(SPOİLER İÇERİR) Knut Hamsun’un açlık romanında başrol karakter açlıktan mahvolmuş durumda günler geçirir. O kadar açtır ki düğmesini emecek, talaş yiyecek hatta kendi kanını içecek hallere kadar düşer. Açlık zihnini de bozar. Delilikle normal bilinç arasinda gider gelir ama bu süreçte bile gururludur ve prensipleri vardır. Acınacak halini kendine yediremediği için belki de bu prensiplerine sığınır ama gurur ve prensipler hangi noktaya kadar geçerlidir? Bir insan nereye kadar kendisi kalabilir? Romanın bir noktasında köpeğine isteme bahanesiyle kasaptan bir et ister. Kasap kemik verir. O kadar açtır ki gider kuytu bir yere kemiğe yapışmış et parçalarını yemeye çalışır ama bu sefer de vücudu kabul etmez, kusacak gibi olur. Bunu anlar ağlamaya başlar. Ağlaya ağlaya yer ama işe yaramaz ve kusar. İşte tam o anda düştüğü hale bir bakar ve tanrıya isyan başlatır. Öfke, empati, kızgınlık, acıma ve duyguya dair her şeyi sonuna kadar hissedeceğiniz bir kitap.