Adı:
Madenci
Baskı tarihi:
Kasım 2018
Sayfa sayısı:
216
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786056840562
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Jaguar Kitap
Burası cehenneme açılan kapıdır. Girebilecek misin?”

Madenci’nin isimsiz anlatıcısı, kafasında tehlikeli düşünceler ve ayağında hasır sandaletlerle ormanda yürürken, hiç tanımadığı Çozo’nun “İş lazım mı genç adam?” çağrısına kulak verir. Bu sese niye karşılık verdiğini pek anlayamaz aslında, neden sonra “Ne tuhaftır ki insan ruhu sonsuzluğa sürüklenmeye hazır da olsa, birisi seslenince hâlâ bir yerlere bağlı olduğunu fark ediveriyor,” diyerek açıklar bu durumu. Fakat tuhaflıklar bununla sınırlı kalmaz ve kendisini
Çozo’nun ardından bakır madenine doğru giderken bulur. Tokyolu kibar bir ailenin iyi yetişmiş çocuğu, kir pas içindeki işçilerin yanında yaşamaya başlar artık. Ve sıra, maden ocağı ile tanışmaya gelir.

1908’de yayımlandığında, hem konu hem de anlatım tekniği açısından zamanının oldukça ilerisinde bir roman olan Madenci, birçok edebiyat tarihçisine göre Beckett ve Joyce’un modernist ve absürt ögelerini fazlasıyla barındıran bir yapıt. Modern Japon edebiyatının kurucusu kabul edilen Natsume Soseki’nin bu öncü romanını, Sinan Ceylan’ın Japonca aslından çevirisi ve Haruki Murakami’nin son sözü ile sunuyoruz.

“Natsume Soseki, Japonya’nın en büyük modern romancısıdır. [...] Yüz yıldan fazla bir zaman önce yazılmış olan bu romanı, sanki bugün yazılmış gibi okuyabildiğimi bilmek ve bundan derinlemesine etkilenmek beni inanılmaz mutlu ediyor.”

- Haruki Murakami -

(Tanıtım Bülteninden)
216 syf.
·3 günde·Beğendi·Puan vermedi
Natsume Soseki, çok kolay bir hayat yaşamayan bir yazar. Japon Edebiyatı'nın en önemli isimlerinden. Gerçi Madenci'nin, yazarın olağan kaleminden biraz farklı şekilde yazıldığı söylense de, yazardan okuduğum ilk ve tek kitap olduğu için bu konuda yorum yapmam mümkün değil.
19 yaşında bazı sorunlar sebebiyle evi terk eden ve yürüyerek hem kendini bulmayı hem de sakinleşmeyi amaçlayan bir gencin hikayesini okuyoruz kitap boyunca. Evinden kaçıyor ve madenci olma yolunda ilerliyor. Bu yolculuk; kibirli ve zengin bir aileden gelen gencimiz için oldukça sarsıcı oluyor. Çünkü hiç düşünmediği durumlarla karşı karşıya kalıyor.
Kitabın ilk yarısında isimsiz anlatıcımızın madene varış serüvenini, diğer yarısında ise madenle tanışma sürecini okuyoruz. Diğer yandan da, arka planda yazıldığı dönemin şartlarını görüyoruz. Taşradaki yaşamı, işçi sınıfının yaşadığı sıkıntıları, yokluğu, mecburiyetleri...
Her ne kadar yazarın bu kitabı, gerçek bir madenciden dinlediği öyküden esinlenerek yazdığı söylense de (bu madenci ondan aşk hikayesini yazmasını istemiştir ancak kitapta aşkla ilgili tek bir satır bile yoktur), bazı detaylar ve bölümler o kadar gerçekçi ki, yazarın bunları yaşamış olduğuna dair bir izlenime kapılmamak mümkün değil. Yine, gerçek bir öyküden esinlenerek yazılsa da ben madeni bir sembol olarak düşünmeyi daha çok seviyorum. Kitaptaki maden olgusunu dilerseniz, aslında hiçbir hayati kaygısı olmayan bir gencin zihinsel ve/veya ruhsal olgunlaşma süreci, dilerseniz var oluş mücadelesi, dilerseniz de kendini kabullenme süreci olarak görün; hangi açıdan bakarsanız bakın ufkunuzu genişletecek bir kitap olduğunu düşünüyorum.
Dili oldukça akıcı ve meraklandırıcı olsa da yer yer, özellikle de anlatıcımızın düşüncelerinin geçtiği bölümler biraz ağır. Zaten çok hızlı okumamanızı tavsiye edeceğim bir kitap Madenci. Sabırla ve yavaş yavaş okunmalı diye düşünüyorum.
Peki siz kendi madeninizin derinliklerine indiğinizde ne bulacaksınız?
Sevgiyle.
Not: Kitabın sonunda Murakami'nin çok başarılı bir inceleme yazısı var, okumanızı tavsiye ederim.
216 syf.
·Puan vermedi
Uyku, ölüm provası belki de. Ya da kaçmanın en güzel yollarından biri. Uzun bir yol, yorucu bir gün, hüzünlü bir olay sonrası üzerimize çöken ağırlığı hafifletme şekli. Ya da yaşama ağrısı asılmış boynumuza durmak dinlenmek fırsatı. Omuzumuzda ki yükü kenara koyup kendi içimize gönülme zamanı. Bu sürece başlarken yada bu süreçten koparken yaşadığımız her şey gerçek olmayabiliyor. Normal sağlıklı insanların bu süreçte gördükleri yada duydukları ya da hissettikleri halüsinasyonları olağan kabul etmemiz belki de bu yüzden. Yükün altına girer ve ya çıkarken nefesimizi tutmamız gibi; gerçeklikten kopmamızda doğal sayılıyor.

