Bir sabah ablamın okuduğu bu kitabı elime aldım ve "bir bakayım" dedim. Çok yoğun progralarım vardı, meşguldum güya:) Başladığım andan 4 saat sonra bitirdim kitabı. Bitirmeliydim çünkü bırakamazdım. Bu kitabı bitirmeden bırakıp başka şeylerle ilgilenemzedim. Önce bu kitabın sonunu öğenmeliydim. Maria ve Raif'in sonunu öğrenmeliydim.
Öncelikle Sabahattin Ali'nin ustalığına değinmek isterim. Akıcılığı mı, insan zihninde oluşturduğu farklı mekan tasvirleri mi, değindiği her noktanın gerçekçiliği mi... Sayabileceğim daha onlarca güzellik. Zaten bu sürdürüyor kitabı. Büyülü adeta. Çıkamıyorsunuz. İçeriğe gelirsek. Kalbimi bir parça yaralayan son kitap oldu. Şimdilik :) Gizemli ve oldukça ketum görünümlü, ailesi içinde varlığı yokluğu bir sayılan, yaşlı Raif Efendi'nin hikayesini okuyoruz aslında. Herkesten kaçan küçük kız çocuğu hallerinin altını dolduruyor bütün hikaye. Almanya'da; gördüğü an kendisi için resmen hayatın durduğunu söylediği bir tablo...Artık tasviri size bırakıyorum. Sonrasında , buluyor işte Kürk Mantolu Madonna'sını. Tablodakinden farklı, biraz feminist biraz asi, biraz çılgın bir kadındır Maria. Raif'in korkaklığını ve çocuk hallerini de pek iyi gözlemlemiştir. Ona şans tanır ve beraber günler geçirirler. Maria aşka ve erkeklere olan inancını kaybetmiştir.. Asla aradığını bulamadığını belirtir. Öyle ki, bir yerde; mümkün olsa bir kadına aşık olacağını söyler. Raif'e kendisinden asla hiçbir şey istemeyeceği koşulunu sunar. Nettir. Tüm bu deişen hayatı içinde pek memnun olan Raif biraz olsun değişmiştir. Maria ile çok mutludur. Onu çok sever ve kaybetmekten çok korkar. Bir gün, Türkiye'deki babasının vefat haberini alır. Tek üzüntüsü Maria'dan ayrılacağı olması şaşırtmıştı :). O sıralar çok hasta olan Maria'ya Raif bakmaktadır. Maria ona aşık olduğunu söylemiştir. Fakat ayrılmak zorundadırlar. Raif Türkiye'ye dönmeden Prag'a gider Maria. Berlin'in artık onun için sıkıcı olacağını söyler. Sözleşirler. Raif onu Türkiye'ye çağıracaktır. Hazırlıklar yapar. Mektuplaşırlar devamlı. Maira gelince kendisine vereceği çok mutlu bir haberden bahsede sürekli.Fakat araları açılan mektupların bir süre sonra ardı kesilir. Mektupları artık alınmayan Raif Maria'yı kaybeder. İçinde biriktirdiği büyük kırgınlık tam 10 yıl sonra artık bütün bütün bir yeis ve kızgınlıktır. Evli, 2 kız çocuğu sahibi Raif, bedenini; yaşatması gereken bir organizma olarak görmektedir. Yaşamak her gün zulümdür. İşte yııllar sonra eskiden Maria'nın akrabası olarak tanıdığı bir kadın ile karşılaşır. Kendisine zorla da olsa Maria'yı sorar. Kadın biraz soruşturmadan sonra Maira'nın doğurduğu kızından sonra vefat ettiğini söyler. Hayatı 10 yıl sonra tekrar yıkılan Raif büyük utanç içindedir. Kadının az evvel trene yerleştirdiği küçük kızına bakar fakat hiçbir şey yapamaz. Geri kalan hayatını bir çöp gibi sürdürür. Maria'ya duyduğu özlem, utanç ve ihanet duygusunda her gün boğulur. Tüm bunları kara bir deftere yazma ihtiyacı duymuştur. Ve ölümünde de o defterle beraber gitmek ister ama yıllar sonra ofis arkadaşı olan bir genç ona çok yakın davranmştır. Kendisi biraz olsun çözmek ve öğrenmek ister. Son nefesinde bu gence "Seninle biraz olsun boyluca konuşamadık.. yazık.." diyen Raif Efendi'nin kara defteri gencin elindedir. İşte tüm hikaye, gencin kara defteri okumasıyla başlar. Kendime notum ise : Maria'yı kendime çok yakın hissetmiştim. Sürekli değişen duygu durumları, jestleri, kadın olmaya ve yaşamaya dair sergilediği güçlü duruşu.. Sonrasında zayıf erkek egosuna olan nefreti. Ve kaybettiğini düşündüğü inancı. Maria çok etkiledi beni. Hayatım boyunca unutmak istemeyeceğim bir karakter olacak. Kürk Mantolu Madonna'm