Geri Bildirim

İnsanın Anlam ArayışıViktor E. Frankl

·
Okunma
·
Beğeni
·
8.134
Gösterim
Adı:
İnsanın Anlam Arayışı
Baskı tarihi:
Aralık 2009
Sayfa sayısı:
176
ISBN:
9786054054206
Orijinal adı:
Man's Search For Meaning
Çeviri:
Selçuk Budak
Yayınevi:
Okuyan Us Yayın
20. yüzyılın önde gelen psikiyatrlarından Viktor Frankl, otuzun üzerinde yabancı dile çevrilen ve bütün dünyada 12 milyondan fazla satan İnsanın Anlam Arayışı'nda, kurucusu olduğu logoterapinin ilkelerini, İkinci Dünya Savaşı sırasında bir toplama kampındaki deneyimleri eşliğinde anlatmaktadır.
Okurlar, Frankl'ın tasvir ettiği toplama kampının, dünyayı daha büyük bir hapishane olarak kavramamızı sağlayacak parlak bir metafora dönüştüğünü fark edecektir. Gasset, Heidegger ve Sartre'dan aşina olduğumuz düşünceler ışığında, varoluşun çetin koşullarında "anlam"ı keşfetmemize yardım edecek süreci anlatan Frankl, "İnsanı insan yapan nedir?" sorusuna da yanıt vermeye çalışıyor.

"Gerçekten ihtiyaç duyulan şey, yaşama yönelik tutumumuzdaki temel bir değişmeydi. Yaşamdan ne beklediğimizin gerçekten önemli olmadığını, asıl önemli olan şeyin yaşamın bizden ne beklediği olduğunu öğrenmemiz ve dahası umutsuz insanlara öğretmemiz gerekiyordu. Yaşamın anlamı hakkında sorular sormayı bırakmamız, bunun yerine kendimizi yaşam tarafından her gün, her saat sorgulanan birileri olarak düşünmemiz gerekirdi. Yanıtımızın konuşma ya da meditasyondan değil, doğru eylemden ve doğru yaşam biçiminden oluşması gerekiyordu. Nihai anlamda yaşam, sorunlara doğru çözümler bulmak ve her birey için kesintisiz olarak koyduğu görevleri yerine getirme sorumluluğunu almak anlamına gelir."
(Tanıtım Bülteninden)
Kitabın ilk bölümünde yazar Nazi soykırımı sebebiyle Polonya’daki Auschwitz toplama kampına gönderilmesiyle başlayan özyaşam öyküsünü gerçekliğiyle bizimle paylaşıyor.

Gaz odalarında, krematoryumlarda yapılan katliamlar, gardiyanların, ustaların tutuklulara davranışları, açlığın, susuzluğun raddeleri, yüreği fazlasıyla sızlatan işkenceler, tutukluların acıya karşı yükledikleri anlamlar ve davranışları ile karşı karşıya kalıyoruz.

O kadar zorluğa rağmen kurtulanlar( kendisi de dahil) nasıl başardılar? cevabını acılarında bir anlamı olduğuna vurgu yaparak pozitif bir yaklaşımla ele alıyor, yer yer Nietzsche, Thomas Mann, Spinoza ve Dostoyevski'den alıntılarla düşüncelerini zenginleştiriyor.

2.bölümde akademik anlaşılır bir dille karşılaşıyoruz. Kendisi logoterapinin kurucusu olarak teorinin '' insan varoluşunun anlamı kadar, insanın böyle bir anlama yönelik arayıışı üzerinde de odaklaşmaktadır.''(113)
''Logoterapi, hastanın kendi sorumluluklarının tam olarak farkına varmasını sağlamaya çalışır; bu nedenle, kişiye, neye karşı, ne için ya da kime karşı sorumlu olduğunu anlaması seçeneğinin bırakılması gerekir.''(124)
der.
Daha birçok konu başlığı ile hastaların ruhsal problemlerine yönelik çalışmaları ile sevginin, acının anlamı, varoluşsal boşluk , varoluşun özü gibi konulara değinmiş yazar.
3.Bölüm de Trajik bir iyimserlik tartışması ile genel yaşanan anlam boşluğunda, negatif durumlarda nasıl başa çıkabileceğimize dair kesitler vermiş.

Kitaptan çıkardığım genel mesaj; Bir insanın yaşamındaki anlamı sorumluluk bilinciyle, hedef ve amaçların belirlenmesiyle vuku bulur. Acının da bir anlamı vardır şeklinde idi.

https://www.guncelpsikoloji.net/...api-nedir-h6547.html daki yazıyı genel hatlarıyla okudum yazarı ve düşüncelerini anlamak adına açıklayıcı bir yazı olmuş, göz atabilirsiniz ^_^

Puan kırma nedenim : Kitabın bazı yerlerinde sürekli aynı şey tekrarlanıyormuş hissi rahatsız etti, bazı yerlerinde ''nihai anlam'', '' potansiyel'' , ''acı'' kelimeleri sürekli karşıma çıkınca -tabi kitap anlam üzerine ne bekliyorsun acabaa diyenler olabilir_- şöyle ki daha kısa tutulabilirdi , uzatılmış gibi hissettim, kişisel düşüncem ^_^

Kitap insana kendi adıma çok şey katan türden, edinip okumanızı tavsiye ederim.

