Macar asıllı İngiliz yazar David Szalay'ın kaleme aldığı "Beden" adlı roman, okuduğum andan itibaren bana değişik hissettiren bi eser oldu. Öncelikle kitabın arka kapağında yazan "Szalay unutulması zor bir yitik erkek portresi çiziyor." yorumu, aşırı doğru ve romanın ana fikrini oluşturuyor. Szalay, romanının temeline varoluşçuluk felsefesini koyuyor. Yani okumaya başlamadan önce bu konuda biraz fikir edinseniz, iyi edersiniz. Varoluş kavramı, ana kahramanımız olan bir erkek üzerinden sorgulatılıyor. Yazarımız bir erkeğin bedeninin işlevselliğinin farkına varışı, hazzın ilkelerini tanıyışı, yetişkinliğe erişerek kimlik arayışı, toplumsal normların baskıcılığı, geçmişten gelen travmaların yükü, yalnızlık, bir yere ait olamama gibi derin içerikli konularla çok katmanlı bir roman oluşturmayı başarmış. Yani sanki kitabı katman katman soydukça, her bölümde karşınıza psikolojik bir vaka çıkıyormuş gibi! Alt metinleri de dikkatli okuduğumuzda, Szalay'ın güçlü bir toplum eleştirisi yaptığını anlıyorsunuz. Istvan üzerinden artık demode kalmış ataerkilliğe, erkeğin iktidarına, insan ilişkilerindeki güç değişimine karşı bir isyan başlatıyor cümleleriyle... Böylelikle roman daha içselleşerek ve derinleşerek zihinde farklı sekmeler oluşturuyor. Travmalar bir erkeğin duyguları, seks ise bir erkeğin psikolojik açıdan yetersizliğini gözler önüne seriyor. Romanın en beğendiğim yanı bu oldu.
Fazlasıyla karanlık bir roman bulacağınızı belirteyim. Szalay yalın bir üslup tercih etmiyor bir kere, cümleleri veya kelimelerine en az iki-üç farklı metafor, farklı eleştiriler yerleştiriyor. Bu da kaotik, karanlık, epik bir üslup oluşturuyor. Roman, durağan ilerliyor, ancak tam da psikolojik romanlara iyi gelen bir durağanlık bu. Kurgunun zamansal anlamda sıkıntıları var. Yani romanın içinde bir