Gönderi

Puan vermedi·198 syf.··
Beğendi
·
2021 55. kitabı
"...Çok küçüğüm. Yaz günü bir öğle vakti. Kızılırmak, kasabanın ortasından insanı kendine çağıran bir coşkuyla akıyor. Annemden gizli, ırmağa yüzmeye gidiyorum. Yıkanırken ıslanan külotumu, yol boyunca başıma sarıp eve kadar kuruttuğum günlerden biri. Dalgın dalgın yürüyorum. Kaymakam lojmanının önünden geçerken balkondaki genç kadın hafifçe eğilerek soruyor: "Başındaki ne?" Biraz duralıyorum... Kaymakamın karısı galiba, cevap vermem lazım. Fısıldar gibi: "Külot " diyorum. "Niye başına sardın onu?" "Irmakta yüzdüm. Eve kadar kuruması lazım. Güneş başımda kolayca kuruluyor, onun için. " Neşeyle güldüğünü hatırlıyorum kadının..." Avanos'ta dünyaya gelir Ercan. Bozkırın içinde o da her çocuk gibi düşe kalka büyür. Sabahları annesinin kirkit sesleriyle uyanır. Babası ilkokul mezunu olmasına rağmen ilerici bir adamdır. İlk kitabını babası alır ortaokula başladığında: Ivo Andriç'in, Drina Köprüsü. Sıcak aile yuvası, bozkırın huzuru, Kızılırmak'ın coşkusu, gittikçe çoğalan kitaplarının açtığı ufukla Ercan serpilir gelişir. Okul hayatı boyunca ülke meselelerinden soyutlayamaz kendini. Öyle ki, lise yıllarında okuduğu Darağacında Üç Fidan kitabındaki Hüseyin İnan'la ilgili bir hikâyeden öylesine etkilenir ki, ülkücü olarak ayrıldığı lisesinden, "Siyasal'a sosyalist olarak" girer. Üniversite hayatı direnişlerin arasında geçer. Postallarıyla, boğazlı kazağı ve parkasıyla tıp fakültesinin koridorlarını arşınlarken "nergis kokulu" aşklara da tutulur. 23 yaşında doktor diplomasını eline alır. Taşralarda, Anadolu kasabalarında görevini ifa eder. Yoksulluğun ortasında binbir olayla karşılaşır. Utanç dolu olaylar karşısında çaresiz kalır. Her gelen hastadan, yazdığı raporlardan, girdiği otopsilerden hayata dair birçok şey öğrenir. Hastalarının kimine ağabey, kimine baba, kimine kardeş, kimine de yoldaş olur. Kitap, 31 hikâyeden oluşuyor. Yazarımız ne görmüşse, ne yaşamışsa birebir anılarını aktarmış biz okuyucularına. "Okur; hikâyelerimi okumak yerine, 'seyretsin istedim'" diye aktarmış Sunuş yazısında... "Ne kadar becerebildim bilmiyorum" diye de eklemiş. Cevaben diyebilirim ki, okumadım, adeta canlı kanlı izledim yazılanları. Morgdan çıkarılıp bir yabancının koynuna konan bebenin dramına ortak olurken, kızlık muayenesi için getirilen el kadar bebelerin "sağlamdır raporuyla beklenen" ömre lanet ettim; yokluktan yavrusuna ilacını alıp iğnesini vurduramayan babayla ben de öldüm, sizin gibi. Otopside, küçücük çocuğun bağırsaklarından çıkarttığınız kurşunu babası daha fazla acı çekmesin diye söylemeyişinizle daha da büyüdünüz yüreğimde. Hangi birini yazayım ki? Gazozcu Mevlüt'ün oğlu Ercan'ın gerçek hayat hikâyesinden kesitler sunan Peri Gazozu "aynanın kenarındaki fotoğraflar misali hayat parçaları, sohbet makamında insan hikâyeleri"... Listenize ekleyin derim
Peri GazozuErcan Kesal · İletişim Yayınevi · 20196bin okunma
·
77 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.