Bundan sonrası kitaba dair bilgiler içermiyor,zamanınızı almamak adına belirtmek istedim.
Kitabı yakın zamanda okumak istedim çünkü hayatıma anlam katan bir dosta altı çizili bir şekilde ulaşsın ve hissettiklerimi paylaşabileyim diye. İyiki de yakın zamanda okuma fırsatım oldu. ^_^
3 farklı durumdan bahsettim okurken kesik kesik değişik bir durum ortaya çıkıyor kusuruma bakmayın, yazma yeteneğim oldukça vahim ^_^

1)-Hepimizin bunalımlı, hayatın anlamına dair sorgulamaları ara ara- belki bazılarımız için sık sık- yüzünü gösterip dil çıkartabilir ama güldürmez. Öyle durumlarda sürekli düşünüp acaba beni daha da karamsarlığa sürükleyen şeyler neler olabilir diyerek diplere çeken bir müzik ya da kaçış şeklinde karamsar kitaplara yönelim gibi gibi hallerle acı kavramını anlamsızlaştıran bir durum meydana gelir. İnsan amaçsız, değersiz hissettikçe bu durum sürekli tekrarlanabilir, eyleme geçirtmez, sorgulamalar silsilesi yaşatır, inancı var ise yiyerek zayıflatır, yüzün rengini solgunlaştırarak, hareketlerde yavaşlama ile devam eder. Bir şey sebep olmalı ki bu durumdan sıyrılalım, neler olabilir diye düşünürsek:
-Hayvan sahiplenme/ ondaki karşılıksız sevgiyi görebilmek,
-Çocukların gülüşüne ortak olmak,
-Spor yapmak,
-Bir amaç belirleyerek, sorumluluk bilinciyle hareket etmek vs.
gibi daha bir çok adımla bu hissiyatın gün gün azaldığına şahit olabiliriz.
Kısa süre de olsa bu durumları yaşayan biri olarak kurtulmama vesile olan şey kedi sahiplenmek oldu, minik minik adımlarla toparlanmayı mümkün kıldı.^_^ Hayatın anlamını daha bir kavrar oldum, kendime yönelik sorgulamam ile.

2): 2 yıl önce genç kuzenim beyin tümörüne yakalandı ansızın. Anne-baba ayrı olduğu için sorumluluk babaya aitti, biz hastaneye ziyarete gidip gelirken babanın her şeye rağmen yüzündeki içten tebessümü, her defasında nasılsın diye hal hatır sorması, oğlunun yaşadığı acıya, bağırışlarına sabırla, iyi telkinlerle cevap vermesi ile elinden geleni huzurla yapması beni çok etkilemişti. Enişte nasıl bu kadar sabırlı ve iyi olabiliyorsun dediğimde: '' İnanıyorum ki bu hastalığı verenin vermesinde bir hikmet var, elimden geleni yapabiliyorsam ve buna olanak veriliyorsa daha ne olsun diyerek acının içinden anlam çıkaran en etkili örneğim olmuştu.2 yıla yakındır oğluna bakıyor, telefonda görüştüğümüzde sesi hep içten, nasılsın diye her defasında soruşu ve en önemlisi sağlığın, küçük şeyleri sakın dert etme diye düşünüşü ile insanları sevmesini gözler önüne seriyordu. Sevgi, sabır, emek ile acının üstesinden gelebilmenin örneği idi benim için. Var olsun böyle güzel insanlar.

3) Kardeşimi okuldan almaya giderken hayatımın anlamına dair kitap bana ne kattı bir eyleme dönüştüreyim :P ve etrafı daha bir dikkatle gözlemleyim dedim, -defterime de not alayım hatıra kalsın diyerekten sokağımızda defter kalemle dolaşan, yazı yazan farkım tarzım olsun mesajıyla :P - bir binanın önünden geçerken küçük bir çocuğun içten merhabasıyla karşılaşıverdim , mesud ola ola okulun bahçesine ulaştım sonra mesudluğum yavaş yavaş kedere sürüklendi, bazı anne babaların şikayetlenmeleri, an da kalamayışları, çocuklarına karşı sevgilerini gösterememesi üzdü( ilerde hayatın telaşesine kapılınca ben de öyle olabilirim bilmiyorum, amacım yargılamak vs değil sadece gözlemlerim ^_^) sonra yanımda bembeyaz pamuk gibi yanaklarla (maşallah) beliren küçük çocuğun minik elleriyle pamuk şekeri heyecanla yemesi bolca tebessüm ettirdi ardından kardeşimin bir sinirle çıkması, yaşadığı problemi benim üzerimde denemesi tabi üzdü, o an konuşmamızın anlamı yoktu çünkü ikimizde sinirlenecek kalplerimiz uzaklaşacaktı ki ben de sinirlendiğimi hissettim :D sonra konuşalım bu mevzuyu diyerekten sessizlikle yürüdük ^_^ - son-

Hayatıma anlam katan bir bal kardeşime ithaf ediyorum bu incelemeyi.