“İnsan uykuya daldığı anda zaman ortadan kaybolur. Bu yüzden zaman geçerken acı duyan insanlar için en iyi çare uyumaktır. Ölüm de muhtemelen aynı kapıya çıkıyor olsa gerek. Fakat ölmek öyle göründüğü kadar kolay değildir. Sıradan insan ölümün yerine uykuyu koyarak bundan faydalanır.”

Ölüm ve uyku arasında yaşanan gerçeklikte en çok Umut ayakta tutar bizi. Bir sürü aptalca şey diye sonradan nitelendireceğimiz umutlarımız olmuştur. Çocuklar başka umut besler gençler başka yaşlılar ise bambaşka. Yaşlı bir insanın dileği umudu acısız ve uzun sürmeyen bir ölümdür mesela. Yaşadığımız her an aslında üç şeyin ortası geçmiş gelecek ve şu an. Her an umudun batışına çıkışına şahit oluyoruz. Yaşam ve ölüm arasında verdiğimiz aralarda uykuya dalıyor yeniden yenilenerek çıkıyoruz. Yeniden nefes alıyoruz ve soluksuz tekrar dalıyoruz uykuya ve yaşama. Yaşamak öyle oluyor daima bir ağaç gibi ve bir ormanın içinde.

“İnsanoğlunun tek tutarlı tarafı vücududur. Ve sırf vücudumuz aynı kalıyor diye pek çoğumuz zihnimizin de aynı kaldığı sanrısına kapılır, bugün dün yaptığımızın tam tersini yapsak dahi kendi benliğimizi sürdürdüğümüzü düşünürüz. Sorumluluk meselesi patlak verip de sözlerimizi tutmamakla suçlandığımızda acaba neden hiçbirimiz “Çünkü zihnim hatıralarla dolu ama aslında hepsi paramparça,” diye cevap vermiyoruz? Buelişkiye defalarca düşmüş birisi olarak, saçma olduğunu düşünsem bile bir şekilde sorumlu olduğunu hissediyorum. Böylece insanların topluma kurban gitmeye oldukça müsait bir şekilde bir araya getirildiği sonucuna ulaşıyorum.”

