İncelememe başlarken sevgili Jack London bir yerlerden bunları okuyabiliyorsan bu zamana dek Martin Eden için yaptığım kötü yorumlardan dolayı senden çok özür dilemek istiyorum.
2025 BOOKER ÖDÜLÜ KAZANANI olduğu için çok merak etmiştim ama ödül jürisi/jürileri artık aklımızla alay etmekten hoşlanıyor sanırım bu kanaate vardım. Sırf ödül aldığı için kral çıplak demekten çekinip bir yere yamamaya çalışsın okurlar biz de bu çabalarını izleyip kıs kıs gülelim pisliği yapıyorlar. (Yemin edebilirim ama ispatlayamam).
Macaristan'da Istvan diye bir çocuk var 15 yaşında, annesinin 42 yaşındaki arkadaşıyla ilişki yaşamaya başlıyor ve kitap bu minvalde ilerliyor. Zengin kız fakir oğlan hikayesi ama çokca gereksiz cinsellik barındıran versiyonu. Gereksiz cinsellikle kastettiğim şey hikayeye, karakter gelişimine hiçbir katkısı olmayan p*rnografik anlatı. Booker almasa işte Grinin Elli Tonu 'nunun laciverdi ama booker alınca "karanlık hikaye", "varoluşsal felsefe", vb vb etiketlerle oldurma uğraşı veriliyor. (Hatta 50ton'da bu kitaptan daha fazla duygu vardır.).. Sonrasında da hayatını bir "gold diger" olarak devam ettiriyor ve ne hikmetse hep evli kadınlar bu karaktere aşık oluyorlar bu da şaşırıyor ama kendisi öyle hissetmediğini düşünüyor ama yine de yasak ilişkiyi sürdürüyor.
İncelemelerin çoğunda Martin Eden ile özdeşleştirilmiş kitap ama Martin Eden'da iyi kötü geçen bir duygu var okura bu kitapta bir sürü yapay diyaloğa maruz kalıyorsunuz. Ortalara doğru biraz Buddenbrooklar havası aldım kitaptan ama bu kitap hiç bir türlü olmamış.
Benim için aşırı hayal kırıklığı oldu.
“Okuduklarınız arasında dili kullanımı açısından sizi en çok etkileyen yazar kimdir?” diye sorulsa, sanırım hiç düşünmeden Hasan Ali Toptaş derim. Çünkü bu yazarla tanıştığım andan itibaren kendine özgü üslubunu fark ettim. Daha önce karşılaşmadığım benzetmeleri, güçlü anlatımı ve kelimeleri kullanış biçimi beni oldukça etkiledi. Bu durumu yalnızca ilk okuduğum kitabında değil, daha sonra okuduğum diğer eserlerinde de gördüm. Bu nedenle Hasan Ali Toptaş’ın edebiyat dünyamda her zaman özel bir yeri olmuştur.
Ancak şunu da belirtmek gerekir ki yazarın bazı eserlerini anlamak zaman zaman zorlayıcı olabiliyor. Buna rağmen dili kullanmadaki ustalığı ve oluşturduğu atmosfer, okura farklı bir okuma deneyimi sunuyor. Bu yüzden onun eserlerini okumaktan her zaman büyük bir keyif aldığımı rahatlıkla söyleyebilirim.
Yazarla henüz tanışmamış ya da yalnızca birkaç kitabını okumuş okurlara bu eseri önermiyorum. Çünkü böyle bir durumda kitabın onlar için çok faydalı olacağını düşünmüyorum. Hatta kitapta anlatılan birçok şeyin havada kalmasından endişe ediyorum. Yazarı yeterince tanımadan bu eseri okuyanların, onun dünyasını ve anlatmak istediklerini tam olarak kavrayamayacaklarını düşünüyorum.
Ben bir yazarı tanımaya önce eserlerinden başlamayı tercih ederim. Kitaplarını okuduktan sonra ise onun kendisini anlattığı ya da başkalarının onu anlattığı eserlere yönelmeyi severim. Böylece hem yazarın edebi kişiliğini hem de düşünce dünyasını daha iyi anladığımı hissederim. İşte bu kitap da tam olarak böyle bir eser. Yazarı zaten tanıyan okurlar için anlamlı ve değerli bir okuma deneyimi sunuyor.
Bu eser, yazarın çeşitli gazete ve dergilerde yayımlanmış söyleşilerinden oluşuyor. Genel olarak bakıldığında söyleşilerin birbirini desteklediğini, hatta yer yer benzer konular etrafında