Hayatımıza anlam katan şeyleri görebilmek, bulabilmek umuduyla ^_^

https://www.youtube.com/watch?v=z-SlA2NI9kc
Insanın Anlam Arayışı ...Avusturyalı
Dr .Frankl'in 2.Dünya Savaşı sırasında kurulmuş Auschwitz toplama kampında yaşam mücadelesini,izlenimlerini,hayatta kalabilmek için geliştirdiği Logoterapi kavramını konu alıyor .Kitap genel olarak 3 bölümden oluşuyor .Birinci bölümde yazarın toplama kampindaki deneyimlerini,İkinci bölümde geliştirdiği Logoterapi tekniğini,üçüncü bölümde de insanın çektiği en çetin acılara rağmen optimist(iyimser)kalabilmesini konu alıyor .

2.Dünya savaşına ilgim var .Bu konuda bir çok kitap okudum ...Mümkün mertebe konu alan filmlerini izlemeye çalışırım .Bu kitabı okumamda etken olan şey yazarın o zorlu günleri kendisinin yaşayıp ,o kamplardan kurtulmayı başarmış olması ...

Gelelim yazarın da bahsettiği dünyanın en büyük soykirimlarindan birinin yaşandığı Auschwitz toplama kampında insanın nutkunun tutulduğu,insanlıktan çıkıp hayvanlardan bile daha aşağıya düştüğüne kaniniz donarcasina şahit olacaginiz,saskinliginizi gizleyemeyeceginiz hadiselere....

Hayatınız trenden indikten sonra bir parmak işaretine bağlı ...Üst üste yigilan halk durmaksızın ilerleyen ,yemek ve su verilmeden geçen uzun tren yolculuğundan dolayı ,halk zaten ölümün esigindedir .Herkes yanına en değerli eşyalarını alıp çalışmaya gideceğini düşünür .Kendilerini bekleyen hazin sondan bi haber olan insanlar kampa gelince eşyalarına el konulur,çalışma bitince geri verileceği söylenir .Hiçbiri geri verilmeyecektir.Naziler değerli eşyalarına el koyacaktir...Öyle ki kampa toplanan insanlardan genç ve sağlıklı olanları çalışmaya gönderilecektir .Yaşı küçük ve calisamayacak derecede yaşlı olanlar ve kusurlu adledilenlerin sözde banyo bahanesiyle soyunmalari istenip ,gaz odalarına alınıp krematoryumlarda cansız bedenleri kül olmaya bırakılır .Külleri sabun yapımında kullanılır .Bir kısmı tarlalarda gübre olarak değerlendirilir .Saçları kumaş fabrikalarina ,kumaş yapımında kullanılır. Altın ve gümüş olan dişlere el konulur .Kadınların bir kısmı ve ikiz bebekler kisirlastirmadan gen değiştirmeye kadar korkunç deneylerde kullanılır ,çoğu yaşamını yitirir .Kural dışı bir davranışta bulunan ya infaz edilir ya da gece boyu ayakta bekletilerek dolaşım sistemleri iptal edilip sabah olunca tekrardan çalışmaya zorlanır .Bodrum katlarda kıtlık odalarında yemek verilmeyerek açlıktan olmeleri beklenir ...

Dr .Frankl işte tüm bu bedensel ve ruhsal acilarin üstesinden gelip ,hayatta kalabilmeyi basarabilmistir ...Logoterapi Tekniği (Anlam Terapi) ile hayatta her koşulda insanın bir yaşama umudu,amacı ,anlamı olması gerektiğini savunur .Hayatındaki yaşama amacını bulamayan insanların varolussal boşluk (vakum)olarak adlandırılan anlamsizlik duygularininin kişiyi depresyona ,intihar,tükenmişlik,saldirganlik gibi egilimlere surukleyebilecegini ifade ediyor .
Hayatında yaşamı amacını bulanlarin yaşama direnclerinin ve motivasyonlarinin her daim daha yüksek olduğunu belirtiyor .

