Sarrasine; kısa, yoğun anlatımlı ve öykü içinde öykü barındıran bir Balzac romanı.
Esere ismini veren başkahramanımız Sarrasine, babasının ısrarına rağmen avukat olmayı reddeder ve sanatla ilgilenmekten vazgeçmeyerek heykeltıraş olur.
Paris’te eğitim almaya başladığı sırada hocasının desteğiyle kendini geliştirir ve ünlü bir heykeltıraş olur. Böylelikle Sarrasine’nin tüm yaşamını heykeller oluşturur. Ta ki İtalya’da etkileyici güzellikteki opera sanatçısı Zambinella’yı görüne dek… Bu aşk Sarrasine’ye hayallerinin de etkisiyle muhteşem bir heykel yaptırır.
İlk aşkın verdiği cesaret ve tutku karşısında aşkını gizleyemeyen Sarrasine’yi bir gerçek bekler. Karşılıksız aşktan da öte…
Eserin başında zenginlikleriyle, güzellikleriyle, incelikleriyle anlatılan Paris’in sosyete cemiyetlerinden Lanty ailesinin ve bu ailenin davetlerinde görülen soğuk ve gizemli adamın hikâyesi de roman sonunda açığa kavuşuyor.
Eser, 1830 yılının yaşamını gözler önüne sererken ona bir eleştiri olarak da yaklaşıyor. Aynı zamanda aşk, hayal kırıklığı, aile hayatı ve hadım etme (kastra) konularına tanıklık ediyoruz.
Romanın konusunu başta oturtmakta zorlansam da sonlara doğru tüm hikâye açıklığa kavuştu ve roman bir sürprizle bitti.
Sarrasine* bir kez daha okunacaklar arasındaki yerini aldı.