Puan vermedi·232 syf.····Okunma: 25 Ağustos 2021 10:08 Genç bir üniversite öğrencisi, tatil yerinde tanıştığı ve “hocam” diye söz ettiği adamla günden güne güçlenen bir dostluk kurar. Yıllardır taşıdığı sırrın ağırlığıyla kendini dış dünyaya ve hayata kapatan hoca, yavaş yavaş genç dostuna içini dökmeye başlar. Natsume Soseki, bu iki karakterin ilişkisini ve gencin hocasını anlama çabasını anlatırken yirminci yüzyılın başlarında Japonya’da gerçekleşen kültürel değişimin sonucunda doğan kuşaklar arası farklılıklara da ışık tutuyor.
Dostluklar, aile ilişkileri ve insanı ebedi yalnızlığından kurtarabilecek her şeyi irdelerken insanoğlunun karmaşık ruhsal durumuna unutulmayacak bir incelikle yaklaşıyor.
Natsume Soseki ismini yalnızca takip etmeyi hoşlandığım birkaç sayfanın postlarında görüp, araştırdığımda tanıdığım bir yazardı. Aslında tam anlamıyla tanıdım bile sayılmaz. Postlarda bahsedilen o kitabın durağan ama şiirsel ilerleyişi çok hoşuma gitmişti, bazen ihtiyacınız olan sadece budur. Bilirsiniz hayat bir noktada çok yorucu gelmeye başlar ve yalnızca sakin bir kitabın şiirsel cümlelerinde, gizemli karakterlerin diyaloglarının arasında kaybolmak istersiniz. Bu yüzden kitabı sepete eklerken hiç tereddüt etmedim. İyi ki de etmemişim. Çünkü eserin yalnızca düşündüğüm o eser olmadığını anladım.
Konusundan nasıl bahsetsem bilemiyorum. Aslında benim için kaybolmuş ve yolunu yeniden bulmaya çalışan iki karakterin karşılaşmasını ve birbirlerine ve kendilerine bir iç dönüşlerini anlatıyordu. Bir yanda üniversite öğrencisi ana karakterimiz ve diğer yanda "hocam" karakteri. Bir yandan ana karakterimizin gözünden bu gizemli "hoca" karakterini, hayatını ve hayata bakışını çözümleyeme çalışıyor, bir yandan ana karakterimizin aile yaşantısına vakıf oluyor ve kitabın sonlarına doğruysa "hoca" karakteri tarafında satırlara dökülmüş bir mektup eşliğinde kendisinin hayatını okuyor ve tam anlamıyla onu tanıyorduk.
Kitabın içeriğine çok değinip sayfaların büyüsünü bozmak istemiyorum ancak son sayfaya geldiğimde garip bir duygu içerisinde olduğumu söylemeliyim. Huzurla karışık kırgınlık?Karakterlerin yürüdüğü yolları onlarla yürüdüğümü hissediyor ve bir açıdan onlara eşlik ediyordum, duygularına ve hareketlerine ve en sonunda iki karakterin de bende bıraktığı etki buydu. Soseki'nin cümlelerinin bende bıraktığı etki buydu. Sanırım eserleri genel olarak bende hep bu farklı duyguyu hissettirecek, eh öğrenmem için diğer eserlerini de okumam gerekecek ve şimdiden araştırmalara başladım bile.
Natsume Soseki Japon modern dönemi için oldukça önemli yazarların başında gelmekteymiş, kitabı okumadan önce yaptığım kısa araştırmada gözüme çarpan en önemli etken ve arka kapak yazısında Haruki Murakami'nin de bahsettiği gibi o dönemin sembol ismiymiş. Post itlediğim cümlelere bakarken doğrulunu bir kez daha anladım. Tam anlamıyla bu durgun ama şiirsel bir anlatım. Karakterlere vakıf ama tam anlamıyla açık değil. Bir noktada okuyucuya bırakılan bir gizemsellik. Aynı zamanda karakterlerin gözünden verilen zamanın toplumsal yapısı ve mekan betimlemeleri. Soseki şu an için benim nazarımda tam da böyle.
Bu arada eğer eseri bu yayından okuyacak olursanız çevirmen önsözünde Soseki'nin hayatından, Gönül'ü yazış sürecinden ve çeviride neden "Gönül" adının tercih edildiğinden bahsedildiğini de göreceksiniz. Kitaplarda genelde önsözleri okumakta zorlanan benim için oldukça faydalı bir kitaba giriş olduğunu söylemeliyim.
Önsözü sonlandırdıklarında kullandıkları cümle gibi, okuyacaklar için; gönlünüzde iz bırakan bir okuma deneyimi olmasını dilerim.