Dr.Frankl da bu toplama kamplarında eşini,ailesini kaybetmiş,onlardan hiçbir şekilde haber alamamış .Buna rağmen yaşama tutunmasinin sebebini ailesine karşı duyduğu derin sevgiye bağlı olduğunu,sevginin özüne ulaştığını,sevdiklerini onlar olmasa bile ruhunda taşıdığını ,benligiyle butunlestirdigini ifade ediyor .Insanın mutlu olmak için birçok nedeni olduğunu,yeter ki anlam arayışında olmamız gerektigini,acılardan utanmamamiz,gozyaslarimizi gizlemememiz gerektiğini aksine acilarimizin da bizim bir parçamız olduğunu ifade ediyor .En cetin koşullarda bile "acılarla mucadelemizde ya İnsan oluruz ya da insanligimizdan oluruz "ifadesiyle acıda bile bir anlam bularak onurlu bir insanlık sergilenebilecegini ifade ediyor .Umut ,sevgi ,inanç ile herşeyin üstesinden gelmek mümkün ...Hatta şöyle bir örnek veriyor aynaya baktığımız zaman dışında kendimizi görmeyiz .Sadece aynaya baktığımızda odak noktası kendimiz oluruz.Bundan dolayı İnsan kendisine ,acılarına,negatif durumlarla yaşamasını bilip ,aynayı kenara bırakarak ,özünü aşkın sevdiği bir dava,ideoloji,evlat,sevgi,umut ne ise onunla hayata güçlü tutunabilecegini,olanca essizligiyle insanı yaşamak yani sevmek gerektiğini savunuyor .

Kitabı sevdim beni başka düşüncelere sevk etti .Bilemiyorum, galiba ben kitaplara fazla anlam yüklüyorum ...Peygamberimizin bir hadis-i şeriflerinde insan fıtratını benzettiği süt, kimyasal bir işleme tabi tutulmaz, yani peynir, tereyağ, yoğurt vs. olmazsa süt olarak varlığını sürdüremez, kokuşur. İşlenerek çelik haline gelmeyen demir paslanır.
İnsan da öyle ......

Kuranı Kerim , bilirsiniz ala-yi illiyin 'in karşısına esfeli safilini koyar .Yani asagilarin aşağısını.."Belhum adal "tabiriyle hayvanlardan da aşağı bir mertebeyi işaret eder .Yani mahiyetindeki cevheri ortaya cikaramazsa varlık mertebelerinin en dibine
yuvarlanır ..İnsan olarak kalamaz,hayvanlasir,canavarlasir,
vahsilesir ..


Ahh İnsan...Komurle elmas,gölge ile asıl,Dünya ile ahiret arasında tercih yapmak zorunda kalan İnsan...
Aslında yaşananlar bize çok uzak değil ;zulüm,adaletsizlik,savaslar,soykirim...hala varlığını surdurmuyor mu...Dünya adeta bir toplama kampı ...Değişen insanlar,değişmeyen Hakikat !...

Keyifli okumalar ....:))

Benzer kitaplar

" Nöroloji ve psikoloji gibi iki alanda çalışan bir profesör olarak, bir insanın, biyolojik, ruhsal ve toplumsal koşullara ne ölçüde tâbi olduğunun tam anlamıyla farkındayım. Ama ben, iki alanda birden profesör oluşumun yanı sıra dört kamptan - yani toplama kamplarından - sağ çıkmış ve bu nedenle insanın düşünülebilecek en kötü koşullara bile görülmemiş ölçüde direnip göğüs germe yetisine tanıklık etmiş bir insanım." diyor yazar. Ve bunu kitapta okuduğum zaman daha dikkat kesildim okuduklarıma.

Kamplarda geçirilen zamanlar açık bir dille anlatılıyor. İnsanın halden hale nasıl girebildiği, o kadar korkunç olaylara rağmen yaşama son vermek istemenin ne kadar zor olduğu anlatılıyor.

Umudunu kaybeden insanın yaşamak için hiç bir isteği kalmıyor.

Kader nasıl işlerse işlesin başımıza gelen her şeyde " hayat bana ne verecek " diye düşünmekten ziyade, " Ben hayata ne katacağım " diye düşünmenin yaşam kalitemiz açısından büyük bir önemi olduğu vurgulanmış. Hayat bir anlam arayışı.. O anlamı bulunca da artık kendimizi aşmamız gereken o zevkli ve çetin yola girmiş oluyoruz.

Kendine sadece kendin rakip olabilirsin çünkü asıl kendini aşarak hayatın anlamına ulaşabilirsin diyor yazar bir nevi.

" Logoterapideki hasta, yaşamının anlamıyla karşı karşıya getirilir ve bu anlama yönlendirilir. Ve hastanın bu anlamın farkına varmasını sağlamak, nevrozunu yenebilme yetisine oldukça katkıda bulunmaktadır"

Ben kitabı uzun zamanda bitirdim. Aslında bu kadar uzun zaman asla sürmez. Çünkü ele alındığında kendine çeken okutan bir yanı var. Kitabı okuduğum süre boyunca da sürekli kendi yaşamımın anlamı hakkında düşündüm, karşıma çıkan sıkıntıları hep kitap üzerinden karşıladım. Es geçmedim acılarımı. Acıdan kurtulamıyorsan onu bile hakkını vererek yaşamak lazım diyor yazar çünkü.

Yaşama yönelik tutumumuzdaki temel bir değişim, ihtiyaç duyduğumuz tek şey olabiliyor aslında.

