İsimsiz karakterlerin hikayesi..
Genç, çok sevdiği hocasıyla öğrenciyken Kamakura’da yalnız geçirdiği bir tatilde tanışmıştı. Tesadüfi bir tanışma sayılamazdı. Biraz planlı biraz da karşı tarafın insafına bırakılmış bir tanışmaydı. Başarıyla da sonuçlanmıştı. Hocayla tanışmıştı ve genç adam samimi bir arkadaşlık elde ettiklerini düşünüyordu.
Öğrencinin hocasına ‘hocam’ diye hitap etmesinin nedeni yaşça büyüklere saygısından gelen bir hitap şekliydi. Hoca; sessiz, sakin, gizemli, duygularını pek açık etmeyen ve mütevazi bir kişiliğe sahipti. Hatta mütevaziliği neredeyse kendini küçük görmeye varacak kadardı. İçten içe hep bir savaş halindeydi, ikilemdeydi. Benimle vakit geçirmeyi seviyor mu? Sevmiyor mu? Mecburiyetten mi konuşuyor yoksa istekle mi? Gerçekten varlığımdan zevk alıyor mu?
Onunla bir dostluk kurmanın ileride ondan kaynaklı bir düşmanlığa doğru gideceğini bile düşünüyordu. İşte böyle ilginç bir adamdı, o. İnsanı en çok çeken de bu ikilemleri, kendisi ve insanlar hakkındaki garip düşünceleriydi.
Genç, zamanla hem kendi deneyimi ile hem de hocanın eşiyle yaptığı sohbetler sayesinde hoca hakkında elle tutulur bir fikir edinmişti denilebilir. Evliliğinden ve hayatından memnun, mutlu görünüyordu. Ancak topluma ve kendisine karşı da acımasız bir küskünlüğü vardı sanki.
Genç adam hocasının gizemini, dertlerini ve korkusunu öğrenmek için belli bir süre beklemesi gerekecekti. Bu süre sonunda ise genç adam hem hocasının geçmişini öğrenecek hem de kendi yaşamında yol gösterici olabilecek deneyimleri hocasından edinmiş olacaktı.
Gencin hiçbir somut yüreklendirme olmadan dostluğu sürdürme çabası takdir edilesiydi. Karşı tarafı yüzeysel gözlerle değil de gönülden bir gözle görmesinin bir sonucuydu bu sanırım.
Sohbet ve dertleşme havasında hayata ve insana dair çok