"Gördüğü ağır işkencelere rağmen, Palmira antik kentinin en önemli eserlerinin yerini söylemediği için kafası kesilerek öldürülen arkeolog Halid Esad'ın anısına..."
Yazarımız kitabı "Yazması zor, okuması kolay bir roman oldu." şeklinde bizlere tanımlamıştır. 2008 yılında Berlin Bergama Müzesi'ni ziyaret ettiği sırada ilk kez Zeus Altarı'nı gördüğü an kitabı yazmaya karar vermiştir yazarımız. Eserin hikâyesinin onu çok etkilediğinden bahseder. Ahmet Ümit altarın yapılış, kullanılış ve kaçırılış hikâyesinden etkilenerek kitabı yazmaya karar verdikten sonra, Bergama Asklepion’a bir psikoloji kongresine katılır ve boş sunak alanını gördüğünde kesin olarak hikâyesine başlar. Yıllarca yaptığı araştırmaları ve birikimlerini Kayıp Tanrılar Ülkesi kitabında kullanır ve ortaya tek solukta biten, mitlerle zenginleştirilmiş bir eser çıkar.
Kitap hakkında ki düşüncelerime ve incelememe gelecek olursak; Devamlılığını sürdüren, akıcı bir dille anlatmış olayları bize yazarımız. Elimden bırakmak istemediğim kitaplardan bir tanesiydi. Yine; Ahmet Ümit klasiklerinden oluşan muazzam bir eser çıkmış ortaya. Polisiyeyi, arkeolojiyi ve mitolojiyi harmanlayarak yazılmış, usta işi bir roman çıkmış ortaya. Berlin sokaklarından tutun Bergama'ya kadar uzanan tuhaf bir cinayet olayını bizlere sunmuş yazarımız. Tanrıların, titanların, devlerin ve en önemlisi insanların bir arada olduğu tuhaf bir olay örgüsü ile anlatmış romanı bizlere yazarımız. Yine müthiş yazmışsınız "Başkomserim." Yunan mitolojisini pek bilmediğim için bu konuda pek konuşamayacağım ama şu kadar diyebilirim. İlk işim oraları gidip görmek ve ziyaret etmek olacak.
"Babasız çocuklar tanrıya sığınırdı ama o, tanrı olmayı seçti."
Kitap hakkında ki yorumlarımı burada sonlandırırken, şimdiden okuyacak herkese keyifli okumalar diliyorum. Gönül rahatlığıyla tavsiye edeceğim kitaplardan bir tanesi. Bu arada kitap hakkında bilgi almak isterseniz yazarımız, röportajda anlatmış bizlere romanın nasıl ortaya çıktığını.
youtube.com/watch?v=6AKMbUY...