İnsan bu keşmekeş ve kurallar zincirinden bazen kaçmak ister kaçmak eylemi uyku ile geçiştirilemeyecek kadar ağır basabilir hatta ölüm düşünebildiği en iyi kaçış şeklidir. İntihar eylimi bulunan bir gencin öyküsünü okurken o beş altı aylık yoculuğu sonunda ulaştığı bir arpa boyu mesafeyi okuyoruz bu romanda. Kaçmak için tüm yolları denemiş ve fakat bir türlü becerememiş bir gencin yaşadığı hiç bir şeyden ders çıkarmadan geçirdiği süreci okuyorsunuz. Kah ayakta kah sürünerek yürünen tüneli okuyorsunuz. Bu tünel bir çukurun dibinde bakır madeninde geçiyor. Tünelin tüm ayrıntısı olmasa da belli bir hızla yürürken etrafımıza bakıp ne kadar görürsek o kadarını hiç durmadan anlatmak şeklinde yazılmış bir roman. Yani hiçbir manzara karşısında durmamış yazar. Hiçbir olaya empati beslememiş hiçbirini buzdağı gibi görmemiş. Yani yüzeyel bir derinsellik içinde yazmış. Altını biraz kazımış manzara önünde çok az oyalanmış romanda anlattığı o düz yolda hiç durmadan ilerlemiş. Düz yolu kesen hiçbir tali yola sapmamış. Kaçışı, duruşu, hayatta kalma isteğini, utancı, öfkeyi, ve değişmemeyi anlatmış düz yolda sabit bir hızla giderken. Zihinsel süreçleri de sağdan sola dönerken ya da bir göz açıp kapama zamanında yaşamış ve aktarmış. Kısa günlük cümleler eşliğinde okuru yormadan.
Keyifli okumalar!
216 syf.
·3 günde
Kitap 19 yaşında genç bir adamın aşk çıkmazında kalmasından dolayı evden kaçmasıyla başlıyor.. Nereye gideceğini bilmeden yürüyen isimsiz kahraman yolda Çozo adında biriyle karşılaşıyor ve onun ‘ İş lazım mı genç adam?’ sorusu ile yönünü maden işçiliğine çeviriyor.
Kitap boyunca gencin içinde bulunduğu ruh durumunu inceliyoruz, karşılaştığı kişiler ve maden macerasının sonrasında pat diye sona geliyoruz, tam ne olacak diye beklerken kitap bitiveriyor ve sizi bir boşluğa bırakıyor. Madenci olarak çalışmasa bile Kahraman’ın bir dönüşüm yaşaması gerektiğine inanıyordum ancak öylece ortada kalan bir sonla karşılaşınca şaşırdım diyebilirim.
Yine de sona gelene kadar ki anlatımı sevdim.
216 syf.
·5 günde·Beğendi·9/10
Evden ölmek için kaçan bir gencin madene varan yolculuğunu ve bu yolculuk esnasında kendine, hayata, topluma dair çıkarımlarını okuyoruz Madenci'de... Evin huzurlu ve konforlu ortamında belki de hiç aklına gelmeyecek şeyleri, zorlu yolculuk süresince düşünür durur isimsiz kahramanımız... Madene vardığında ise görecekleri daha bir ürkütücüdür... Şartlar çok ama çok zorludur... "Burası cehenneme açılan kapıdır. Girebilecek misin?" sözü üzerine, hem gururundan hem inadından girer devasa madenin içine... Bir yandan da derdi ölmektir...
.
Madenin dibine doğru gittiği kısım ile madende Yasu ile karşılaşması, kitabın can alıcı kısmıydı... Dostu düşmanı, yalanı doğruyu, başkalarının da yaşadığı duruma düştüğünü görenlerin duyduğu hazzı, sefaletin içindeyken küçücük şeylerin mutluluğunu öğrendi bu kısacık zaman diliminde... Benim kitabın sonuna dair varsayımlarım çıkmasa da çok severek okuduğum bir kitap oldu... Haruki Murakami'nin son sözüyle biten kitabı okumanızı tavsiye ederim...
216 syf.
·1 günde·Beğendi·9/10
‘.. ama toplum denilen şey merhametsizdir. Günahlarını içinde saklamayı becerirsen seni her zaman bağışlar fakat açık ettiğin an daha fazla görmezden gelmez.’
.
19 yaşında bir genç evden kaçar. Kaçtığı gün ise cebinde kalan az parayla karşısına çıkan ilk kişinin sözlerine inanmaktan başka çaresi kalmaz. Kendini bir maden ocağında bulur..
.
Madenci, yazıldığı döneme de ışık tutuyor aslında. Tokyo ve taşranın farklılıklarına, insanlık onuruna yakışmayan şartlar altında çalışan madencilere, gençlikte yapılan fevriliklere..
.
Kokoro (Gönül) ve Sanşiro’ dan sonra Madenci’yi okumak Sōseki’ nin çok yönlülüğünün kanıtı niteliğinde. İlgi çekici bir diğer nokta ise karakterlerin tanışmaları..Tesadüf öğesinin işlenişi.
.
Haruki Murakami’nin son sözü ise eseri derinlemesine incelerken yazarın hayatı,eserin yazılma süreci (kendi hikayesi olan bir eser bu) hakkında da bilgileri elde edebiliyoruz.
.
Japonca aslından çeviren Sinan Ceylan ise bir teşekkürü hak ediyor bu güzel eser için.. Sadeliğiyle göz alan kapak tasarımı ise David Drummond’a ait.
.
216 syf.
·15 günde·Beğendi·8/10
Ben Japon edebiyatının yalın ve dolaysız anlatımını seviyorum. Bu kitapta da öyle oldu. Yazar çok sade bir şekilde anlatmış. Hikaye, zengin bir gencin bir gün evden kaçarak Çozo isimli bir adamla bakır madenine çalışmaya gitmesiyle başlıyor. Japon yazarları seviyorsanız okumanızı tavsiye ederim. Keyifli okumalar.
216 syf.
·3 günde·Beğendi·Puan vermedi
Natsume Soseki, 1867 doğumlu, beş çocuklu bir ailenin altıncı çocuğu olarak dünyaya geldi. Maddi zorluklar nedeniyle bir aileye evlatlık verildi. Çiftin boşanması üzerine tekrar öz ailesine geri döndü. Mide ülseri nedeniyle genç yaşında(49) vefat etti. Şimdinin pek çok Japon yazarına ilham kaynağı olmuştur.
