Kitabın incelemesine başlamadan önce çok az yazardan bahsedeyim.
Ömer Zülfü Livaneli,1946 doğumlu bir yazar. Felsefe ve müzik eğitimi görmüş, birçok ülkeden de birçok ödül almış. 1996 yılında UNESCO tarafından Büyükelçilik ile onurlandırılmış ve 2002-2006 yılları arasında da TBMM’de Avrupa Konseyi’nde milletvekilliği görevinde bulunmuş kendileri.
Benim okuduğum Doğan Kitap Yayıncılığa ait Şubat 2018 basımı, 461 sayfalık kitap.
Evet şimdi geçelim asıl incelemeye;
Kitap deneme tarzında yazılmış. Çok bilgisel bir kitap beklememenizi tavsiye ederim. Bir şeyler öğrenmek amacıyla okunacak kitaplardan değil. Deneme olması dolayısıyla yazarın yorumları hakkında konuşmak en doğrusu olacaktır diye düşünmekteyim.
Kitap 10 bölümden oluşmakta:
“Orta Zekalılar Cenneti” ve “Sanat Uzun, Hayat Kısa” Kitaplarının Yeni Baskısı İçin Not,
Kaideyi Bozan Bir Sanatçıdan,
Orta Zekalılar Cenneti,
Aşk Egoyu Yener,
Deryadan Habersiz Mahiler,
Barış Çığlığı,
Kar Altında,
Çocuk Ustalığı,
Daüssıla,
Sadelik ve İhtişam
Türkiye’nin uzun yıllardır değişmeyen ve uzun yıllarca da değişmeyecek gibi görünen, güncelliğini koruyan sorunlarına sık sık değinmiş Livaneli kitabında. Bakış açısının hoşuma gittiğini itiraf etmem gerekiyor. Geleceğin öğretmen adayı, bugünün eğitim danışmanı ve öğrenci koçu olarak söylemeliyim ki eğitim hakkında sıkça kafa yormuşluğum var ve hala bu düşünme sürecim devam etmekte, Türkiye’de bulunan bir Türk genci olarak bir şeyler için çabalama isteği ile doluyum. Ve aslında bugüne kadar yaptığım araştırmalarda, öğrendiğim her yeni bilgide farkına varmadan atladığım bir şeyi yüzüme vurdu kitap: Türkiye’nin kültür sorunu.
Kitap birçok sorundan bahsediyor evet ama benim en çok gözüme batan kısım burası oldu. Tekrar ediyorum Türkiye’nin kültür sorunu var.
Evet! Büyük bir kültürsüzlüğün içine gün geçtikçe daha çok sürükleniyoruz. Bazen bu durum farkında ama çoğu zaman farkında değiliz.
Kitap ara ara da olsa tekrara düşmüş bunu söylemeden edemeyeceğim. Son sayfalarda da açıkçası sıkılmadım desem de yalan olur. Tabi benim elimde bulunan nispeten eski basım kitap. Bununla da alakalı olabilir yine de önyargılı yaklaşmanızı istemem kitaba karşı.
Kitapta yazarın bahsettiği Orta Zekalılar kimler peki? Hiç düşündünüz mü kimlere orta zekalı deriz? Ya da neden birine orta zekalı deme gereksinimi duyarız? Yazarın dilinden bir örnek vereyim izninizle:
“Kürsülerin arkasındaydılar, göremediğimiz odalarda, yaşamlarımız hakkında karar veriyorlardı.
Daha sonra bu insanlarla hep karşılaştık.
Her dönemde, her çevrede ve her aşamada...
En korkuncu, sanat ve bilim çevrelerinde örgütlenmiş orta zekalılar örgütünü tanımamız oldu.
Sanat dergilerine, gazetelere, jürilere ve üniversitelere sızmış orta zekalılar, bizi dehşete düşürdü.
En büyük gücümüz, bunlarla uzlaşmamak, bunlara alışmamak oldu.”
Evet umuyorum bu satırları okuyanların kafalarında az çok bir fikir oluşmuştur bu orta zekalıların kim olduğuna dair. Yine de yetmez, biraz daha anlatılmalı bunların kim olduğu derseniz bir kez daha yazarın dediklerine göz gezdirelim:
“Mediokr yani benim pek sevdiğim bir deyimle ‘orta zekalı’ olanlar ise hiçbir şeyi sorgulamazlar. Kamplaşmış taraflardan birine ait olurlar, hayatı bu şekilde algılarlar.
Onlara göre dünya basittir, hiçbir karmaşıklığı yoktur. Her şey siyah-beyaz netliğindedir. Bir taraf yüzde yüz haklı, öteki taraf yüzde yüz haksızdır.
Bazen içinde bulundukları safları değiştirirler ama dünyayı basit ve mutlak görme alışkanlıkları değişmez.”
Bu satırları okuduğumda ve kitaptan kafamı kaldırıp bir noktaya bakıp düşündüğümde gözümde canlanan şeyler ile sizin gözünüzde canlanan şeylerin hemen hemen aynı şeyler olduğuna emin gibiyim.
Yukarıda Türkiye’nin kültürsüzlüğünden söz ettim. Karşı çıkanlar ve ‘bizim çok büyük bir kültürümüz var. Ne saçmalıyor bu?’ diyecek olanlarınız çıkar diye yine yazarın yazdıklarına göz atalım istiyorum çünkü yazar da sanırım bu insanlarla karşılaşmış olacak ki kitapta, “‘Türkiye’nin en büyük sorunu kültürdür. Diğer bütün dertler buradan kaynaklanıyor.’ dediğiniz zaman insanların çoğu inanmak istemiyor buna. Ne kadar görmezden gelirsek gelelim, bu kültür yozlaşması bir gün aynayı yüzümüze tutacak!” demiş. Bu kültür sorununa yazarın ne dediğini size aktarmadan önce yazarın gözünden kültür ne demek ona bir bakalım kısaca: “Düşünce kültürden türer. Kültürün beslediği düşünce ise üretime dönüşür. Gelişmiş ülkelerin sadece tüketimini, teknolojik seviyesini ve refahını görmek, meyvelere gözünü dikerek ağacı görmemek demektir. Ağaç kültürdür.
Ve kültür yarım yamalak eğitim verilen okullardan alınan bir belge değil, bir halkın tarihini kapsayan ve o halkın insanlık tarihi içindeki yerini belirleyen varoluş biçimidir.” demiş.
Gördüğümüz üzere aslında kültür dediğimiz şey bizim her şeyimizde saklı. Kitabı okursanız ne demek istediğimi daha net anlayacağınıza eminim.
Çok uzatmak ve kitaptan çokça bahsedip sürprizini bozmak istemediğim için burada bitireceğim ama aşktan eğitime, insanlıktan siyasete kadar birçok konuya değinmiş yazar.
Son olarak naçizane tavsiyem kitaba önyargıyla başlamamanız olacaktır. İyi veya kötü herhangi bir önyargınız olmadan başlamanız diğer kitaplarda olduğu gibi bu kitapta da yarar sağlayacaktır.