Puan vermedi·280 syf.····Okunma: 17 Ağustos 2021 21:50 İrlandalı yazar Oscar Wilde aslında oyun yazarlığı ve şairliği ile biliniyor. 1890 yılında yayımladığı Dorian Gray’in Portresi onun tek romanı çok da özel bir roman bence. Yazar, varlıklı ve elit bir ailede yetişiyor. Kraliyet okulunda eğitim görüyor. Kitabı okurken de sık sık yazarın ne kadar zeki ve kendini iyi ifade eden biri olduğunu düşündüm.
Kitapta üç farklı karakter var. Bu üç karakter yazarın olmak istediği, olduğu ve herkesin olduğunu sandığı kişileri temsil ediyor.
Basil; büyülü bir yeteneği olan ressam, Dorian’ı görür, onun güzelliğine hayran kalır, onun portresini yapar ve bu portre ile sanatının zirvesinde olduğunu hisseder. Bu portreyi sergilemek istemez çünkü portrede kendisinin de tam olarak bilmediği bir tuhaflık olduğunu sezer.
Lord Henry; seçkin, zeki, etkileyici aforizmaları olan ve bunlarla Dorian’ı etkileyen onun değişimine sebep olan kişidir. Dorian’ın akıl hocası olur âdeta. Sürekli gençliği över, yaşamaya değer tek şeyin gençlik ve güzellik olduğunu söyler. Hedonizmi benimsemiştir, ahlak kavramını önemsemez, şeytani bir yanı da vardır.
Dorian Gray; kusursuz denebilecek bir güzelliğe sahip, Basil’in yaptığı portrede kendini görünce kendi bile hayran kalır kendine. Yaşama karşı heves içinde. Güzelliği hayatının merkezine koymuş, olumsuz ya da üzücü şeyleri yok sayarak yaşayan güzellik âbidesi. Lord Henry’den etkilendikçe kötü bir değişim gösterir. Kendini beğenmiş, kötü kalpli, ruhunu şeytana satmış biri haline geliyor ama dışardan bakıldığında o kadar güzel olduğu için insanlar onun kötü olabileceğine inanmıyor. Hepimiz nedense güzel ve iyi kavramlarını özdeşleştiririz.
Yazara kitaptaki karakterler sorulduğunda şöyle demiş; ben Basil olduğumu düşünüyorum. Tüm dünya benim Lord Henry olduğumu düşünüyor oysa ben Dorian Gray olmak isterdim belki başka bir zamanda.
Dorian Basil’in yaptığı portreye hayran hayran bakarken masumca şöyle söyler; bu resim hep böyle genç ve güzel kalacak oysa ben yaşlanıp çirkinleşeceğim keşke tam tersi olsa. İnanılmaz bir şekilde zamanla bu dileğinin gerçek olduğunu görür. Dorian’ın yaptığı her kötülükte resim biraz daha çirkinleşir. Olay örgüsünün bundan sonrası heyecanlı bir polisiye tadında.
Oscar Wilde bu kitabı yazdıktan sonra cinsel tercihleri yüzünden eleştiriliyor. Ahlaksızlıkla suçlanıp hapis cezasına çarptırılıyor. Reading zindanına atılıyor. Ancak yaşanan onca olumsuzluk bu romanın büyük bir sanat eseri olduğu gerçeğini değiştirmiyor ki aradan 130 yıl geçmesine rağmen hâlâ çok değerli bir eser olarak görülüyor. Zaten yazar da bu eseri ahlaksızca nitelendirenlere karşı nasıl olur da bir sanat eseri ahlâki açıdan değerlendirilir anlayamıyorum der.
Kitap o dönemde eşcinsellikle ilgili vurgular yapan ( özellikle Basil’in Dorian’a hayranlığını dile getirdiği kısımlarda) devrim niteliğinde bir kitap çünkü hayat sadece sizin düşüncelerinizden ibaret değil diyor yazar. Kitabı okurken de bazı düşüncelerine katılmadım ama evet çok farklı bir bakış açısı böyle düşünemezdim dedim. Mesela bana göre biriyle evlenip birçoğunu sevmek çok daha şiirsel diyor Oscar Wilde ve dünyadaki tüm günahlar beyinde işlenir diye ekliyor.
Peki kitabı okurken neleri sorgulattı bana yazar; dış güzelliğe sandığımızdan fazla mı önem veriyoruz, gençlik güzellik demek yaşlılık çirkinlik demek mi, sanat kimin içindir, sanat onu yapana mı yaptırana mı aittir, bizi gerçekten çirkinleştiren şeyler neler…..
Kitap, dimağımda estetik bir tat bıraktı, bence büyüsü olan bir hikaye ve edebi anlamda büyük zevk aldım okurken. Herkese tavsiye ederim arkadaşlar çok okumalar.