Sedef işlemeli meşeden tablada,
Kayıyor pullar bir uçtan ötekine.
On beşerden otuz pul eder,
Otuzunda da aynı telaş, neş'e ve keder...
Bakıyor İbrahim parmak uçlarına;
Köşeleri çoktan yuvarlnmış, kemikten, iki beyaz küp,
Zıpladıkça zıplıyor sağ kanatta.
Ve duruyor;
Hep yek!...
Düşeş beklerken İbrahim, 1-1'e içerliyor,
Bir gayret ciğerlerini doldurup soluğuyla,
Kaldırıyor başını semaya.
Gün güneşli, ama elleri bir türlü ısınmıyor...
Tutamıyor kendini, soruyor en sonunda;
"Gitmek" diyor,
"Gitmek, hep mi koyar adama?"
Cevap yok.
Zaten o da beklemiyor.
Sesinde bir isyan, biraz öfke,
En çok da çaresizlik dolaşıyor...
İskemleye kızıyor ama,
Ettiği kavga kendisiyle.
"Hadi anladık sevdiğimiz yeri,
De, kalmak istemediğimiz yerden gitmek?"
Susup dalıyor yeniden zarlara.
Karşısında bir şahin, tünediği yerden pulları izliyor.
Kimse cevap vermiyor, İbrahim'in sorularına.
Kuştur bu, bir kanat çırpıyor, çıkıyor bulutlara..
02.08.21