·227 syf.····Okunma: 19 Şubat 2017 21:06 "Bir insan çok şerefli olabilir ama cenazesine kimin geldiği hava durumuna bağlıdır! (Rud Lurie)"
Bugüne dek hiç ağıtçı bir kadınla tanıştınız mı sevgili okuyucu? Tanışmadığınızı duyar gibiyim. O halde kulak verin buraya. :)
Kemal Varol bizi pek de alışık olmadığımız tarzda ağıtçı bir kadınla buluşturuyor eserinde. Zamanında sevdiği insan ellerinin arasından kayıp gitmiş, dünyanın yükünü tek başına omuzlayan, nerede bir cenaze olsa içli ağıtlarıyla eşlik etmesi için çağırılan, her ölünün kıyafetlerinden üzerinde bir parça bulunan giyimiyle dikkat çeken bir kadın... İşte eser bu ağıtçı kadının günün birinde bir rüya görüp sevdiği insana ulaşabilmek adına birtakım izlerin peşine düşerek şehirden şehire sürüklenen yaşamını su gibi bir anlatımla okuyucuya sunuyor.
Bir gün Konya'da alıyor soluğu ağıtçı kadın, diğer gün Erzurum'da, bir başka gün İstanbul'da. Yıllardır çektiği hasreti dindirmeye çalışan ve sevdiğinin hayatta dahi olup olmadığından emin olamayan bir insanın ruhunda biriken yorgunluğa eşlik ettiğinizi hissediyorsunuz kitabı okurken. Her ne kadar bu tarz unsurlarıyla bir aşk kitabı izlenimi verse de eser, aslında her şeyiyle hazin bir yaşamın anatomisine şahit oluyoruz. Ağıtçı kadın Leylası'nı arayan Mecnun misali yollara düştüğünde hiç tanımadığı insanların hikâyelerine ortak ediyor bizi. Bu yönüyle eser okuyucunun merakını devamlı canlı tutuyor.
Matruşka misali her bölümde yeni insanların yaşamlarını okuyoruz. En önemlisi de ağıtçı kadının bizi tanıştırdığı kimi Ermeni, kimi Kürt, kimi Türk olan bu insanların her biri aslında birer fikir aşılıyor okuyucuya.
Aslına bakılırsa eser hakkında daha pek çok şey söylemek istiyorum fakat spoiler vermekten endişe ettiğim için bu zevki bizzat kitabı okuyarak tadın istiyorum. İlk kez okunan bir yazar gerek konusuyla gerek tarzıyla bir okuyucuyu herhalde bu kadar tatmin edebilirdi. Bölümlere ayrılan kitapta, her bölümün başında bölümle alakalı olarak birbirinden farklı isimlerden alıntılara yer verilmiş. Anlayacağınız bu kitabı okurken sıkılmak gibi bir kavram söz konusu bile değil. Kemal Varol'la bir an önce tanışın diyerek bir alıntı bırakıyorum. :)
"Ölüm böyle bir şeymiş galiba, diye düşündü. Evdeki seslerin bir anda kesilmesi, kapıların kapanması, askıdaki baba ceketinin bir daha giyilmemesi, gece yarıları duyulan öksürük seslerinin kesilmesi demekmiş diye geçirdi içinden."