Gönderi

10/10
·520 syf.··
2021 17. kitabı
Bir sosyalist olan Jack London’ın kendisinin hem otobiyografik silüeti olan hem de fikir olarak tam tersi olup bireyciliği savunan Martin Eden’ın yorumuyla geldim. Bu kitap sosyalist kalemiyle bireyciliğin eleştrisi olarak adlandırılabilecek bir kitap. Kitap Rusya’nın politik dönemini çokça yansıtıyor. Anlamadığım pek çok şey olsa da arkadaki bilgi notları her şeyi anlamanıza yardımcı oluyor. Okuma konusunda zor olduğunu düşündüğüm bir kitap değil Martin Eden. Martin Eden bence herkesi etkileyebilecek türden bir karakter. Kimisi Martin Eden’dan çok etkilenmiş hatta büyülenmişken kimisi de çokça eleştiriyor. Açıkçası ben ortada olduğumu, belki hayranlığa daha çok yakınımdır emin değilim, düşünüyorum. Eden sınıf farklılıklarına kafa tutup taş gibi iradesiyle insanların beyninde onu burjuva sınıfından ayrı tutan mesafeyi kat etmeye çalışıyor. (ama ne taş! en güçlü metal bükülür bu taş eğrilmez…) Karakterimiz bu sınıf farklılıklarına bir dönem çok takılıp sonra umursamamaya başlasa bile kitap boyunca kendime sorduğum soruyu bana bırakmaktan geri durmuyor. Sürekli soruyorum kendime “Nedir bu sınıf farkı? Entelektüel olarak görünen o kesimden değilsek ya, o kesime sadece okuduklarımızla ve bilgimizle giremez miyiz? Eğer giremezsek bu sınıflar insanların yargılarından duvarlar taşımıyorlar mıdır? O zaman bizim uğraştığımız şey bilgili bir insan olup entelektüel sınıfta olmak mı yoksa insanların önyargısını delip bizim de onlar gibi olduğumuzu o şahıslara göstermek mi? Nedir bu sınıf farkı ve nasıl aşılır?” Martin Eden savaşıyor. O insanlarla, insanların önyargı tuğlalı sığ beyinleriyle, umutsuzlukla, yoklukla, fakirlikle, yalnızlıkla, aşkla, saygıyla her şeyle savaşıyor Eden. Peki bu savaştan sağ ve amacına ulaşmış bir şekilde çıkarsa Martin Eden kazanmış mı oluyor? O zaman biz bu adama başardı diyebilir miyiz? Başarmak için ortaya koyduğu savaşta geçen zaman ve alınan yaralar başarıyla yok olur mu? Öte yandan bilim insanlarının yaptığı şeyde aynı Martin Eden gibi değil mi? Günün sonunda onların çıkardığı icatlarla onlara hayran kalmıyor muyuz? Bu olayın edebiyat versiyonunu yaşayan Eden’a o zaman tersi bir muamele gösterirsek ona haksızlık etmiş olmaz mıyız? Ben sadece Tanrının çılgın aşığı olan ve bir öpücük uğruna ölebilecek olan o Martin’in kendisine daha çok önem vermesini isteyebilirdim sanırım. Bu karakter kafamı gerçekten çok karıştırdı. Eleştirilerime dönüp “hayır ama bunu diyemezsin çünkü…” diye çıkıştığım sonra hayranlığıma dönüp “ama böyle olsa daha iyi olmaz mıydı…” dediğim çok yer var. Cidden Martin Eden, ne karaktersin ama! Öte yandan, beni okuyanlar anlar, kitabı elime aldığımda her zaman Martin Eden’ın “Bu kitaplar yazılmıştı!” feryadını duyuyorum. İçim cızlıyor. "Seni kitap okuyan insanlarla tanıştıracağım. Hayat, ancak böyle insanlarla bir araya geliyorsan yaşanmaya değer." “O kızın sert bakan gözlerini gördünüz. Kendi başının çaresine bakmış bir kızın gözleri yumuşak olamaz.”
Martin EdenJack London · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025134,8bin okunma
··
86 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.