"Bana sorarsan, bütün bu belalar bu kitaplar yüzünden. Kitaplar bir yandı mı, hiçbir şey düşünmez, güzel güzel yaşarız.” (s. 407)
Kitabın arka kapağında “Bir ülkenin hikâyesi, bir insanın hayatında saklıdır.” yazıyor. Ancak kitabı bitirdiğimde bu vaadin çok da karşılanmadığını hissettim.
Aslında güzel bir açılış cümlesi var: “Ben bir tohumum. Geldim, kendimi bu şehre ektim.” diyor yazar. İlk bölüm de aynı şekilde merak duygusunu canlı tutuyor. Anlatıcı, köyünden kente eğitim almak için gelmiş ve akademisyen olma yolunda ilerleyen bir genç. Ancak bir yandan da köylülerinin, özellikle köyün sözü geçen isimlerinden (muhtarı diyebileceğimiz) “Yaşlı Enişte”nin taleplerini geri çeviremediği için sürekli bir koşturmacanın içinde kendini buluyor ve bunun nedenlerini anlatıyor.Sonra kendisi bambaşka yerlere savrulurken, köyü de değişiyor elbette!
Anlatıcının yaşam öyküsü ile köyündeki insanların hikâyeleri bölüm bölüm ilerliyor. Zaten annesi ve babası olmadan, köylülerinin büyüttüğü bir çocuk olduğu için de hikayeler oldukça gerçekçi. Bir bölümde anlatıcının kendi hayatına, bir başka bölümde ise köylülerinden birinin yaşamına tanıklık ediyoruz. Bu paralel yapı, "Vayy be! Bu dünyada bilmediğimiz ne çeşit insanların ne çeşit hikayeleri var(!)" düşüncesi oluşturuyor. Bu yönüyle, adının da çağrıştırdığı gibi tam anlamıyla bir “Hayat Kitabı”.
Diğer yandan, arka kapakta yer alan “bir ülkenin hikâyesi” vurgusunun kurguda beklediğim kadar karşılığı bana kalırsa yok. Evet rüşvet, sağlık sistemi, eğitim ve bürokrasi gibi toplumsal meseleler yer yer hikâyelerin içine yedirilmiş. Ancak daha çok insan hikayelerinin arkasındaki çok ince detaylar gibi kalmış. Fakat bazı seçme konularda da fazlasıyla detay vardı. Ama bunlar insana veya ülke tarihine değil de daha ilgi alanı gerektiren