Ne iş yapıyorsak yapalım o işi en güzel şekilde yapmak bize büyük bir huzur sağlar, hayatımızın anlamı olur.

" Çünkü dünya kötü bir durumda ve her birimiz elinden geleni yapmadığı sürece her şey daha kötüye gidecek" diye çok haklı bir çağrı var ayrıca.

Okumakta geç kaldığım, hayatıma değer katan ve tekrar okumak isteyeceğim nadir kitaplardan.
Güzel fakat
Kitabı okuduktan sonra her şey güllük gülistanlık olmayacak. Sadece bir bakış açısı katıyor. Örnekler vererek insan hayatına anlam katmaya çalışmış. Açıkçası tam istediğimi alamadım. Ya da benim psikolojim gerçekten bozuk :)
Kitap aslında şu temelde yazılmış:
"Bir insanın yaşama amacını elinden alırsanız, hayatın bir anlamı kalmaz."
Yazar kısaca diyor ki kendinize bir hedef bir amaç belirleyin yoksa boşluğa düşersiniz..Günümüzün en büyük sorunlarından biri de bu değil mi zaten?
Can sıkıntısı. Her şey can sıkıntısından..Çünkü çok fazla düşünüyoruz...Cehalet mutlulukmuş gerçekten.
Kitabın ismi ona olan hevesimi kabartırken. Alıp önsözü okumaya başladığımdaki (yazar bu önsözü 78 yaşındayken yazmış) "eğer yüzbinlerce insan, yaşamın anlamına ilişkin çok az şeyi vaad eden bir kitaba yöneliyorsa, bu, insanların iliklerinde hissettikleri kavurucu bir sorun demektir. " sözü beni tamamen kitabın içine odakladı. Daha öncesinde 2. Dünya savaşındaki toplama kamplarını içeren filmler izlemem yaşanan gerçekleri göz önüne getirmeme yardımcı oldu. Bedenin ve ruhun yaşadığı acı ve mutluluğu uçlarda hissettirmesi etkileyiciydi. Umudun, yaşama bağlanmak için en önemli sebep olduğunu yaşamımızın her anında deneyimleyebileceğimizi anladım. İlginç bir konuya gelirsek beklenen ve hayalleri süsleyen özgürlük geldiğinde bazı insanların çok değişik davranışlar sergilemesi ve yazarın bu konudaki güzel tespitleri. Yaşadıklarının ve mesleğinin getirdiği deneyimlerle hayatı anlamlandırmaya dair örnekler veren yazar, kafamızdaki sorulara cevaplar bulmamızı, bazen de yeni sorgulamalar başlatmamızı sağlıyor.
Victor F. Frankl 2.Dünya savaşı sonrasında Nazilere ait 4 toplama kampından da sağ çıkmayı başarmış fakat karısını, annesıni ve babasını bu kamplarda kaybetmiştir.Frankl'nin kamplarda olduğu süre boyunca bol bol gözlem yapma şansı olmuştur.Insanların gaz odalarına gönderilmelerine, krematoryum denen odalarda insanların canlı canlı yakılmalarına tanıklık etmiştir. -30 derecede çalıştırılan, yüz kişilık trenlere 500 kişi binip bir kamptan digerine yolculuk ettirilen, tipine göre yaşina göre veya kamp komutanının keyfine göre krematoryuma gönderilen bu insanları hayatta tutan şeyin onların duyguları, cesareti ve umutları olduğu gerçeğini gören Frankl Logoterapi tekniğini bulmuştur. Yani insanın kendine bu hayatta bir anlam bulması....bu sayede insanların her türlü olumsuzluklara göğüs gerebileceğini ve en büyük acılardan en büyük mutlulukların çıkarılabileceğini savunmuştur. Kesinlikle ufkunuzu açacak bakış açınızı çeşitlendirecek müthiş bir kitap. Okuyun arkadaşlar...
Kitap iki bölümden oluşmaktadır.İlk bölümde bir nevî yazarın otobiyografisi mahiyetinde olan;ikinci dünya savaşı sırasında yahudilerin bulunduğu toplama kampı deneyimleri anlatılır.Bu deneyimlerin ne kadar iç acıtıcı,ne kadar insanlığı sorgulatıcı,ne kadar acı olduğunu söylemeye gerek yoktur herhalde.Zulmün sistematik ve uygarlığın insanlığa bahşettiği aygıtlarla yapılıyor oluşu da ayrı bir acı durumdur.Burada yazar acı çekenlerin ve bizzat kendisinin deneyimlerini,kendi kurduğu dünya görüşü perspektifinden anlatır.Burada özellikle bir noktaya değinir:realist diye tabir edebileceğimiz yazarların "insan zor bir duruma düştüğünde ve kendini kurtarma adına her tür 'insan dışığı' yapabilir" görüşüne karşı olarak böyle bir toplama kampında bile çizgisinden ve duruşundan taviz vermeyen insanların olduğu görüşünü örneklerle sunar.Yazara bu konuda katılmadığımı söyleyebilirim çünkü;insanı "insanlığından" taviz vermemeye iten temel öğenin dik duruşluluktan çok korku olduğunu düşünüyorum:hikayemin onurlu olması korkusu;savaşın nasıl sonuçlanacağının belli olmaması ve olası bir kurtuluşta anlatılacak güzel bir hikayen isteğinin bilinçaltına yönelttiği baskı.Tabi insanlar türdeş değildir;her birinin farklı hayatları,tecrübeleri ve kişisel özellikleri vardır.Yazarın kastettiği insanlık modeli yıllar boyunca onurlu duruş ve benzeri kavramlar tarafından bir hayat felsefesine doğru yönlendirilmiş ve insanlar tarafından itibar görme kaygısıyla şekillendirilmiş olabilirler.Aksi durumda onların da diğerlerinden farklı davranacaklarını sanmıyorum.Diğer insan tipineyse cesur diyorum;tabi kelimenin salt anlamındaki cesareti kastetmiyorum,benim kastettiğim kötülük yapabilme cesareti.Diğerlerinden da az akıllı, daha az kültürlü olmanın sonucu mu veya başka etkenlerin sonucu mu bu bilinmez.
İkinci bölümdeyse yazarın kendi geliştirdiği logoterali denilen bir felsefeden bahsedilir.Burada hastaların tedavilerinin hayatta anlam bulmayla(tabi herkesin bulduğu anlam kendincedir) başarıya ulaşabileceği belirtilir.Gördüğüm kadarıyla bir çok varoluşçu yazar(buna Frankl'da dahil) anlamı bu dünya da aramakta.Fakat bu ve benzeri bir çok tezi ben biraz cılız buluyor ve halkın tabiriyle "züğürt tesellisi" olarak görüyorum.
Bu arada kitaptaki paradoksik niyet tekniğinin güzel ve kullanışlı bir teknik olduğunu söylemeliyim.
Yazarımız, 2. Dünya Savaşı esnasında bir toplama kampına alınmış ve orada yaşayıp gördüklerini kaleme almıştır. Kitabı okurken sizlere belli başlı yönergeler vermeyi de ihmal etmemiştir. Kitap iki kısımdan oluşmakta ilk kısımı kampta yaşadığı, gözlemlediği olaylar ikinci kısmı ise psikoloji ile ilgili olan kısım. Eğer yaşama amacının önemini merak ediyorsanız bu kitaba bir göz atmalısınız.
"Yaşamak için bir 'NEDEN'i olan herkes, her türlü 'NASIL'a dayanabilir." (Nietzsche)

