Kitabı okumaya başlamadan önce Nazi kamplarından bir hayat hikayesi okuyup geçeceğimi düşünüyordum. Lakin okuduktan sonra 155 sayfada verilen mesajlar arasında yüzerken buldum kendimi. Hangi cümleye göz atsam ruhumun derinliklerine işleyen onlarca alıntı, onlarca anlam beni bekliyordu. Kampta insanların nelere boyun eğmek zorunda kaldığıyla başlayıp, sanki psikologla seansa girdiğiniz farklı bir boyuta geçiyor. Logoterapinin anlatıldığı bazı yerler mesleki terminoloji içerdiği için biraz zorlayabilir. Ama kesinlikle zorlanmanıza değecektir. Anlam arayışından ziyade ana odaklanıp, son gününe uyanmışçasına kendine bugün neyle sınandığına, bundan ne ders çıkarıp ıstırap mı mutluluk mu seçimini sürekli kendinin belirleyeceğini hatırlayıp günün tadını çıkarabilmek. Ters etkiyle o an yaşadığın zor olaydan yakalayabileceğin iyi noktalara odaklanabilmek, daha kötüsü olsa nasıl hissedeceğini hayal edip şükredebilmek, hayattan keyif alabilmek. İşte mesele tam da bu sanırım. Muhakkak okumalısınız.
Frankl kitabı bu metinle sonlandırmıştır;
“Dürüst insanlardan bahsetmek yeterli değil midir? Bunların bir azınlık olduğu gerçektir. Bundan da fazlası, her zaman azınlık kalacaklardır. Yine de bu azınlığın katılmanın büyük bir mücadele gerektirdiğini düşünüyorum. Dünya kötü bir durumdadır ve her birimiz elimizden gelenin en iyisini yapmazsak daha da kötüsü olacaktır.
Bu yüzden uyanık olalım. İki şekilde uyanık olalım:
Auschwitz’den beridir insanın neler yapabileceğini biliyoruz.
Hiroşima’dan bu yana ise neyin tehlikeli olduğunu.”