9/10
·266 syf.··
Beğendi
·
2021 6. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 22 Ağustos 2021 15:08
-SPOİLER- CESUR YENİ DÜNYA Kitabı yorumlamaya başlarken ilk olarak kitap bir distopya mı yoksa ütopya mı net bir şey söyleyemiyoruz. Aslında bu biraz okuyucuya kalmış bir yorum. Zira yazarın kendisi de bunun bir hiciv mi, kehanet mi, yoksa proje mi olduğunu anlayabilmiş değil. Kitapta insanlar şişlerden tamamen yapay yolla doğar, herhangi bir şekilde anne ya da babaya sahip olmazlar. Toplumsal rolleri bellidir alfa mı epsilon mu olacaklarına onlar daha doğmadan karar verilmiştir. Bunun hakkında bir seçim şansları yoktur ama bundan şikayetçi de değillerdir. Aslında hiçbir şeyden şikayetçi değillerdir. Şikayetçi olma şanslarıda yoktur çünkü sistemin içinde dünyaya gelirler. Doğdukları andan itibaren olacakları kişilerle ilgili şartlandırmalar uykuda öğrenme yoluyla beyinlerine işlenir. Eğer bir Betaysanız Alfalardan aşağıda olduğunuzu kabullenmişsinizdir ve epsilonlardan kesinlikle daha iyisinizdir çünkü bu öyledir. Uykunuzda binlerce kez beyninizin içinde dönen şartlandırmalar size mutlak gerçekler gibi gelir. Sorgulama ihtiyacı hissetmezsiniz. Çoğu şey öyledir çünkü sadece öyledir. Mesela yenisini almak onarmaktan çok daha iyidir. Neden? Çünkü öyledir. Nedeni yoktur. bu herkesçe kabul edilmiş bir gerçektir. Böyle bir yaşamın içinde nasıl bir özgür iradeden bahsedilebilir ki? Daha küçücük bir çocukken kitaplar hakkında Ford -Bu düzenin kurucusu, tanrısı- hakkında insanlar hakkında neler düşünceğiniz belliyken nasıl bir özgürlükten bahsedilebilir? Bu noktada kavramamız gereken ilk şeylerden bir tanesi bu insanların içinde dürtüsel olarak aykırı olan bikaç tanesi hariç hepsi iradesizdir. En ufak bir hisse kapılanlarda zaten bu hislerin giderilmesi için 'soma'ya başvurular. Evet bir de soma meselesi var. Soma bu sistem içinde sizi uyuşturacak olmaz daa hani olur da kötü hissederseniz yahut fazladan rahatlamak isterseniz alabileceğniz 'bir gramı bin musibet savuşturan' bir haptır. Aslında bir çeşit uyuşturucu fakat sizi öldürme riski daha az. Evet bu dünyada düşünmenize ya da seçim yapmanıza izin verilmediği gibi üzülmenize de izin verilmiyor. Mutlu olmalı ve düzeni bozmamalısınız. Bu dünya da aile, anne ya da baba gibi terimlerin hiçbiri mevcut değil. Hatta bahsedilmesi oldukça utanç verici şeyler. Doğmak ya da doğurulmak insanların çok çok eskiden yaptıkları akıl almaz saçma şeylerdi. Artık herkes herkese aittir. Ait olamazsınız. Sizi birine bağlayabilecek duygalara sahip olamazsınız. Böylece aile de kurmazsınız. Belki de böylece üzülmezsiniz de. Sorumluluk almazsınız daha çok tüketir ve yaşlanmazsınız. Evet yaşlanmazsınız çünkü bu sistem yaşlanmanıza da izin vermiyor. Her zaman dinç diri ve olabileceğiniz kadar genç olmalısınız. Her zaman tüketime yönlendirilirsiniz. Yenisini almak onarmaktan çok daha iyidir. Yüzlerce kez beyninizin içinde bu cümle dolaştıktan sonra artık bir elbiseniz zarar gördüğünde onu onarmayı düşünmezsiniz bile. Nedenini düşünmek aklınıza gelmez. Sadece atar ve yenisini alırsınız. Her zaman para harcamanızı gerektirecek sporlar yapmalısınız. Sadece çimlere uzanmak, ya da ayı izlemek saçmadır. İnsanlara korku veren bir iştir. Çünkü böyle şartlandırılmışlardır. Çünkü bunlar bedavadır. Huxley yazmayı unutmuş ama bu dünya da insanlar mutlaka elinde kahve bardaklarıyla dolaşmalıdır. Nedeni önemli değildir. Ama bir kahve bardağa en az 20 lira vermeleri gerekir. Belki de onlarda şartlandırılmışlardır. Bu alternatifte uykuda şartlanma yoktur ama sosyal medya da şartlanma vardır. İnsanlar bu dünyada kitap okumazlar. Aslına bakasanız sistemin başı Mustafa Mond'un da dediği gibi buna gerek yoktur. Çünkü anlayabilecek bir beyine sahip değildirler. Mond diyorki:' Çünkü bizim dünyamız Othello'nunkiyle aynı değil. Çelik olmadan araba yaratamazsınız; Aynı şekilde sosyal çalkantı olmadan da trajedi yaratamazsınız.' Ama bu dünya da trajedi ya da kaos yoktur. Sadece ve sadece