Puan vermedi·413 syf.····Okunma: 14 Ağustos 2021 21:25 "İnsan eşref-i mahlukattır."
Ona cihandaki diğer yaratılmışlardan farklı olarak akıl denen bilme, anlama yetisi verilmiş ve hayatını buna bağlı olarak geçirdiği takdirde var olma şansı sağlanmıştır. Adı, rejimi, yönetim biçimi ne olursa olsun özgür düşünmek her adem evladının tartışılamaz bir hakkıdır. Okuduğum en güzel Aytmatov romanı da bu düşünceyi destekler nitelikte hem cesur hem de özgür bir kalemle neşredilmiş. Adıyla müsemma Sarı Özek bozkırında trenler doğudan batıya batıdan doğuya gider gelir, gelir giderken bir günün nasıl da bir asra dönüştüğünü koca yürekli Yedigey'in penceresinden görüyoruz. Yedigey'de herkesin yardımına koşarken vefayı, dostunun vasiyetini yerine getirmek için bozkırda çırpınırken mücadeleyi, uzaya fırlatılan füzeyi görünce kaçmasından da insanoğlunun hayretini tattık.
Yazar "mankurt" ifadesiyle toprağını, özünü yitiren insanların yalnızca kendilerine emredileni yapan bir robottan farklı olmayacağını insanın benliğini bildikçe, köklerini yaşattıkça yeşereceğini çarpıcı bir efsaneyle unutulmaz kılıyor. Bununla birlikte görüyoruz ki tek mankurt Juan-Juan keçi derisi ile geçmişini unutturdukları adeta robota dönüşen insanlar değildir. Okumuş, yüksek mevkilere gelmiş fakat kişiliğini özünü unutmuş bencilleşmiş Sabitcan da bir mankurttur; onlara bir mezar yerini çok gören sovyet askerleri de... Bu roman ile günümüz medeniyetinde de insanların nasıl da kendilerini unutup yalnızca olması istenilen insana dönüştüklerini böylece uygar bir mankurt olduklarını idrak edebiliyoruz.
Geleneksel hikayelerle Türk kültürünün eşsiz unsurlarını kitabına serpiştiren yazar, Sovyet rejiminin baskıcı politikasının kurbanı Abutalip ile de gerçeklerin bir gün tüm politikaların önüne geçebildiğini anlatmış. Geçmişi, bugünü geleceği yalnızca bir güne sığdırarak bir günün nasıl da asra bedel olabileceğini ispatlamış.
Geçmiş, bugün ve yarın; bilim-kurgu, gerçek ve efsane bir arada gözler önüne sererken biz okurlara bir kitaptan fazlasını armağan etmiş.