Kitapta güzel bir fantastik evren okuyoruz. Yazarın bize gösterdiği dünya ilk başta karışık gelse de sonradan anlıyorsunuz. (Bu da normal zaten) Betimlemelerin iyi olduğunu söylemeliyim.
Okurken tüm her şey aklımda canlanıyordu. Normalde fantastik bir evren yaratırken yazarlar ortamı tasvir etmekte zorlanabiliyor ya da okurun anlamayacağı bir şekilde tasvir edebiliyor ama bu kitapta öyle olmadı. Yazar iyi yazmış, çevirmen de iyi çevirmiş. Bu yüzden betimlemeleri sevdim. Dünyayı daha hızlı anlamama yardımcı oldu. Fantastik okumayı ve yazmayı seviyorsanız okumanızı öneririm.
Olay akışı ve tüm bağlantılar mantıklı ve merak uyandırıcıydı diyebilirim. Ortadaki gizemlerin çözülmesi de fazla uzun sürmüyor, insanı sıkmıyordu. Büyü sistemi de bence çok güzel ve mantıklıydı. Ne çok güçlü ne de çok zayıftı.
Kitapta benim için önemli olan üç karakter vardı. Nathaniel, Elisabeth ve Silas. Hangisini daha fazla seviyorum bilmiyorum ama Silas kesinlikle kurgunun kilit noktalarındandı, oldukça da ilginç biriydi. Diğer ikisiyle kurduğu ilişki benim çok hoşuma gitti. Özellikle Nathaniel ile ilişkisine bayıldım. Aralarındaki diyaloglar ve yaşanan olaylar (spoiler) kitabın en sevdiğim kısımlarıydı. Çok eğlenceli olduklarını da söylemeliyim. Eh, Nathaniel'in alaycı tavırlarını sevdiğimi de belirtmeden edemem.
Hepsinin karakter gelişimi gözler önündeydi.
İlk baștaki hâlleriyle son hâlleri arasında bir sürü fark bulabilirsiniz. Elisabeth’inki en bariz olanlardandı. İlk bölümdeki bazı şapşallıklarını (sebebi vardı) sonradan görmedik. Çok zeki ve güçlü bir kadın karaktere dönüştü. Silas bir iblis olmasına rağmen birilerini önemseyip sevebileceğini gösterdi. Nathaniel korkularının üzerine gidip savaştı. Kısacası ben çok güzel bir ekip okudum. Ortasında bir sahnede ve sonlara doğru biraz duygusallaştım ama karakterlerden birinin gelişiminde önemli bir yeri olduğu için anlayışla karşıladım. Yazarın da sonda bu olayla ilgili güzel bir ipucu bırakmış olması beni tekrar mutlu etti. Güzel bir şekilde bitti.