.
Madenci eseri ise Murakami'nin deyişine göre diğer eserlerinden oldukça farklıymış. Diğer eserlerini okumadığım için bu farklılıktan haberim yok elbette ki. ‍️ Gelelim hikaye hakkında ne düşündüğüme...
.
Yazar hikayeyi öyle gerçekçi anlatmış ki bir ara "Gerçekten yaşamış herhalde!" diye düşünmeden edemedim. Ancak sonradan öğrendim ki yazar kendisinden aşk macerasını anlatmasını isteyen bir maden işçisinin anlatılarından yola çıkarak bu romanı oluşturmuş. Tabii hikayede aşk hikayesine ise neredeyse hiç değinmemiş. Daha çok madende nelerin olduğuyla ilgilenmiş.
.
Yazdığını da roman olarak degerlendirmiyor yazar. Tabii bir romanda olması gereken unsurlar yeterince vardı. Belki de diğer romanlarından farklı görmesi de eseri roman olarak degerlendirmesini güçleştiriyor.
.
Ben eseri gayet beğendim ve harika bir serüvene çıktım. Anlatım tamamen kurgu olmasına rağmen bana fazlasıyla gerçekçi geldi ve romanda en etkilendiğim şey de buydu sanırım. Altını çizdiğim pek çok da yer olduğunu söylesem aşırıya kaçmış olmam. Özetle okunmaya değer harika bir eser...
.
"Etraflıca düşününce insan kalbinin suya benzediğine kanaat getirdim. Iterseniz kendini çeker, siz geri çekilirseniz o baskın gelir. Insan hayatı el kullanmanın yasak olduğu bir sumo güreşi yapmaya benziyor desem haksız sayılmam."
.
"İnsanın hedefine nihayet ulaştığı, hemen sonrasında ise hedefine ulaşmış olmaktan pişman olduğu zamanlar vardır."
216 syf.
·Puan vermedi
️"Burası cehenneme açılan kapıdır. Girebilecek misin?”konuda geçen madeni anlatan en iyi cümle olsa gerek. Kitabın sonunda son sözü yazan Murakami, Madenci kitabının Soseki' nin en yalın ve roman özelliği taşımayan bir kitabı olduğunu söyler.
️1908'de yayımlanan kitap, anlatım tekniği açısından kendi döneminin çok ilerisinde. Yüz yıldan fazla önce yazılan bu romanı okuduğumda günümüzde mi geçiyor diye şaşırdım. O kadar canlı ve çağı yakalayan bir kitap bu.
️Murakami, Madenci kitabını şu şekilde yorumlar. "Nasıl ki Moby Dick baliba avcılığı üzerine yazılmış bir roman değilse, Madenci de bakır madenciliğine dair teknikler ya da madencilerin çalışma koşulları üzerine yazılmış bir roman değildir. Bu kitap etten kemikten bir insanın iç dünyasının işleyişine dairdir. "
️Romanın anlatıcısı karakterin kendisi yani Soseki kendini Madenci'nin ruhuna bürütüp anlatıyor. "Affedersiniz işemem gerekiyordu" cümlesi yazarın ne kadar edebi dile sahip olduğunu gösteren en güzel cümle oldu benim için. Soseki'nin başta Murakami olmak üzere bir çok japon yazara ilham kaynağı olduğunu da belirtmek lazım
️19 yaşında bir genç evden kaçar. Kaçtığı gün ise cebinde kalan az parayla karşısına çıkan ilk kişinin sözlerine inanmaktan başka çaresi kalmaz. Kendini bir maden ocağında bulur ve madende yaşadığı olayları ve gözlemleri aktarmaya başlar.
Anlatımı basit ve yormayan bu kitabı okumanızı tavsiye ederim. Keyifli okumalar. 🤓
216 syf.
·Beğendi·8/10
Ailesine yük olduğunu düşünen 19 yaşındaki bir gencin ailesi, arkadaşları, sevdiği kadınlar ve en önemlisi de toplumdan uzaklaşıp madencilik hayatını konu alıyor kitap.
Kitabın net bir sonu olmadığı gibi olay örgüsünün olmaması, neden- sonuç ilişkisinin bulunmaması gibi bir çok nokta modernist roman özelliklerinin kitabın içinde olduğunu gösteriyor. Bu arada anlatıcının da roman olmayaşına vurgu yapması postmodern roman özelliklerini bizim önümüze sermektedir.
Kitabı okurken yaşam, ölüm, intihar ve benzeri öğeleri görüyoruz.
Hikaye ve öyküde olay örgüsünün net olmaması bazı durumlarda beni yorsa da genel anlamda sevdiğim bir kitap oldu. Kitabın çoğu kısmını tekrar tekrar okuyacağım.
216 syf.
·Beğendi·8/10
İlk olarak, Madenci, beni Japon edebiyatıyla tanıştıran eser olmuştur. Kitabı biryudumkitapcom seçkisinde görmüştüm ama satın alamamıştım. Listeme eklediğim kitabı sonrasında satın alıp nihayetinde okudum. İlk etapta kitap yavaş yavaş ilerledi ama aslında hep bir merak da uyandırdı bende. “Eee, ne olacak şimdi? Madencilikle ilgili kısım nerede?” diye sora sora okumaya devam ettim. Kitabın kahramanı maden ocağına vardıktan sonra olaylar biraz daha heyecanlandırdı beni açıkçası; ta ki kitabın son cümlesine kadar. Kitapta olaylar tam doruk noktasına ulaşacakken son cümleyi okumuş bulundum. Bunun verdiği şaşkınlıkla Murakami’nin sonsözünü okudum ve taşlar yerine oturdu. Murakami, yazdığı sonsözde kitabın yazıldığı bağlam ile ilgili okuyucuya önemli arka planı veriyor ve ince bir şekilde de eleştiriyor kitabı. Sonsözü okuduğunuz zaman kitaptaki psikolojik ve toplumsal analizleri ve göndermeleri daha net bir çerçeveden görebiliyorsunuz. Bana göre sonsöz, kitaba ışık tutan bir fener niteliğinde olmuş.

