Öylesine bir okur

7/10
·576 syf.··
Beğendi
·
2026 36. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 09 Haziran 2026 11:01
"Bana sorarsan, bütün bu belalar bu kitaplar yüzünden. Kitaplar bir yandı mı, hiçbir şey düşünmez, güzel güzel yaşarız.” (s. 407) Kitabın arka kapağında “Bir ülkenin hikâyesi, bir insanın hayatında saklıdır.” yazıyor. Ancak kitabı bitirdiğimde bu vaadin çok da karşılanmadığını hissettim. Aslında güzel bir açılış cümlesi var: “Ben bir tohumum. Geldim, kendimi bu şehre ektim.” diyor yazar. İlk bölüm de aynı şekilde merak duygusunu canlı tutuyor. Anlatıcı, köyünden kente eğitim almak için gelmiş ve akademisyen olma yolunda ilerleyen bir genç. Ancak bir yandan da köylülerinin, özellikle köyün sözü geçen isimlerinden (muhtarı diyebileceğimiz) “Yaşlı Enişte”nin taleplerini geri çeviremediği için sürekli bir koşturmacanın içinde kendini buluyor ve bunun nedenlerini anlatıyor.Sonra kendisi bambaşka yerlere savrulurken, köyü de değişiyor elbette! Anlatıcının yaşam öyküsü ile köyündeki insanların hikâyeleri bölüm bölüm ilerliyor. Zaten annesi ve babası olmadan, köylülerinin büyüttüğü bir çocuk olduğu için de hikayeler oldukça gerçekçi. Bir bölümde anlatıcının kendi hayatına, bir başka bölümde ise köylülerinden birinin yaşamına tanıklık ediyoruz. Bu paralel yapı, "Vayy be! Bu dünyada bilmediğimiz ne çeşit insanların ne çeşit hikayeleri var(!)" düşüncesi oluşturuyor. Bu yönüyle, adının da çağrıştırdığı gibi tam anlamıyla bir “Hayat Kitabı”. Diğer yandan, arka kapakta yer alan “bir ülkenin hikâyesi” vurgusunun kurguda beklediğim kadar karşılığı bana kalırsa yok. Evet rüşvet, sağlık sistemi, eğitim ve bürokrasi gibi toplumsal meseleler yer yer hikâyelerin içine yedirilmiş. Ancak daha çok insan hikayelerinin arkasındaki çok ince detaylar gibi kalmış. Fakat bazı seçme konularda da fazlasıyla detay vardı. Ama bunlar insana veya ülke tarihine değil de daha ilgi alanı gerektiren
Hayat KitabıLi Peifu · Kırmızı Kedi Yayınevi · 20262 okunma
Reklam
Puan vermedi·225 syf.··
2026 34. kitabı
·
18 saatte okudu
·
Okunma: 29 Mayıs 2026 16:28
"Kimsesiz çocuklar gibi bırakılmış, yaşlı insanlar gibi görmüş geçirmişiz; kabayız, üzgünüz, satıhrayız...galiba mahvolmuşuz." (S.107) Savaş karşıtı çok fazla kitap okuyunca bu kitap "ortalamadan iyiye yakın" sınıfında kalıyor :) Bir "Johnny Silahını Kaptı" değil yani! 19 yaşında 1. Dünya Savaşı için Fransız sınırında Almanya uğruna savaşan Paul'un ağzından savaşın acımasızlığını, vahşetin normalleşmesini okuyoruz. Asıl güzel yanı bu olağanüstü acımasızlığı olabildiğince dümdüz anlatıyor olması. Filmini daha önce izlemiştim ve yine kitapla film arasında bir bağ kuramadım. Bence kitabın duygusu çok daha derin. Behçet Necatigil'in çevirisine ayrıca bayıldığımı söylemem lazım, muazzam bir iş çıkarmış. İlgilisine tavsiyemdir. Keyifli okumalar dilerim.
Garp Cephesinde Yeni Bir Şey Yok (Ciltli)Erich Maria Remarque · Everest Yayınları · 20204,044 okunma
Puan vermedi·228 syf.··
Beğendi
·
2026 33. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 28 Mayıs 2026 00:00
"Magda hiçbir şey sormazdı. Geçmişi hiç sormazdı. Anın gerisini eşelemezdi. Geçmişin önemli olmadığı zamanlardı ve her şey ana sıkışmıştı. Geçmiş hiç hükmündeydi..." (S.52) İlk kez Ömer Fikret Oyal okudum. Farklı bir üslubu var. Salih isminde yaşlı bir amcamızın geçmişiyle bugünü arasında sıçrayan zamanlarda yaşantısından kesitler anlatılıyor. Buhara/Özbekistan'dan, Almanya, Viyana ve İstanbul'a uzanan bir kurgu. Şehirleri, sokakları, gün batımlarını anlatırken birden Salih Amca'nın aklının içinde oluyoruz. Geçmişte Magna adında bir kadın var. Günümüz ise oldukça güncel. Yaşlı bir amcanın prostatla olan problemi ancak bu kadar iyi anlatılabilirdi :) Açıkcası günümüzle ilgili bölümleri çok daha heyecanla okudum. Geçmiş oldukça kasvetli hissettirdi. "Geçmişin ölümcül bir hastalıktan başka bir şey olmadığını, kişiyi felakete sürükleyeceğini biliyor." (S.44) derken bunu bilerek yaptığını da anlıyoruz. Beğenerek okuduğum bir kitap oldu. Okumaya devam edeceğim bir yazar. Ayrıntıları seven okurlara tavsiye ederim. Keyifli okumalar dilerim.