istikrar vardır. İnsanaların aslında özgürlük hakkında hiçbir fikri yoktur. Ama özgür olduklarını zannederler. Şey gibi bu.. Şey.. Bizim gibi..Evet kabul ediyorum bu biraz sert bir itham ama bir düşünelim. Daha doğmadan belli kalıpların belli sınırların içinde doğuyoruz. İçinde doğduğumuz toplumun kurallarına göre büyütülüyoruz ve kafalarımız ister istemez buna göre oluşuyor. Toplumun bize dayattığı doğruları doğru kabul ediyoruz buna göre kendi normalimizi belirliyoruz. Belki de dünyanın başka bir bölgesinde bir çocuk için atıştırmalık olarak birkaç çekirge yemek normalken benim için hiçte öyle değil. Bana göre Hazreti Meryem'in Hareti İsa'yı doğurması inandığım bir gerçekken kimisi için böyle değil. Var olduğumuz benlik oluşurken bunların etkisi o kadar büyük ki.. Ve bunlara istemsizce maruz kalıyoruz. Maruz kalmak zorundayız. Daha kötüsü bunlardan tamamen soyutlandığımz bir yaşam düşünülemez. -Kendini soyutlayarak dağ başında tek başına yaşamayı tercih eden birkaç aykırı birkaç insanı muhabbetimizin dışında tutuyorum- Yani mutlaka ama mutlaka bu dış etkilere bağlı olmak zorundayız ve bunların ne olacağıyla ilgili en ufak bir söz hakkına sahip değiliz. O zaman nasıl bir özgürlükten bahsedebiliriz ki.. Burda bir durum daha vardır ki bu da 'İnanç'. İnançlı bir insanın kendi özgürlüğüne inanması aslında bir anlamda kadere de aykırıdır. Ama bu çok daha farklı bir yazının konusu. Aslında Mond sistemin düzenini olabilecek en mantıklı zemine oturtuyor: Mutluluk. Bu insanlar mutlular. Ne kadar bilinçli oldukları elbette tartışılır. Ama bu ne kadar önemlidir? Mond diyorki; bilim, sanat, Tanrı ve bunların içinde bulundurdukları; kaos, üzüntü, trajedi, özgür düşünce gibi birçok şeyi feda ettik ve karşılığında 'Salt Mutluluk'u aldık. İşte burada birçok psikolojik tartışma devreye giriyor. İnsan ne için yaşar? Bu yaşamda bilinç ne kadarönemlidir? Salt mutluluk özgürlüğe tercih edilebilir mi? Bu sorular uzayıp gidiyor. Sorun şu ki her insanın bu sorulara cevabı farklı ve herkesin kendi düşüncesine göre bir yaşam sürmesi imkansız. Bu distopyayı sonuna kadar yerdikten sonra aslında Mond'un o kadar da haksız olmadığını söylemek biraz ironik olabilir ama öyle. Bugünümüze bir bakalım..Sadece soğuk savaş döneminde milyonlarca insan öldü hâlâ daha ölmeye devam ediyor. Bugün sadece Türkiye'de yüzbinlerce mülteci var ve sayı her geçen gün artmaya devam ediyor. Afganistan'da insanlar ülkelerinden kaçabilmek için uçaklardan düşüyor, Suriyeli bebekler kaçmaya çalışırken botlarda boğuluyorlar. Filistin'de insanlar evlerinden zorla çıkarılıyorlar. Bazı beyinsizler ormanları yakıyor bazıları kedi köpek kesiyor. Şimdi böylesine distopik bir dünya da yaşarken tutupta Ford'un kurduğu bu dünyayı acımasızlıkla suçlamak delilik olur diye düşünüyorum. Evet orada özgür düşünce yok ama öldürülmemek için ülkenizden kaçarken fiziki olarak özgür olabileceğiniz ve salt mutluluğa sahip bir evreni mi tercih ederdiniz yoksa botla okyanusu aşmaya çalışırken ölmeyi mi? İşte burda özgür düşünce mi, salt mutluluk mu sorusu gündeme geliyor. Ben bu soruya henüz net bir cevap verebilmiş değilim. Verebileceğimi de sanmıyorum. Ütopyalar evreninde yaşayıp herbirini deneyimleme şansımız olmadığı için herhangi birinin bu soruya net ve ikna edici bi cevap verebileceğini de düşünmüyorum. Ama üstünü çizelim ki Ford'un dünyası günümüz gerçek dünyasıyla kıyaslandığında bir distopya değil ütopya oluyor. Özgür düşünce mi? Salt mutluluk mu? Aslında ikiside başlı başlına mümkün olamayacak ütopyalar. Ne bir uyuşturunun ve koşullu şartlandırmanın vereceği mutluluğa salt mutluluk diyebiliriz ne de herşeyden soyutlanarak elde edebileceğimiz bir özgür düşünce sistemi oluşturabiliriz. O zaman bütün bu sorularımız da anlamsız hale geliyor. Çünkü iki alternatife de sahip olamayız. O zaman mesele ne? Mesele insan olma meselesi.. Galiba..
Cesur Yeni DünyaAldous Huxley · İthaki Yayınları · 202173,2bin okunma
·
168 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.