20. yüzyılın önde gelen psikiyatrlarından Viktor E. Frankl, otuzun üzerinde yabancı dile çevrilen ve bütün dünyada 12 milyondan fazla satan "İnsanın Anlam Arayışı" kitabının cümleye indirgenmiş özetidir bu söz. Kitaba gelecek olursak iki kısımdan oluşur; ilk kısım Doktor Frankl'ın kamptaki hayatını anlattığı birinci bölüm ve Legoterapi sistemini aydınlattığı ikinci bölüm. Doktor Frankl, İkinci dünya savaşında toplama kampına düştükten sonra, Günlerce aç kalır, ağır çalışma koşullarına maruz kalır, dört defa yeri değiştirilir, karısından hiçbir haber alamaz, onur kırıcı birçok davranışa maruz kalır ama yinede orada hayata tutunmayı başarır. Bir şeyi farkeder; her şeye rağmen insanın son nefesine kadar yaşam için mücadele ettiğini, yaşamak için bir nedeni olanın her türlü nasıla katlandığını farkeder. Gördükleri şeyler ve analizleri piskoloji bilimi açısından çok büyük bir öneme sahiptir, çünkü kamptan kurtulduktan sonra Legoterapi kuramını sistematik hale getirir ve hastalarının iyileşmesi konusunda büyük bir etkene sahip olur. Onun için insan her şeye alışabilir zamanla, Dostoyevski'nin sözünü doğrular nitelikte tespitleri olmuştur. Bir insanı her şeyden soyutladıktan sonra onun her şeyini elinden alabilirsin. Özgürlük kavramını unutturabilir hata öyle bir şeyin olduğundan da şüpheye düşürebilirsin. İşte o kampların en büyük trajedisi buydu, insana ölümün bile sıradan bir şeymiş gibi lanse edilmesiydi. Toplama kamplarında insanların umutsuzluğunu, çektiği acıları ve insanların ölmesinin normal bir şeymiş gibi karşılanması, açlık gibi katı bir gerçeği bire bir yaşaması, yazarın, Legoterapi yöntemine yönelmesine sebep olur. Dahası da şuydu, Legoterapiyle hasta insanı iyileştirmesi gerekiyordu, neden mi? "Çünkü dünya kötü bir durumda ve her birimiz elinden geleni yapmadığı sürece her şey daha da kötüye gidecek." Sözüne olan inancıydı.