Kitabın konusundan bahsetmek gerekirse, kitap, 19 yaşındaki bir gencin iki kadın arasında kalması sebebiyle toplumsal baskıya dayanamayarak evden kaçması ile başlıyor. Kaçtıktan sonra kendi iç dünyası ile sürekli bir savaş içinde olan genç, Çozo adında bir komisyoncu ile tanışır ve madencilik teklifi alır. Başka bir seçeneği olmayan genç, madenci olmak için Çozo’nun peşinden gider ve gelgitli hikâye buradan başlayarak devam eder. Kitap, konu itibariyle maden işçilerinin çalıştıkları ve yaşadıkları ortamların zorluklarına değinse de damardan bir madenci hikâyesi sunmuyor okuyuculara. Murakami’nin de bahsettiği gibi ana karakterin iç dünyasının işleyişini daha çok konu alıyor. Yine de toplumsal sınıf farklarına, emek sömürüsüne ve insani değerlerin yok sayılmasına genel çerçevede değiniyor. Açıkçası, ben okurken madene girmiş ve aşevinde bir iki gece geçirmiş kadar hissedebildim oradaki çaresizliği… Kitap, beni gerçekten çok etkiledi! Hala içimde söküp atamadığım, anlatamadığım bir sıkıntı dolaşıyor. İşte tam da bu etkiyi yarattığı için kitabı kesinlikle başarılı buluyorum. İyi ki okumuşum! Sizlere de tavsiye ederim, keyifli okumalar.
216 syf.
·8/10
Anlatıcının kendi karakterine ve ruh halindeki değişimlere dair betimlemeler çok başarılı; insanı kendisiyle yüzleştiren bir tarafı var kitabın. Fakat tam da hikayenin gidişatında bir şeyler değişecek gibi olunca, yazar “işte bu da böyle bir hikaye, hadi bana eyvallah” der gibi kesip bırakmış.
216 syf.
·8 günde·Beğendi·7/10
Modern japon edebiyatını başlatan yazar olarakta tanınan Natsume Soseki' yi tanımam bayağı geç oldu, ilk defa Haruki Murakami' nin en beğendiğim kitaplarından biri olan sahilde Kafkasında okudum. O kitabın baş karakteri Kafka Tamura kütüphanecisini kandırıp yatılı olarak kaldığı kütüphane/müze karışımı evde kütüphaneci ile konuşuyordu
"ee bugün ne okuyorsun bakalım?", cevap "Soseki külliyatını bitirme bir kitap kaldı"
İşte modern japon edebiyatının bu büyük ismi ile böyle tanıştım tabi o zamanlar bilmiyordum önce biraz araştırdım maalesef o zamanlar Türkçe de sadece bir kitabı vardı Küçük bey oda sahaf olarak, bildiğim sahaflarda bulamamıştım nadir kitaptan alabilirdim ama bir türlü denk gelmedi...
O günden bugüne Natsume Soseki' nin birkaç kitabı daha çevirildi ama ilk okuduğum kitabı Madenci oldu. O yüzden, kitabın sonunda ki Murakaminin incelemesine göre bu kitap Soseki külliyatı içinde yazarın tarzına en ters olanıymış...

