Yaz tatili okumalarıma eşlik eden kitap bu kez Jean-Louis Fornier’in “Tek Yalnız Ben Değilim” kitabı.
“Adının “Bilili” olduğunu söyleyen uzun beyaz saçlı, yaşlı bir adam kaybolmuş olup annesini aramaktadır.
Lütfen dikkat, indirim nedeniyle mağazadaki her şey satılıktır.”
Melankolik bir insan olarak yalnızlık üstüne çok kitap okumuşumdur. Bu kitapların ortak noktası genellikle depresif bir ruh haliyle ve karamsar bir bakış açısıyla yazılmalılardı. Yalnızlık o kadar geniş bir kavram ki zaman zaman insana gereken bazen de katlanılamaz bir boşluk. “Tek Yalnız Ben Değilim” yalnızlığı 80 yaşında bir adamın gözünden anlatıyor. Yazar kendi yaşlılığını anlatırken yalnızlığını da vurguluyor. Karısını kaybeden ve yalnız yaşayan yazarın özellikle karşı komşularına olan takıntısı kitabın en sevdiğim bölümleri oldu nedense.
80 yaşındaki yazarımız yalnızlığını anlatırken zaman zaman eski zamanlarına götürüyor, bazen kabuslarını anlatıp metaforlar yaratıyor. Sonuçta her taraftan kuşatıp yalnızlığının içine katıyor okuyucuyu ama sonra ince bir espriyle sizi düşmek üzere olduğunuz depresyondan çıkarıveriyor. Ki kendisi de “mutsuzluğunu yazdığını böylece ruhuyla dalga geçtiğini” söylüyor kitabın başında. Kitabın en sevdiğim yönü de buydu, Gereksiz ve ağır bir duygusallıkla yazılmak yerine çarpıcı ama yer yer eğlenceli bir gerçeklikle yazılmış. Hem hayaller hem gerçekler bir arada verilmiş. Üstelik boğucu tasvirler ve süslü anlatımlar da yok. Dil çok sade ama anlatım etkileyiciydi.
Yalnızlık hakkında yazılan romanlar –en azından benim denk geldiklerim- genelde daha genç yaşlarda hissedilen yalnızlıklar üzerineydi. 80 yaşında hissedilen bir yalnızlık duygusunun bu denli ince anlatılması da bir farklılık oldu benim için.
Kadınlara, ölüme, çocuklara dair de yine yer yer mizahi ama çarpıcı tespitler de paylaşmıştı yazar. Son zamanlarda okuduğum en etkileyici, trajik şekilde de keyifli bir kitaptı. Zaman zaman yalnızlığa dair fikirlerimi değiştirdi diyebilirim. O kadar çok yerin altını çizdim ki hepsini paylaşmak isterdim