanda işlenen en yaygın günah sayılır, vebanın yayılmasında büyük payı vardır. Kişiler ve gruplar içki içmek için saat dokuzdan sonra bu gibi yerlere gidemeyecekler, buralarda kalamayacaklar, uymayanlar kentin eski yasalarına ve âdetlerine göre cezalandırılacaklardır." Bu yasak tabiî bizdeki on yedi günlük tam kapanma döneminde marketlerde içki satışının yasaklanmasını akla getiriyor. Bu emirleri çıkaran kurulun haftada iki veya üç kere toplanarak durum değerlendirmesi yapacağı da ifade ediliyor. Bu da bizim ilk günlerde sonuçlarını merakla beklediğimiz bilim kurulu toplantılarına benziyor. Başka bir sorun ise hastalığı taşımasına rağmen belirti göstermeyenler. Bunlar hasta olduklarının farkında olmasalar da hastalığı bulaştırıyorlar ve sonra aniden, bazen sokakta yürürken fenalaşarak ölüyorlardı. Yine günümüzde de yaşadığımıza benzer sorunlarından birisi de pek çok insanın işsiz kalması, ticaretin durması... Bu işsiz kalanların ve yoksulların kraliyetten ve diğer zenginlerden gelen yardımlarla ayakta durduğu ve bu yardımlar sayesinde işin yağmaya gitmediği de vurgulanıyor. İngiltere'den ticaret gemileri ile giden malları hemen hemen hiçbir ülke kabul etmezken Türkiye'nin kabul eden bir iki devletten biri olduğundan da bahsediliyor. Hastalığın ağustos ve eylüldeki üç haftalık bir süreçte çok yayıldığı, artık herkes tarafından önlenemez olduğu ve herkesin öleceği kabul edilmiş. Öyle ki bu ümitsizlik ile insanlar artık rahat davranmaya, birbirlerinden kaçmamaya başlamışlar. Ancak anlatıcının ifadesi ile bir mucize ile bu üç haftalık süreç sonucunda ölüm sayıları hızla düşmeye başlamış. Hasta olanların sayısı artarken ölenlerin sayısında bir düşüş olması toplumsal bağışıklığın geliştiğini gösteriyor. Eserde anlatıcı şahit olduğu veya duyduğu pek çok hikâyeye daha yer veriyor. Hem güzel üslubu hem de anlatılanlar ile okunması gereken kitaplardan birisi olduğunu söyleyebilirim, Veba Yılı Günlüğü'nün.
Edebiyat
Veba Yılı GünlüğüDaniel Defoe · İş Bankası Kültür Yayınları · 20241,092 okunma
··
378 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.