Yazar da kitabın pekçok yerinde "yazdıklarım bir türlü romana dönüşemedi der, kitap romanmıdır değilmidir diye bu dev yazarla boy ölçüşmeye niyetim yok elbette fakat kitapta ki betimlemeler çok güzel, çözümlemeler, içsel yolculuklar çok bilgece bütün bunlara kapılıp kitabın sonuna nasıl geldiğinizi anlamıyorsunuz ...
Özellikle japon edebiyatına meraklılar mutlaka okumalı diye düşünüyorum ...

Namaste çek kürekleri kayıkçı
Eyvallah !
İnsanlar zor zamanlarında diğerlerinin senin için neler yaptığını asla unutmamanı iyice tembihler ama unutmak kaçınılmazdır, bunun aksini iddia eden yalan söyler.
İşin kötü tarafı, yürümekte olduğum bu yol ne aydınlığa kavuşuyor ne de karanlığa gömülüyor.her daim yarı karanlık yarı aydınlık vaziyette, çözümsüz kaygılarımın ortasında bir yerde duruyor. Yaşama amacım yoksa da nokta koyamıyorum. Hiç kimsenin olmadığı bir yere gidip tek başıma yaşamak istiyorum.
Kendi ruhunun bilincinde olan herkes için verilmiş sözler ve edilmiş yeminler tamamen gerçek dışıdır. Dahası, verdiği sözleri bahane ederek birini baskı altına almak barbarlığın dik alasıdır.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Madenci
Baskı tarihi:
Kasım 2018
Sayfa sayısı:
216
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786056840562
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Jaguar Kitap
Burası cehenneme açılan kapıdır. Girebilecek misin?”

