Doğu felsefesinin kadim metinlerinden Bhagavat Gita, bir başka değerli eser Hermann Hesse’nin kaleme aldığı Siddharta veya Suttanipatalar’dan Patanjali’ye ve Vedik felsefesine uzanan engin bilgi birikimi ile Seneca’nın Mutlu yaşam üzerine adlı eserinde yansımalarını gördüğümüz Stoa felsefesi ve batıda filizlenen felsefik görüşler bizi benzer tek bir noktaya taşıyor: dünyevi arzuları, tutkuları ve istekleri yok et olabildigince, içsel huzur ve kendini kabul ile bunu açıklıkla ortaya koymak mutlu bir yaşam için gerekli tek şeydir. Bu iki temel felsefi kol, bize bu hedefe ulaşırken farklı teknikler, farklı bakış açıları ile derin bir içgörü kazandırırken, kendi deneyimlerimizden hareketle, kendimizi gözlemleyerek, önce fark edip sonra bilinçli hareket ederek, gerçek mutluluğa götürecek-yararlı ve “öze”faydalı- seçimlere yapılan vurgu noktasında birleşiyor. Bu, elbette görüldüğü kadar basit değil. Anlaşılması ve içselleştirilmesi ise en az hayatımızın bir parçası haline getirmek kadar zor. Bu eserde de seneca bize temelin önemini, her zaman erdemi temel alarak stoaci iyiyi yani içsel huzuru (absolutum bonum) hedeflememizin önemini gösteriyor. Bu yolda ilerlerken de şunları söylüyor:
“Her gün kusurlarımı biraz azaltmam ve hatalarımı eleştirmem bana yeter.”
“...Onların hepsi nasıl yaşadıklarını değil, aksine nasıl yaşamaları gerektiğini anlatıyordu. Ben de kendimden değil, erdemden bahsediyorum, kusurlarla ama özellikle de kendi kusurlarımla mücadele ediyorum. Becerebildiğimde, gerektiği gibi yaşayacağım.”
Kısa yaşam üzerine ise, bilinçsizce vaktini yararsız işlerle, gelecek kaygısı,korkusu veya dünyevi tutkularla tüketenleri eleştirirken, aynı yaşamın erdemlere duyulan sevgi, uygulanması, tutkuların unutulması, nesnelere ilişkin derin bir huzur, yaşama ve ölme bilgisi ile gelecek kaygısı geçmiş pişmanlığı olmaksızın, dingin bir ruh halinde, yalnızca “kalıcı”olabilecek şeylere odaklanarak zamanın nasıl uzadığını gösteriyor.