Latincedeki "Logos"tan yani "Anlam"dan gelen legoterapi onlar için bir umut kaynağı olması gerekiyordu ve zorunluydu. Her şeyin bir anlamının olduğunu ve bunun için yaşanmaya değer olduğunu savunması gerekiyordu insanın. Ortaya çıkmasının en büyük sebebi toplama kamplarında ölümü bekleyen esirlerin kurtulduktan sonra esaretten sonra gelen özgürlük hissinin ağır gelmesi ve bunu kaldıramamaları, ruhsal bir çöküntüye girmeleridir. En büyük savaşını aslında nihilizme karşı verir çünkü, hiçlik geleceği yaşama umudunu öldürür ve Legoterapi en kısa tanımıyla geleceği şekillendirme terapisidir. Frankl'e göre acı, bir anlam kazanabilmeli, nedenimiz varsa nasılına katlanmalıyız yoksa çektiğiniz acı Mazoşist bir eylemden öteye gidemez. Psikanaliz ile arasındaki farkı sorar bir hastası ona ve şöyle cevap verir: Psikanalizde hasta bir koltukta uzanır ve söylenmemesi gereken şeyleri söyleyebilir ama Logoterapide hasta dik durabilir, doktor ona söylenmemesi gereken bir şeyi söyleyebilir. İkisinin arasındaki en temel fark Psikanaliz hastanın geçmişini inceler, bilinçaltındaki yatan sebeplere bakarak nedenleri araştırır. Legoterapide ise, hastanın geleceği daha önemlidir. Örneğin intihar etmek isteyen bir kişinin geleceği yaşamaktan umudunu kestiği öngörülebilir ama bunun geleceği yaşamak istememesinin asıl sebebi onun için hiç bir anlam taşımıyor oluşudur. İste Legoterapi burda devreye girer ve hastanın geleceğini anlamlandırma çabasına girer. Bir bakıma Psikanalize bir başkaldırıdır çünkü hastanın şuan içinde bulunduğu durumu çözmekten daha önemli bir şey varsa o da hastanın iyileşmesi için tedavi etme yollarını bulmaya çalışmaktır. Doktor Frankl kampta o kadar kötü koşula ve hergün ölüm tehlikesi içinde olmasına rağmen kurtulmuş ve hayata tutunmayı başarmıştır. Ve asla vazgeçmedi çünkü, "Bir kez kaybedilince yaşama iradesi, bir daha kolay kolay kazanılamıyordu!" Asıl önemli olan şeyin yaşamın bizden ne beklediği olduğunu öğrenmemiz ve dahası umutsuz insanlara öğretmemiz gerekiyordu ve bunun için Doktor Frankl'ın temel felsefesi şuydu:

"BENİ ÖLDÜRMEYEN ŞEY, GÜÇLÜ KILAR."
Dr.Frankl,yaşamöyküsünden yola çıkarak logoterapiyi keşfetme serüvenini, toplama kampındaki zorlukları,tutuklu kaldığı süre boyunca yaşadığı acıları,hayata tutunma savaşını, diğer tutuklularında ruh hallerinde meydana gelen değişimleri bir psikiyatrın gözüyle kaleme almıştır.İnsan yaşamı hangi şartlar altında olursa olsun hiçbir zaman anlamını yitirmez ve yaşamın bu sonsuz anlamı kişiyi ayakta tutan hayata bağlayan yegane kaynaktır.Dr.Frankl, insanların acılarını anlamdıran yegane kaynağı yine toplama kamplarında edindiği tecrübeler neticesinde bulmuştur.Acılarımız her ne kadar büyük olsada onlardan çıkardığımız anlam acılarımıza katlanma derecemizi arttıracak,hayata farklı bir perspektiften bakmamızı sağlayacaktır.Kitabın vurgulamaya çalıştığı konu evrensel bir konudur.Hayatta bir amacı olmayan insan hiçbir şeyi olmayan insandır.İnsanlığın ortak amacı geleceğe umutla,cesaretle bakıp kendine hedef ve amaç belirlemektir. Kıcasacı insan acılarına anlam kattığı sürece vardır.İkinci kez okunmayı fazlasıyla hak eden bir kitap..Okumanızı tavsiye ederim.
Ama gözyaşlarından utanmamız gerekmiyordu, çünkü gözyaşları, bir insanın cesaretlerinin en büyüğüne, acı çekme cesaretine sahip olduğuna tanıklık ediyordu.
Yaşamak acı çekmektir; yaşamı sürdürmek çekilen acıda bir anlam bulmaktır.
Bir insanın, yaşamın yaşamaya değer oluşuna ilişkin kaygısı, hatta umutsuzluğu varoluşsal bir bunaltıdır. Ama kesinlikle bir ruh hastalığı değildir.
Logoterapi, hastaya kendi yaşamında anlam bulması için yardım etmeyi görev saymaktadır. Logoterapi, hastanın kendi varoluşunun gizli logos'unun(anlamının) farkına varmasını sağlaması ölçüsünde analitik bir süreçtir.
"Belki de acıların hiçbirisi boşuna değildir."
Viktor E. Frankl
Sayfa 113 - Öteki yayınevi
Ama anlamlı olan sadece yaratıcılık ya da zevk değildir. Eğer yaşamda gerçekten bir anlam varsa, acıda da bir anlam olmalıdır. Acı da yaşamın kader ve ölüm kadar silinmez bir parçasıdır. Acı ve ölüm olmaksızın, insan yaşamı tamamlanmış olmaz.
Bir insanın kendi kaderini ve içerdiği olanca acıyı kabul ediş yolu, kendi davasını seçiş yolu, ona, en ağır koşullar altında bile, yaşamına daha derin bir anlam katma fırsatı verir. Yaşam, yiğitçe, onurlu ve özgecil olabilir. Ya da bu şiddetli kendini koruma kavgasında kişi, kendi insan onurunu unutup bir hayvan düzeyine inebilir. Burada, insanın, zor bir durumun sunduğu ahlâki değerlere ulaşma fırsatlarından yararlanma ya da vazgeçme arasındaki seçimi yatmaktadır. Bu da, o insanın acılarına değip değmediğini belirler.
Bu varsayımların, dünyalık ve gerçek yaşamdan çok uzak olduğunu. Ancak az sayıda insanın böylesine yüksek ahlâki standartlara ulaşma yetisine sahip olduğu doğrudur. Onca tutukludan sadece birkaçı içsel özgürlüklerim tamamen koruyabilmiş acılarının sağladığı değerlere ulaşabilmiştir, ama bu türden bir örnek bile, insanın içsel gücünün, onu dışsal kaderinin üstüne çıkarabileceğini kanıtlamaya yeterlidir. Bu insanlar sadece toplama kamplarında görülmez. İnsan, kendi acılan yoluyla bir şeye ulaşma şansıyla birlikte, her yerde kaderle karşı karşıyadır.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
İnsanın Anlam Arayışı
Baskı tarihi:
Aralık 2009
Sayfa sayısı:
176
ISBN:
9786054054206
Orijinal adı:
Man's Search For Meaning
Çeviri:
Selçuk Budak
Yayınevi:
Okuyan Us Yayın
20. yüzyılın önde gelen psikiyatrlarından Viktor Frankl, otuzun üzerinde yabancı dile çevrilen ve bütün dünyada 12 milyondan fazla satan İnsanın Anlam Arayışı'nda, kurucusu olduğu logoterapinin ilkelerini, İkinci Dünya Savaşı sırasında bir toplama kampındaki deneyimleri eşliğinde anlatmaktadır.
Okurlar, Frankl'ın tasvir ettiği toplama kampının, dünyayı daha büyük bir hapishane olarak kavramamızı sağlayacak parlak bir metafora dönüştüğünü fark edecektir. Gasset, Heidegger ve Sartre'dan aşina olduğumuz düşünceler ışığında, varoluşun çetin koşullarında "anlam"ı keşfetmemize yardım edecek süreci anlatan Frankl, "İnsanı insan yapan nedir?" sorusuna da yanıt vermeye çalışıyor.

"Gerçekten ihtiyaç duyulan şey, yaşama yönelik tutumumuzdaki temel bir değişmeydi. Yaşamdan ne beklediğimizin gerçekten önemli olmadığını, asıl önemli olan şeyin yaşamın bizden ne beklediği olduğunu öğrenmemiz ve dahası umutsuz insanlara öğretmemiz gerekiyordu. Yaşamın anlamı hakkında sorular sormayı bırakmamız, bunun yerine kendimizi yaşam tarafından her gün, her saat sorgulanan birileri olarak düşünmemiz gerekirdi. Yanıtımızın konuşma ya da meditasyondan değil, doğru eylemden ve doğru yaşam biçiminden oluşması gerekiyordu. Nihai anlamda yaşam, sorunlara doğru çözümler bulmak ve her birey için kesintisiz olarak koyduğu görevleri yerine getirme sorumluluğunu almak anlamına gelir."
(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 505 okur

  • Mehmet Öz
  • MERT ÖZ
  • Nazife Sema
  • Esra Betül Çınar
  • Erken Boş Alan Garson
  • Semanur
  • Yusuf Mirza
  • Saliha
  • Nursanem.
  • Zeynep

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%7.1
14-17 Yaş
%1.1
18-24 Yaş
%26.2
25-34 Yaş
%29
35-44 Yaş
%21.9
45-54 Yaş
%11.5
55-64 Yaş
%0.5
65+ Yaş
%2.7

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%62.1
Erkek
%37.7

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%36.9 (86)
9
%27 (63)
8
%18.5 (43)
7
%9.4 (22)
6
%4.3 (10)
5
%1.3 (3)
4
%0.4 (1)
3
%0.4 (1)
2
%0
1
%1.7 (4)

Kitabın sıralamaları