Madenci’nin isimsiz anlatıcısı, kafasında tehlikeli düşünceler ve ayağında hasır sandaletlerle ormanda yürürken, hiç tanımadığı Çozo’nun “İş lazım mı genç adam?” çağrısına kulak verir. Bu sese niye karşılık verdiğini pek anlayamaz aslında, neden sonra “Ne tuhaftır ki insan ruhu sonsuzluğa sürüklenmeye hazır da olsa, birisi seslenince hâlâ bir yerlere bağlı olduğunu fark ediveriyor,” diyerek açıklar bu durumu. Fakat tuhaflıklar bununla sınırlı kalmaz ve kendisini
Çozo’nun ardından bakır madenine doğru giderken bulur. Tokyolu kibar bir ailenin iyi yetişmiş çocuğu, kir pas içindeki işçilerin yanında yaşamaya başlar artık. Ve sıra, maden ocağı ile tanışmaya gelir.

1908’de yayımlandığında, hem konu hem de anlatım tekniği açısından zamanının oldukça ilerisinde bir roman olan Madenci, birçok edebiyat tarihçisine göre Beckett ve Joyce’un modernist ve absürt ögelerini fazlasıyla barındıran bir yapıt. Modern Japon edebiyatının kurucusu kabul edilen Natsume Soseki’nin bu öncü romanını, Sinan Ceylan’ın Japonca aslından çevirisi ve Haruki Murakami’nin son sözü ile sunuyoruz.

“Natsume Soseki, Japonya’nın en büyük modern romancısıdır. [...] Yüz yıldan fazla bir zaman önce yazılmış olan bu romanı, sanki bugün yazılmış gibi okuyabildiğimi bilmek ve bundan derinlemesine etkilenmek beni inanılmaz mutlu ediyor.”

- Haruki Murakami -

(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 98 okur

  • Meltem Işık
  • M
  • Nuri Z.
  • tuaytu_
  • Nüket Yıldırım
  • Gokcen
  • nesrin kaya
  • Zehra TORUN
  • Kitapkolikfsg
  • Emet Denizci

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%14 (6)
9
%20.9 (9)
8
%25.6 (11)
7
%27.9 (12)
6
%2.3 (1)
5
%4.7 (2)
4
%4.7 (2)
3
%0
2
%0
1
%0