·50 syf.··Beğendi
···Okunma: 03 Eylül 2021 12:57 Aslında Bartebly’nin durumunda enteresan veya olağandışı bir şey yok. Bartebly, tercihini söylüyor ve tercihinden emin. Karşı taraf Bartebly’nin tercihini tercih etmediği zaman bu tercihten Bartebly’nin emin olduğu kadar emin olamıyor bu yüzden de devam eden şey Bartebly’nin tercihi oluyor. Tercih, sadece tercihle kalmaması gereken bir şey. Her insan kendi tercihinin gerçekleşmesini ister, tercihler kapıştığı zaman da hangi taraf tercihinden daha emin ise o kazanır. Bir insanın bir şeyi tercih etmesi veya etmemesi kadar normal bir şey var mı? Bu “tercih etmeme” bir pasif direniş veya bir isyan değil gayet makul bir şey, sorun insanların bunu bir direniş veya bir isyan olarak algılamasında. Tercih: bir zorlama, direniş, kabalık, terbiyesizlik, bencillik, çirkeflik değildir; tercih, tercihtir, her insanın sözde sahip olduğu düşünülen bir şeydir, insanlığın her durumu bir tercih sonucudur; Peki neden birisi tercihini dile getirdiğinde bu durum bir delilik, gariplik olarak adlandırılıyor ve bu tercihin ardındaki sebep aranıyor? İlla mantıksal bir çıkarımı mı olmak zorunda bu tercihin? Bugün kırmızı tişört giymeyi tercih ediyorum. Bugün tişört giymemeyi tercih ediyorum. Bugün bilgisayarımı kırmayı tercih ediyorum. Bugün onca yıllık emek vererek yazdığım kitabımı yakmayı tercih ediyorum. Neden mi? Neden olmasın? Tercihler bizi yönlendirmeyecekse başka ne yönlendirebilir? Peki tercihlerimiz başka insanlar tarafından yönlendirildiğinde o tercih hala nasıl bizim tercihimiz olabilir? Tercih en kişisel şeylerden birisi değil midir? Her türlü ahlak, hukuk, din kurallarını bir kenara attığımızda aslında Bartebly’nin davranışının ne kadar nihai olduğunu görüyoruz. Kitapta aslında biraz da Bartebly’nin sıradan durumu karşısında varoluşu sorgulamaya başlayan ve hayatının sınavının Bartebly olduğunu düşünen ve bir anda her şeye aşırı anlam yüklemeye başlayan ana karakterimizin durumunun komikliği de anlatılmakta. Aslında ortada abartılacak, derin anlam yüklenecek felsefik konular falan yok; insanın en düz duygusu, en ilkel, en iç güdüsel davranışı var: tercih etmek. İlk insan bir şey yapacakken şuanki modern insanlar gibi saatlerce o şeyi nasıl yapacağını, başkalarının o şeye ne tepki vereceğini, kendi zararını ve kazancını hesaplayıp risk durumlarını göze önünde bulundurarak bunu yapmasının mantıklı olup olmayacağını düşünmezdi. O sadece yapardı, çünkü önünde hiçbir engel yoktu. Tercihinin iyi veya kötü olmasının bir önemi yoktur. İnsan bazen kötü şeyleri de tercih edebilir ve etmelidir de. Tercih, çıkar veya yarar amaçlanarak yapılan bir şey değildir.
Zevkler ve renkler tartışılmaz söylemi gibi tercihler de tartışılmaz. Herkes herkesi anlayamaz, anlamaya çalışması da gerekmez hatta anlasa çok daha kötü bile olabilir. Bartleby'nin tercihi sorgulanmamalı ve arkasında bir sebep aranmamalıdır. Bir şeyi tercih etmesinin sebebi basitçe: Tercihinin o yönde olmasıdır başka bir şey değil. Zaten Bartleby de hikaye boyunca sürekli aynı şeyi demektedir ama işte insanlar bunu idrak edememeye devam ediyorlar...
Bu kitap ile Zweig’ın “Mecburiyet” adlı kitabının birbirine yakın zamanlarda okunması gerektiğini düşünüyorum. Ayrıca Oğuz Atay’ın “Beyaz Mantolu Adam” adlı öyküsüne de çok benzettim bu öyküyü. İçinde Oblomov’un “İleri mi gitmeli yoksa sabit mi kalmalı, işte tüm mesele bu.” felsefesini de çok gördüm. İnsanın sabit kalmasının ileri veya geri gitmesinden çok daha zor olduğunu da bir kez daha anlamış oldum. Sonuç olarak da tercihin güzelliğinin bu duygunun az gelişmişliğinde ve ilkelliğinde saklı olduğunu düşünüyorum.