Magda DöndüğündeÖmer F. Oyal · Yapı Kredi Yayınları · 201595 okunma
9/10
·595 syf.··
Beğendi
·
2026 31. kitabı
·
19 günde okudu
·
Okunma: 25 Mayıs 2026 22:19
"Neredeyse her zaman gizli bir kader olur, dışarıdan görülen ve açıkça yaşanan kaderi peşinden sürükleyen gizli bir kader vardır; dünya çapındaki neredeyse her olay içerideki kişisel bir çelişkinin yansımasıdır." (S.55) Zweig'nın biyografi kitaplarını sevmeyen olduğunu sanmıyorum. Bence aralarında en iyilerinden biri de Marie Antoinette idi. Çocuk yaşta evlendirilmesinden,Fransız ihtilali ile tahtan oluşuna ve idamına uzanan süre toplamda 38 sene ve kitap 600 sayfaya yakın :)) Bence Zweig "Vasat bir karakterin portresi" derken, bir yandan da elindeki potansiyeli kullanmamış, gücünün farkında olmayan, aynı zamanda vasat bir talihin de parçası olmuş bir kadın profili çizmeye çalışmış. Çünkü kitabın sonlarında özellikle mahkemede savunma yapan kraliçe aynı kadın mı diye düşünmeden edemedim. Madem kafan bu kadar çalışıyordu, farkındalığın yüksekti de kendini bunca sene neden heba ettin diye sormak lazımdı? Belki de 16. Louis gibi kendinin antitez örneği olacak bir eşi olmasaydı onun için de saray daha başka olabilirdi. Çocuk yaşta evlendirilmenin üzerine, kraliyetin verdiği baskı ve eşinin yemek, uyumak,kitap okumak dışında pek bir şey yapmıyor olması sanki kraliçeyi bunlara bir tepki olsun diye var olmuşcasına bir yaşama itiyor. Çok severek okudum. Bazen uzatıldığını hissetsem de Zweig'ın kalemine alışık olunca çok da zorlanmadım. Dolambaçlı laf vurmalarının farkına varabilmek için biraz tarih bilgisi gerekiyor hepsi bu. Herkese keyifli okumalar dilerim.
Marie AntoinetteStefan Zweig · Can Yayınları · 20171,207 okunma
10/10
·376 syf.··
Beğendi
·
2026 30. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 24 Mayıs 2026 17:13
"Acı duymak kaçınılmaz bir şeydir ama acı çekmek tercihe bağlıdır." (S.305) Harika bir kitap okudum. Geçen senelerde Ruhlar Evi'ni okıduğum zamanlarda kendimi ruhen o kitabı okımak için ihtiyar bulmuştum :) Daha genç yaşlarda okumam gerektiği hissindeydim. Tam o sırada sevgili çevirmenimiz Eren Yücesan Cendey, Allende'nin Denizin Uzun Taçyaprağı'nı beğeneceğimi söylediği bir mesaj atmıştı. Çok haklıymış. İkinci dünya savaşının ayak sesleri duyulurken İspanya iç savaşı ve Franco rejimi altındaki karakterlerin hikayesiyle başlıyor kitap. Allende'nin güçlü kadın karakterleri kesinlikle ön planda. Bir yandan da savaşın tüm acımasızlığını son derece güzel betimliyor yazar. Bu acımasızlıktan sıyrılıp bir şekilde önce Fransa oradan da Şili'ye olan göçlerini okuyoruz. Tarihi anlatıların tamamının gerçek olması beni daha fazla etkiledi. Yıllardır Livaneli'nin Serenad'ına benzer bir kitap soranlara da ısrarla bu kitabı ve Winnpeg'in öyküsünü okumalarını tavsiye ediyorum. Acaba kitap saçma bir noktaya mı gidecek diyordum ki çok daha iyi bir noktaya evrildi ve bu kez Şili merkezli Latin Amerika tarihine giriş yaptı. Pablo Neruda'nın ünlü yazar Miguel Asturias'a benzerliğini kullanarak onun pasaportuyla ülkeden kaçışı, Salvador Allende'nin sağlık bakanlığından başkanlığa uzanan ve oradan Pinochet diktatörlüğü ile koltuğundan indirilişi gibi tam bir tarih toparlaması yapılıyor. Bir yanda dikatatörlük rejimleri anlatılırken bir yandan da karakterler tüm duyguları kalbinizde hissedeceğiniz şekilde aşkı, tutkuyu ama bir yandan da aşık olma düşüncesine aşık olmayı, ölçüsüz tutkuyu, acıyı, sürgünü yaşıyor. Hem İspanya merkezli Franco diktatörlüğü ve 2. Dünya savaşı hem de Şili merkezli Pinochet diktatörlüğünü anlatan çifte kavrulmuş siyasal zeminli harikulade bir kitaptı. Israrla
Denizin Uzun TaçyaprağıIsabel Allende · Can Yayınları · 2022231 okunma
Reklam